<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>dokuz8HABER</title>
    <link>https://www.dokuz8haber.net</link>
    <description>Son dakika haberleri, güncel haberler, siyaset, toplum, yaşam haberleri, ekonomideki gelişmeler, emek dünyasından ekoloji mücadelesine ve kadın hareketine yerel ve dünya haberleri dokuz8haber.net'de</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dokuz8haber.net/rss/ozel-dosya" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 23:45:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/rss/ozel-dosya"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[2025 iş cinayetleri almanağı: En az 1956 ölüm]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/2025-is-cinayetleri-almanagi-en-az-1956-olum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/2025-is-cinayetleri-almanagi-en-az-1956-olum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2025 yılı, Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliğinin bir "maliyet" kalemi olarak görüldüğü, tedbirsizliğin ve denetimsizliğin hüküm sürdüğü karanlık bir yıl olarak kayıtlara geçti. İnşaat iskelelerinden tarım tarlalarına, fabrikalardan madenlere uzanan ölüm haritasında sayı yıl bitmeden 2000'e dayandı. İşte "kaza" değil "cinayet" denilen o ölümlerin ay ay dökümü...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, 2025 yılını işçi sınıfı açısından ağır bir bilanço ve derin bir yas ile geride bırakıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi'nin yıl boyunca tuttuğu kayıtlar, "önlenebilir" nedenlerle yaşanan işçi ölümlerinin sistematik bir hal aldığını bir kez daha gözler önüne serdi.</p>

<p>Yıla 6 Şubat depremlerinin artçı etkileri ve enkaz kaldırma çalışmalarındaki ölümlerle başlayan Türkiye, yaz aylarında mevsimlik tarım işçilerinin yollarda ve tarlalarda can vermesine, sonbaharda ise MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında çalıştırılan çocuk işçilerin yaşamdan koparılmasına tanıklık etti. Özellikle Kasım ayında can kaybının rekor seviyeye ulaşması (216 işçi), denetimsizliğin vardığı boyutu kanıtlar nitelikteydi.</p>

<p>Resmi verilere yansımayan göçmen işçi ölümleri ve meslek hastalıkları da eklendiğinde tablonun çok daha vahim olduğu tahmin ediliyor. İSİG Meclisi raporlarına göre yılın ilk 11 ayında en az 1956 işçinin hayatını kaybettiği 2025'in, "iş cinayetleri almanağı"nı derledik.</p>

<p><img alt="istanbul iş cinayeti" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2023/11/alper-baran-foto-1-5.png" width="1280" /></p>

<p></p>

<h3>İşte 1 Ocak'tan bugüne, ay ay Türkiye'nin iş cinayetleri karnesi:</h3>

<p></p>

<p>OCAK 2025: Depremin Gölgesinde Başlangıç</p>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 180 işçi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Yılın ilk ayında özellikle 6 Şubat depremlerinin yıldönümü yaklaşırken, deprem bölgesindeki enkaz kaldırma ve inşaat çalışmalarında yaşanan iş cinayetleri raporlara yansıdı.</p>

<p></p>

<p>İnşaat ve taşımacılık, en çok ölümün yaşandığı iş kolları olarak kayıtlara geçti.</p>

<p><img alt="1 Mayıs’ta Iş Cinayeti Üzerine Inşaat Kalıbı Düşen Işçi Hayatını Kaybetti" class="detail-photo img-fluid" height="450" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/05/1-mayista-is-cinayeti-uzerine-insaat-kalibi-dusen-isci-hayatini-kaybetti.jpg" width="690" /></p>

<p></p>

<h2>ŞUBAT 2025: "Kış Koşulları" ve Düşük Yoğunluk</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 124 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Kış koşullarının ağır geçmesi nedeniyle tarım ve inşaat gibi dış mekan çalışmalarının nispeten azalması, sayının diğer aylara göre daha düşük kalmasında etkili oldu.</p>

<p></p>

<p>Ancak sanayi bölgelerindeki "ezilme" ve "patlama" kaynaklı ölümler devam etti.</p>

<p></p>

<p>4 Mart 2025: Şubat ayı raporu, "İş cinayetlerine, düşük ücretlere ve çocuk işçiliğe karşı mücadele" başlığıyla yayınlandı.</p>

<p><img alt="Iş Cinayeti-8" class="detail-photo img-fluid" height="505" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/08/is-cinayeti-8.jpg" width="860" /></p>

<p></p>

<h3>MART 2025: Baharla Birlikte Artış</h3>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 159 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Tarım sezonunun yavaş yavaş başlamasıyla mevsimlik tarım işçilerinin yollara düşmesi, trafik kazaları (servis kazaları) kaynaklı ölümleri artırdı.</p>

<p></p>

<p>8 Nisan 2025: Mart ayı raporu, "Türkiye'nin olağanlaştırılmış iş cinayetleri rejimi" vurgusuyla kamuoyuyla paylaşıldı.</p>

<p><img alt="Bursa Iş Cinayeti" class="detail-photo img-fluid" height="619" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/07/bursa-is-cinayeti.jpg" width="1000" /></p>

<p></p>

<h2>NİSAN 2025: Çocuk İşçiliği ve Göçmen Ölümleri</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 156 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Sanayi, hizmet, inşaat ve tarım olmak üzere dört ana kolda ölümler dengeli bir şekilde yüksek seyretti.</p>

<p></p>

<p>Özellikle göçmen işçi ölümleri (Afganistanlı, Suriyeli, Türkmenistanlı işçiler) raporda dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>8 Mayıs 2025: Nisan raporunda "Çocuk işçiliği ile mücadele" vurgusu yapıldı; 15 yaş altı çocuk işçi ölümlerine dikkat çekildi.</p>

<p></p>

<h2>MAYIS 2025: 1 Mayıs ve Güvencesizlik</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 178 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Yaz dönemine girilirken inşaat ve tarımdaki iş temposunun artması ölümleri tetikledi.</p>

<p></p>

<p>11 Haziran 2025: Mayıs ayı raporunda "Önlemler alınmıyor, sorumlular ceza almıyor" başlığıyla cezasızlık politikasına dikkat çekildi.</p>

<p></p>

<h2>HAZİRAN 2025: Yüksekten Düşmeler ve Sıcaklar</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 164 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>İnşaat sektöründe "yüksekten düşme" en yaygın ölüm nedeni oldu.</p>

<p></p>

<p>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarının, çobanlar ve tarım işçileri için bir iş cinayeti nedeni olduğu vurgulandı.</p>

<p></p>

<p>8 Temmuz 2025: Raporda, aşırı çalışma ve sıcakların tetiklediği kalp krizlerine işaret edildi.</p>

<p></p>

<h2>TEMMUZ 2025: Yılın En Kanlı Aylarından Biri</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 207 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Yazın en sıcak günlerinde tarım işçileri ve inşaat işçileri arasında beyin kanaması ve kalp krizi vakaları arttı.</p>

<p></p>

<p>Mevsimlik işçilerin barınma ve ulaşım koşullarının kötülüğü, toplu ölümlere (trafik kazaları vb.) zemin hazırladı.</p>

<p></p>

<h2>AĞUSTOS 2025: Sanayi ve Tarımda Zirve</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 192 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Güvencesiz çalıştırmanın (taşeron, kayıt dışı) en yaygın olduğu tarım ve inşaat sektörleri yine başı çekti.</p>

<p></p>

<p>10 Eylül 2025: Açıklanan raporda, yılın ilk 8 ayındaki toplam ölüm sayısının 1359'a ulaştığı duyuruldu.</p>

<p></p>

<h2>EYLÜL 2025: Okulların Açılması ve MESEM Gerçeği</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 206 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında çalıştırılan çocuk/genç işçilerin maruz kaldığı kazalar gündeme geldi.</p>

<p></p>

<p>Tarım işkolunda ölümler zirve yaptı (27 çiftçi, 22 tarım işçisi ölümü).</p>

<p></p>

<p>8 Ekim 2025: Raporda yılın ilk 9 ayında ölen işçi sayısının 1566 olduğu belirtildi.</p>

<p></p>

<h2>EKİM 2025: Sonbahar Hasadı ve Kazalar</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 169 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>6 Kasım 2025: Yayınlanan raporda, yılın ilk 10 ayındaki toplam kaybın 1737'ye ulaştığı açıklandı.</p>

<p></p>

<p>İş cinayetlerine karşı Kocaeli gibi sanayi havzalarında yerel eylemler ve anmalar düzenlendi.</p>

<p></p>

<h2>KASIM 2025: Yılın En Yüksek Ölüm Sayısı</h2>

<p></p>

<p>İş Cinayeti Sayısı: En az 216 işçi.</p>

<p></p>

<p>Gündem ve Öne Çıkanlar:</p>

<p></p>

<p>Kasım ayı, 2025 yılının şu ana kadar tespit edilen en yüksek iş cinayeti sayısına sahip ayı oldu.</p>

<p></p>

<p>İnşaat (73 işçi) ve Sanayi (68 işçi) ölümlerde başı çekti.</p>

<p></p>

<p>14 Kasım 2025: Dilovası'nda yaşanan iş cinayetlerine karşı Kocaeli İSİG Meclisi eylem yaptı.</p>

<p></p>

<p>4 Aralık 2025: Kasım raporu yayınlandı; yılın ilk 11 ayında toplam 1956 işçinin hayatını kaybettiği duyuruldu.</p>

<p></p>

<p>ARALIK 2025: Yıl Sonu</p>

<p></p>

<p>2025 YILI GENEL TABLOSU (İlk 11 Ay)</p>

<p></p>

<p>Toplam Can Kaybı: En az 1956 işçi.</p>

<p></p>

<p>En Çok Ölüm Yaşanan Sektörler: İnşaat, Tarım, Taşımacılık, Sanayi (Metal/Kimya).</p>

<p></p>

<p>Temel Nedenler: Yüksekten düşme, trafik/servis kazası, ezilme/göçük, elektrik çarpması ve kalp krizi.</p>

<p><em>(Not: Veriler, İSİG Meclisi'nin her ayın başında bir önceki aya dair yayınladığı raporlardan ve yıl içi güncellemelerinden derlenmiştir. Aralık ayı verileri henüz raporlanmadığı için Kasım sonuna kadar olan kesinleşmiş veriler ve Aralık ayına dair basına yansıyan bilgiler esas alınmıştır.)</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İŞ CİNAYETLERİ, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/2025-is-cinayetleri-almanagi-en-az-1956-olum</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Dec 2025 19:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/02/iscinayetleri.jpg" type="image/jpeg" length="80250"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Almanak 2025: Kronolojik emek gündemi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/almanak-2025-kronolojik-emek-gundemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/almanak-2025-kronolojik-emek-gundemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enflasyonun gölgesinde, geçim derdinin pençesinde geçen 2025 yılı, Türkiye işçi sınıfı için "masada bitmeyen sözleşmelerin sokakta kazanıldığı" bir yıl oldu. Polonez işçisinin zaferiyle başlayan, İzmir'i durduran belediye grevleriyle büyüyen ve yıl sonunda metal fabrikalarındaki "fırtına" ile zirveye ulaşan 2025’in emek güncesi: İşte direnişin, grevin ve hak arayışının 365 günü...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından 2025 yılı, sadece ekonomik krizle değil, krizin yükünü sırtlanmayı reddeden emekçilerin yükselen sesiyle de kayıtlara geçti. Yüksek enflasyon karşısında günden güne eriyen ücretler, adaletsiz vergi dilimleri ve işverenlerin "kemer sıkma" dayatmaları; sanayi havzalarından belediye şantiyelerine, plazalardan maden ocaklarına kadar tüm çalışma alanlarında ortak bir tepkiyi doğurdu.</p>

<p></p>

<p>Yıla Çatalca'daki Polonez işçilerinin direniş zaferiyle "merhaba" diyen emek hareketi, bahar aylarında kamu ve belediye işçilerinin kitlesel grevleriyle vites yükseltti. Yaz aylarında petro-kimya tesislerinde bacaların durmasına neden olan uyuşmazlıklar, sonbaharda Türk-İş ve DİSK'in öncülüğünde "Vergide Adalet" talebiyle meydanlara taştı.</p>

<p></p>

<p>Yılın son günlerine girilirken ise Türkiye'nin en büyük sanayi kolu olan metal sektöründe MESS ile yürütülen görüşmelerin tıkanması, 2026'ya devredilecek büyük bir grev dalgasının habercisi oldu.</p>

<p></p>

<p>İşte açık kaynaklardan ve saha raporlarından gün gün derlediğimiz, Türkiye'nin dört bir yanındaki öne çıkan işçi eylemleri, grev kararları ve direnişlerin yer aldığı 2025 Emek Almanağı...</p>

<p><img alt="Polonez Işçileri-1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/12/polonez-iscileri-1.jpg" width="1280" /></p>

<p></p>

<h2>OCAK 2025: Yıla Direniş Zaferleriyle Başlangıç</h2>

<p>1 Ocak: Çatalca'da bulunan Polonez Gıda fabrikasında sendikalı oldukları için işten atılan 146 işçi, yeni yılı direniş çadırında "Direne direne kazanacağız" sloganlarıyla karşıladı.</p>

<p></p>

<p>6 Ocak: Polonez Gıda direnişi 172. gününde zafere ulaştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yapılan toplantı sonucunda Tekgıda-İş Sendikası ile işveren arasında uzlaşı sağlandı; işçilerin kıdem ve ihbar tazminatları ile boşta geçen süre ücretlerinin ödenmesi karara bağlandı.</p>

<p></p>

<p>10 Ocak: Balıkesir Gönen’de Arıtaş Kriyojenik fabrikasında Birleşik Metal-İş üyesi işçilerin sürdürdüğü grev, toplu iş sözleşmesinin (TİS) imzalanmasıyla son buldu.</p>

<p></p>

<p>20 Ocak: Fernas Madencilik işçileri, 2024 sonbaharında Ankara'da yürüttükleri mücadelenin sonucunu aldı. İşveren ile varılan mutabakat gereği, Ocak ayı maaşlarında yapılan iyileştirmeler ve sendikal güvenceler işçilere tebliğ edildi.</p>

<p></p>

<p>21 Ocak: Gübretaş (Gübre Fabrikaları T.A.Ş.) ile Petrol-İş Sendikası arasında 01.01.2025-31.12.2026 dönemini kapsayan yeni dönem toplu iş sözleşmesi görüşmeleri resmen başladı.</p>

<p></p>

<p></p>

<h2>ŞUBAT - MART 2025: TİS Görüşmeleri ve Yerel Uyarılar</h2>

<p>15 Şubat: Kamu işçilerini kapsayan "Kamu Çerçeve Protokolü" (2025-2026) için konfederasyonlar (Türk-İş ve Hak-İş) ortak taslak çalışmalarına hız verdi.</p>

<p></p>

<p>8 Mart: Kadın işçiler; İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere organize sanayi bölgelerinde "Eşit İşe Eşit Ücret" talebiyle vardiya çıkışlarında bildiriler okudu.</p>

<p></p>

<p>18 Mart: Tarım işçileri sendikası Tarım-Sen, Ege Bölgesi'ndeki sera işletmelerinde (Agrobay süreci takibi) güvencesiz çalışmaya karşı bölgesel toplantılar ve yerel basın açıklamaları başlattı.</p>

<p><img alt="Tüpraş-1" class="detail-photo img-fluid" height="1067" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/04/tupras-1.jpg" width="1600" /></p>

<h2>NİSAN 2025: Petro-Kimya'da İlk Kıvılcımlar</h2>

<p>22 Nisan: Koç Holding’e bağlı Tüpraş rafinerilerinde (İzmit, İzmir, Kırıkkale, Batman), Petrol-İş Sendikası ile yürütülen TİS görüşmelerinde işverenin %28'lik zam teklifine karşı işçiler, sabah vardiyasında iş bırakarak fabrikalara kapandı ve üretimi durdurdu.</p>

<p><img alt="Izmir Disk Eylem-1" class="detail-photo img-fluid" height="562" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/12/izmir-disk-eylem-1.jpg" width="1000" /></p>

<h2>MAYIS 2025: İzmir'de Grev ve Sanayi Eylemleri</h2>

<p>6 Mayıs: İzmir Büyükşehir Belediyesi iştirakleri İZELMAN ve İZENERJİ'de örgütlü Genel-İş Sendikası, TİS görüşmelerindeki uyuşmazlık nedeniyle yarım günlük uyarı eylemi yaptı; otobüs ve vapur seferleri aksadı.</p>

<p></p>

<p>13 Mayıs: Petrol-İş Sendikası'nın örgütlü olduğu İzmir Çiğli’deki TPI Kompozit fabrikasında (rüzgar gülü kanadı üretimi), işverenin %30'luk düşük zam teklifi nedeniyle grev başladı.</p>

<p></p>

<p>16 Mayıs: Kocaeli Yarımca ve Hatay tesislerinde faaliyet gösteren Gübretaş'ta sendika, anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararı aldığını duyurdu.</p>

<p></p>

<p>28 Mayıs: Gebze ve İzmir'de kurulu DYO Boya fabrikalarında Petrol-İş üyesi işçiler greve çıktı. Grevin 7. gününde Petrol-İş Genel Başkanı Süleyman Akyüz fabrikaları ziyaret etti.</p>

<p></p>

<p>28 Mayıs: Temizlik ve kozmetik üreticisi Reckitt Benckiser fabrikasında toplu sözleşme uyuşmazlığı nedeniyle işçiler greve başladı.</p>

<p></p>

<p>29 Mayıs: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde 23 bin işçiyi kapsayan TİS görüşmelerinin tıkanması üzerine dev grev başladı. Metro, tramvay, otobüs ve vapur seferleri tamamen durdu; şehirde çöpler toplanmadı.</p>

<p><img alt="Özel Sektör Öğretmenler Sendikası Gözaltı" class="detail-photo img-fluid" height="657" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/07/ozel-sektor-ogretmenler-sendikasi-gozalti.jpg" width="1079" /></p>

<h2>HAZİRAN 2025: Grevlerin Sonu ve Öğretmenlerin Yürüyüşü</h2>

<p>2 Haziran: İzmir'de grevin 5. gününde kentte biriken çöp dağları ve ulaşım krizi ulusal basında geniş yer buldu.</p>

<p></p>

<p>4 Haziran: İzmir Büyükşehir Belediyesi grevi sona erdi. Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın sunduğu son teklif işçiler tarafından kabul edildi; işçiler %30 üzeri zam ve sosyal hak iyileştirmeleriyle işbaşı yaptı.</p>

<p></p>

<p>12 Haziran: Grev sonrası süreçte İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bazı birimlerinde (İZDOĞA vb.) "bütçe kısıtlaması" gerekçesiyle işten çıkarma listelerinin hazırlandığı iddiaları üzerine işçiler belediye önünde eylem yaptı.</p>

<p></p>

<p>19 Haziran: Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, taban maaş yasasının Meclis'ten geçmesi talebiyle İstanbul'dan Ankara'ya "Eğitim Nöbeti ve Büyük Yürüyüş" başlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>25 Haziran: Ankara'ya ulaşan özel sektör öğretmenleri, TBMM Çankaya kapısı önünde oturma eylemi ve basın açıklaması gerçekleştirdi; polis müdahalesiyle karşılaşan öğretmenler geceyi parkta geçirdi.</p>

<p><img alt="Gübretaş Grev" class="detail-photo img-fluid" height="658" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/10/gubretas-grev.jpg" width="1000" /></p>

<h2>TEMMUZ 2025: Gübretaş'ta Tarihi Grev</h2>

<p>3 Temmuz: Kocaeli ve İskenderun’daki Gübretaş fabrikalarında, 16 Mayıs'ta alınan karar hayata geçirildi ve işçiler fiilen greve çıktı. Fabrika bacaları durdu.</p>

<p></p>

<p>15 Temmuz: TÜİK'in açıkladığı 6 aylık enflasyon verilerine tepki gösteren memur ve emekli sendikaları (Birleşik Kamu-İş, Emekli-Sen), bordrolarını yakarak zam oranlarını protesto etti.</p>

<p><img alt="Geçinemiyoruz (1)-1" class="detail-photo img-fluid" height="505" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/gecinemiyoruz-1-1.jpg" width="860" /></p>

<h2>AĞUSTOS - EYLÜL - EKİM 2025: "Geçinemiyoruz" ve Vergi Eylemleri</h2>

<p>Eylül Ayı Boyunca: Türk-İş ve DİSK'e bağlı sendikalar, vergi dilimlerindeki adaletsizliğe karşı "Zordayız Geçinemiyoruz" sloganıyla her hafta Çarşamba günü fabrikalarda ve meydanlarda kitlesel basın açıklamaları düzenledi.</p>

<p></p>

<p>15 Ekim: Kocaeli'de Betek Boya işçileri, işverenin sendika yetkisine itiraz etmesi ve masaya oturmaması üzerine vardiya giriş-çıkışlarında alkışlı protestolara başladı.</p>

<p></p>

<p>21 Ekim: İzmir Konak Belediyesi şirketi MERBEL ve Karşıyaka Belediyesi şirketi Kent A.Ş. işçileri, maaşların parça parça ödenmesini protesto etmek için belediye binaları önünde iş bırakma eylemi yaptı.</p>

<p></p>

<h2>KASIM 2025: Uzun Grevlerin Zaferi</h2>

<p>22 Kasım: Gübretaş Grevi 140. gününde zaferle sonuçlandı. Petrol-İş Sendikası ile işveren arasında yapılan 14 saatlik son görüşme neticesinde TİS imzalandı; işçiler taleplerini büyük oranda kabul ettirdi.</p>

<p></p>

<h2>ARALIK 2025: Yıl Sonu Eylem Fırtınası</h2>

<p>8 Aralık: İstanbul'da HepsiJET motokuryeleri, kargo başına ücretlerin düşüklüğünü ve ağır çalışma koşullarını protesto etmek için kontak kapattı; dağıtım merkezleri önünde konvoy oluşturdu.</p>

<p></p>

<p>8 Aralık: İzmir Büyükşehir Belediyesi iştirakleri (İZDOĞA, İZBETON) çalışanları, yıl ortasında imzalanan sözleşmedeki bazı maddelerin uygulanmaması ve maaş gecikmeleri nedeniyle tekrar iş bırakma eylemi yaptı.</p>

<p></p>

<p>13 Aralık: TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları’nda (Muğla ve Kastamonu bölgeleri), Nakliyat-İş Sendikası üyesi işçiler TİS sürecindeki tıkanıklık nedeniyle greve çıktı.</p>

<p></p>

<p>23 Aralık: Metal sektöründe MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine Birleşik Metal-İş Başkanlar Kurulu toplandı ve eylem takvimi açıkladı.</p>

<p></p>

<p>24 Aralık: Birleşik Metal-İş, 29 Aralık'tan itibaren "fazla mesaiye kalmama" kararını duyurdu.</p>

<p></p>

<p>25 Aralık (Perşembe): Metal işçileri, MESS'in %19'luk (seyyanen artışla %30) zam teklifini protesto etmek için tüm vardiyalarda 1 saat süreyle üretimi durdurdu. Fabrika bahçelerinde yürüyüşler yapıldı.</p>

<p></p>

<p>26 Aralık (Cuma): Metal işçileri Bursa Mudanya'da bulunan MESS temsilciliği önüne siyah çelenk bırakarak kitlesel bir miting düzenledi.</p>

<p></p>

<p>27 Aralık: Bakırköy Belediyesi'nde Genel-İş üyesi işçiler, grev kararını belediye binasına astı.</p>

<p></p>

<p>28 Aralık (Bugün): Yarın (29 Aralık Pazartesi) başlayacak olan "Metalde Fazla Mesaiye Hayır" eylemi öncesinde fabrikalardaki işyeri temsilcileri son hazırlıklarını tamamladı. İşçiler, "MESS dayatmalarına teslim olmayacağız" mesajı verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EMEK DÜNYASI, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/almanak-2025-kronolojik-emek-gundemi</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Dec 2025 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/09/isci-eylem-fernas-soma-maden.jpeg" type="image/jpeg" length="14118"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sürecin bir yılı: Tokalaşmadan bugüne, bir yılda neler oldu?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/surecin-bir-yili-tokalasmadan-bugune-bir-yilda-neler-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/surecin-bir-yili-tokalasmadan-bugune-bir-yilda-neler-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’teki tokalaşmasıyla başlayan ve PKK’nin fesih kararıyla devam eden süreçte bir yıl doldu. Görüşmeler, yasal düzenleme raporlarıyla yeni bir aşamaya ulaştı…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) yeni yasama dönemi açılışında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) sıralarına giderek tokalaşmasıyla başlayan sürecin ilk yılı tamamlandı. Bahçeli’nin 15 Ekim ve 22 Ekim tarihlerinde PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik yaptığı, örgütün lağvedildiğini ilan etmesi ve "umut hakkı" düzenlemesine dair çağrıları, 2025 yılı boyunca sürecek olan bir dizi görüşme ve kararın zeminini oluşturdu.</p>

<p><img alt="Bahceliden Dem Parti Ile Tokalasma Aciklamasi 1024X576 (3)" class="detail-photo img-fluid" height="576" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2024/10/bahceliden-dem-parti-ile-tokalasma-aciklamasi-1024x576-3.webp" width="1024" /></p>

<p></p>

<h2>SÜRECİN KRONOLOJİK GELİŞİMİ</h2>

<p></p>

<p>2025 yılı içerisindeki yaşanan önemli gelişmeleri şöyle:</p>

<p></p>

<p>2 Ocak - DEM Parti İmralı Heyeti'nin TBMM ziyaretleri</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti, Ahmet Türk ile birlikte TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve Devlet Bahçeli'yi ziyaret etti. Heyet adına konuşan Sırrı Süreyya Önder'den "umutluyuz" açıklaması geldi. Bahçeli "Ortada yeni bir çözüm diye bir süreç yoktur. Geldiğimiz bu aşamada Kürt kardeşlerimiz oynanan kanlı oyunun içyüzünü okumuş, hıyanetin azılı figüranlarını tanımış, emperyalizmin cinayet kampanyasını görmüştür. Bu nedenle bölücü terör örgütünün Kürt kardeşlerimizin iradesine ve istikbaline ipotek koyma teşebbüsü boşa düşmüştür" mesajını verdi.</p>

<p></p>

<p>6 Ocak</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti, TBMM'de AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ile bir saat görüştü. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi.</p>

<p></p>

<p>7 Ocak</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile TBMM'de bir araya geldi. Heyet daha sonra DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ile görüşme yaptı. Partilere Öcalan'ın mesajları ve süreç hakkında bilgilendirme yapıldı. İYİ Parti ise DEM Parti'ye randevu vermeyen tek parti oldu.</p>

<p></p>

<p>8 Ocak</p>

<p></p>

<p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "PKK/YPG terör örgütü Suriye'den çıkmazsa askeri harekât yaparız" dedi. PKK'nin tüm kadrosu ile Suriye'yi terk etmesi gerektiğini söyleyen Fidan, "Buna yönelik hazırlık veya niyet görmüyoruz" dedi.</p>

<p></p>

<p>13 Ocak</p>

<p></p>

<p>İçişleri Bakanlığı, Mersin'in Akdeniz Belediyesi Belediye Eşbaşkanları görevden uzaklaştırıldı, cezaevine gönderildi, yerlerine kayyum atadı. DEM Parti, "Kayyım ısrarı, çözüm ve barış ihtimalini sabote etmeye dönük bir adım" değerlendirmesinde bulundu. Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ise "Halkların bir arada yaşam umuduna yapılmış siyasi suikasttir. Reddediyoruz" dedi.</p>

<p></p>

<p>16 Ocak</p>

<p></p>

<p>KDP lideri Mesud Barzani ile SDG lideri Mazlum Abdi Erbil'de görüştü. Abdi "Suriye'deki değişim sürecini tartıştık. Suriye'de Kürtlerin tutumlarının bir olması gerektiği ve Şam ile diyalogun Kürt halkının haklarını barışçıl bir şekilde koruması gerektiği konusunda anlaştık. Ayrıca Kürtlerin birliği ve bölgedeki istikrarın korunmasının hepimizin görevi olduğuna vurgu yaptık" diye konuştu. Kürtlerin Şam'a sadece PYD olarak değil, diğer Kürt partileriyle ortak heyet göndermesi konusunda uzlaşıldı.</p>

<p></p>

<p>22 Ocak</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Van Milletvekili Pervin Buldan, Abdullah Öcalan'la İmralı'da ikinci görüşmeyi yaptı. Heyette Ahmet Türk yer almadı. Yaklaşık 3 saatlik görüşmeye ilişkin heyet açıklama yapmadı.</p>

<p></p>

<p>28 Ocak</p>

<p></p>

<p>AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yaklaşık iki saat süren MKYK toplantısının ardından yaptığı açıklamada, İmralı'daki ziyaret trafiğinin tamamlandığını ve sürecin bir pazarlık olmadığını söyleyerek, "Bundan sonra beklenen terör örgütünün tasfiye edilmesiyle ilgili çağrının ortaya çıkması" dedi.</p>

<p></p>

<p>SDG lideri Mazlum Abdi, Şam'da Ahmed el-Şara ile yaptığı görüşmelerde ordunun yeniden yapılandırılması ve ülkenin toprak bütünlüğü konularında mutabakat sağladıklarını açıkladı. Abdi, 10 yıldır bölgede faaliyet gösteren SDG'nin, Suriye ordusunun parçası olacağını belirtti.</p>

<p></p>

<p>29 Ocak</p>

<p></p>

<p>İçişleri Bakanlığı, DEM Partili Siirt Belediyesi'ne kayyum atadı. Tuncer Bakırhan "Bir taraftan kayyum bir taraftan müzakere olmaz. Bir taraftan halkın iradesini gasbedip, bir taraftan 'Biz bu sorunu çözeriz, Türkiye barışını sağlayalım' olmaz. Sayın Bahçeli'ye sesleniyorum, Türkiye barışını böyle mi sağlayacaksınız?" dedi.</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkan Bahçeli ise örgütün silah bırakması için bir kez daha çağrıda bulundu. Bahçeli, "Eğer silah bırakmazlarsa o silahları kafalarında kırarız" ifadelerini kullandı. Bahçeli, DEM Parti heyeti ile İmralı arasındaki görüşmelerin "Terörsüz Türkiye" hedefine şartsız destek olmasını istedi.</p>

<p></p>

<p>Suriye'de ise Ahmed el-Şara, Esad'ı deviren silahlı birçok grubun katıldığı kapalı toplantıda geçiş döneminin devlet başkanı ilan edildi. Toplantıda Kürtler, Aleviler, Dürziler ve Güney Operasyon Merkezi yer almadı. SDG bu toplantının Suriye halklarını temsil etmediğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>4 Şubat</p>

<p></p>

<p>Suriye geçici Devlet Başkanı el-Şara, davet üzerine geldiği Ankara'da, "Suriye'nin kuzeydoğusunu işgal altında tutan bölücü terör örgütü ve yandaşlarına karşı atılacak adımları mütalaa ettik" dedi. Erdoğan, IŞİD kamplarının kontrolü de dahil Suriye'ye her türlü desteği vereceklerini söyledi.</p>

<p></p>

<p>7 Şubat</p>

<p></p>

<p>PKK yöneticisi Murat Karayılan, yaşanan gelişmelerin devleti bir kez daha Abdullah Öcalan'a başvurmaya mecbur bıraktığını söyleyerek, "Tek çağrıyla bu iş biter mi? Biz on binlerce silahlı gücü bulunan bir hareketiz ve bu güç öyle para için gelmiş, maaşını kesip 'evine git' denilince hemen onu yapacak bir güç değil" dedi. Öncelikli adımlardan birinin ateşkes olduğunu söyleyen Karayılan, "Sonra dil değiştirilerek barış dili kullanılabilir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Suriye'nin talebi üzerine "ordunun kapasitesinin geliştirilmesi" adına iş birliği yapılacağını bildirerek, "Türkiye olarak önceliğimiz, Suriye'nin toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesi, Suriye'de istikrarın sağlanması ve terörist unsurların, özellikle PYD/YPG'nin Suriye'nin kuzeyindeki faaliyetlerinin engellenmesidir" açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>12 Şubat</p>

<p></p>

<p>PKK bildiri yayınladı. Abdullah Öcalan'ın yakında yapması beklenen açıklama ile ilgili notların yer aldığı bildiride, sürecin hem örgütü hem de Türkiye'nin demokratik yapısını dönüştüreceği belirtildi. Açıklamada devletin korkmaması gerektiği, devletin yıkılmayacağı, demokratik temelde yeniden yapılandırılacağı vurgulandı. "Öcalan'ın yapacağı açıklama herkes için bir değişim ve dönüşüm süreci başlatacaktır" ifadelerinin yer aldığı bildiride, başarı için tüm tarafların "bilinçli, örgütlü ve katılımcı çaba" göstermesi gerektiği kaydedildi. Açıklamada "sürecin ancak ciddi bir karşıtlık ve darbesel müdahale olmazsa başarıya ulaşabileceği" ifadeleri dikkati çekti.</p>

<p></p>

<p>13 Şubat</p>

<p>PKK'nin açıklamasının ardından KCK eş başkanı Cemil Bayık, Abdullah Öcalan'dan mektup aldıklarını duyurdu.</p>

<p></p>

<p>15 Şubat</p>

<p></p>

<p>11 Şubat'ta üç yıl hapis cezası alan Van Belediye Başkanı Abdullah Zeydan'ın yerine kayyum atandı.</p>

<p><img alt="Öcalan Imralı" class="detail-photo img-fluid" height="534" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/05/ocalan-imrali.png" width="863" /></p>

<p></p>

<p>27 Şubat</p>

<p></p>

<p>DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan'ın yanı sıra Ahmet Türk, Cengiz Çiçek, Faik Özgür Erol, Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan'nın yer aldığı DEM Parti İmralı Heyeti, İmralı Adası'nda Abdullah Öcalan ile görüştü. Öcalan, örgüte "silah bırakma ve kendini feshetme" çağrısı yaptı. DEM Parti heyeti İmralı'daki ziyaret sonrasında yapılan İstanbul'da düzenlediği basın açıklamasında, Öcalan'ın "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" başlıklı mesajını aktardı. Öcalan mesajında, "Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>28 Şubat</p>

<p></p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Öcalan’ın çağrısına ilişkin, “Yeni bir safhaya geçilmiştir” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkanı Bahçeli ise Öcalan'ın açıklamasının "baştan sona değerli ve önemli" olduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>CHP Genel Başkanı Özel, hükümet ile İmralı arasındaki müzakerelerin bir yıldan uzun süredir devam ettiğini iddia etti.</p>

<p></p>

<p>AKP Sözcüsü Ömer Çelik de "Irak ve Suriye'deki tüm uzantılarıyla terör örgütü silah bırakmalıdır ve kendisini feshetmelidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>1 Mart</p>

<p></p>

<p>PKK, Öcalan’ın çağrısına karşılık olarak 1 Mart 2025 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ateşkesi ilan etti. Örgüt, Öcalan'ın çağrısının içeriğine katıldığını ve çağrının gereklerine uyacağını kaydetti. PKK, kongre toplama çağrısı ile ilgili olarak "kongre toplamak için hazır olduğunu ancak bunun gerçekleşebilmesi için uygun güvenlikli ortamın oluşması ve kongrenin başarısı için de Öcalan'ın bizzat yönlendirmesi ve yürütmesinin gerektiğini" belirtti.</p>

<p></p>

<p>19 Mart</p>

<p></p>

<p>PKK yöneticisi Duran Kalkan, “Söz var, pratik yok” diyerek, iktidar ve devletin adım atmadığını söyledi.</p>

<p></p>

<p>20 Mart</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkanı Bahçeli Nevroz’u kutladı ve PKK'nın "bir an evvel kongresini toplayarak fesih kararı alması" ve silahlarını teslim etmesi gerektiğini söyledi. Bahçeli, fesih için 4 Mayıs tarihini ve kongrenin toplanma yeri olarak da Muş'un Malazgirt ilçesini önerdi.</p>

<p></p>

<p>21 Mart</p>

<p></p>

<p>PKK yöneticisi Murat Karayılan, sürecin Öcalan tarafından yürütülmesi gerektiğini belirterek, kongrenin toplanması için saldırıların durması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>23 Mart</p>

<p></p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu “yolsuzluk” iddiasıyla tutuklandı.</p>

<p></p>

<p>25 Mart</p>

<p></p>

<p>DEM Parti ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) heyeti Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) giderek görüşmeler yaptı.</p>

<p></p>

<p>10 Nisan</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti, ilk defa Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Cumhurbaşkanlığı'nda görüştü. Sırrı Süreyya Önder, “Çok pozitif bir görüşme oldu” dedi. 1 saat 25 dakika süren görüşmede AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala'nın yanı sıra MİT Başkanı İbrahim Kalın da yer aldı. Bu görüşme, 13 yıl sonra yapılan ilk görüşme olarak tarihe geçti.</p>

<p><img alt="sırrı süreyya" class="detail-photo img-fluid" height="800" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2023/02/sirri-sureyya.jpg" width="1280" /></p>

<p></p>

<p>15 Nisan</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder, kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırıldı.</p>

<p></p>

<p>19 Nisan</p>

<p></p>

<p>Kürdistan Yurtseverler Birliği Genel Başkanı Bafil Talabani, PKK’nin kongresinin Türkiye’nin saldırıları nedeniyle toplanamadığını açıkladı.</p>

<p></p>

<p>21 Nisan</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol, Abdullah Öcalan ile dördüncü kez görüştü. Öcalan, “Herkesin Sırrı Süreyya Önder’in kaldığı hastaneye gittiğini, onun anısına bağlılığını beyan ettiğini görüyorum” mesajı verdi.</p>

<p></p>

<p>24 Nisan</p>

<p></p>

<p>DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ve DEM Partili milletvekillerinin içinde olduğu heyet, Kuzey ve Doğu Suriye’ye geçti.</p>

<p></p>

<p>3 Mayıs</p>

<p></p>

<p>Sırrı Süreyya Önder, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.</p>

<p></p>

<p>9 Mayıs</p>

<p></p>

<p>PKK, 5-7 Mayıs tarihlerinde iki ayrı noktada paralel olarak 12. Kongresi'ni topladığını açıkladı. Açıklamada PKK lideri Öcalan'ın çağrısı temelinde "tarihi öneme sahip kararlar alındığı" belirtildi, bunların ileri bir tarihte duyurulacağı ifade edildi.</p>

<p></p>

<p>12 Mayıs</p>

<p></p>

<p>Öcalan'ın çağrısıyla 5-7 Mayıs'ta kongre toplayan PKK, örgütün feshedildiğini açıkladı. 12. Kongre’nin sonuç bildirgesinde, "pratikleşme süreci Abdullah Öcalan tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere" örgütsel yapısını feshettiğini, silahlı mücadele yöntemini ve PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdığını söyledi.</p>

<p></p>

<p>Bahçeli, yaptığı açıklamada, “Barış tohumları umutla sulanmış, çiçek açmıştır. Tarihsel sorumluğu üzerine alan PKK’nın kurucu önderi Abdullah Öcalan’a, İmralı-DEM heyetlerine ve DEM Parti’nin eş genel başkanlarına şükranlarımı sunuyorum” dedi.</p>

<p></p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan da, “Alınan kararı ülkemizin güvenliğinin milletimizin ebedi kardeşliğinin perçinlenmesi adına önemli buluyoruz” açıklaması yaptı.</p>

<p></p>

<p>18 Mayıs</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, PKK’nin 5-7 Mayıs tarihlerinde düzenlediği kongrenin ardından beşinci kez Abdullah Öcalan ile görüştü.</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdıkları süreçle ilgili TBMM'de komisyon kurulması çağrısı yaptı.</p>

<p></p>

<p>4 Haziran</p>

<p></p>

<p>Kamuoyunda "10. Yargı Paketi" olarak bilinen Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. DEM Parti ve diğer muhalefet partilerinin eleştirdiği 10. Yargı Paketi'nde Selahattin Demirtaş dahil bazı siyasi tutuklular ve hasta mahkumlar için istenen düzenlemeler yer almadı.</p>

<p></p>

<p>6 Haziran</p>

<p></p>

<p>Tuncer Bakırhan, Eren Bülbül’ün annesini arayarak bayramını kutladı. Görüşmede Ayşe Bülbül, “Artık anneler ağlamasın” diyerek sürece desteğini dile getirdi.</p>

<p></p>

<p>8 Haziran</p>

<p></p>

<p>İmralı’da Abdullah Öcalan ve cezaevindeki diğer 6 tutuklu, aileleriyle bayram görüşü yaptı.</p>

<p></p>

<p>24 Haziran</p>

<p></p>

<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis'te kurulması planlanan komisyonla ilgili TBMM'deki siyasi partilerin grup başkan ve başkanvekilleriyle bir araya geldi.</p>

<p></p>

<p>26 Haziran</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş görüştü. Sancar, sürecin hukuksal güvenceye alınması için Meclis’in hayati rol oynayacağını söyledi.</p>

<p></p>

<p>26 Haziran</p>

<p></p>

<p>Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, Kobani Davası’nda 36 siyasetçi hakkında 16 Mayıs 2024’te açıkladığı mahkumiyet kararlarının gerekçesini açıkladı. Gerekçeli karar 32 bin 630 sayfadan oluştu.</p>

<p></p>

<p>5 Temmuz</p>

<p></p>

<p>Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkan Vekili ve Adana Büyükşehir Belediyesi Başkanı Zeydan Karalar, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.</p>

<p></p>

<p>6 Temmuz</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, altıncı kez Öcalan ile görüştü.</p>

<p></p>

<p>7 Temmuz</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ikinci kez görüştü.</p>

<p></p>

<p>8 Temmuz</p>

<p></p>

<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” ile ilgili yeni bir “eylem planı” sunan Türkiye, Öcalan’ı “umut hakkından muaf tuttuğunu tekrarladı.</p>

<p></p>

<p>8 Temmuz</p>

<p></p>

<p>Manavgat Belediyesi Başkanı Niyazi Nefi Kara, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar tutuklandı.</p>

<p></p>

<p>9 Temmuz</p>

<p></p>

<p>Öcalan ve İmralı adasındaki diğer hükümlülerin yer aldığı videolu mesaj yayımlandı. Öcalan, “Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum” çağrısı yaptı. Bu, Öcalan'ın 1999 yılından beri ilk videolu görüntüsü oldu.</p>

<p></p>

<p>11 Temmuz</p>

<p></p>

<p>Barış ve Demokratik Toplum Grubu, Öcalan’ın çağrısı üzerine Süleymaniye kenti kırsalında Casena Mağarası önünde sembolik silahları yakma töreni düzenledi. Yapılan açıklamada, "Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz" ifadeleri kullanıldı.</p>

<p></p>

<p>12 Temmuz</p>

<p></p>

<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün atılan önemli adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi. Erdoğan, TBMM'de komisyon kurulacağını belirterek, “Sürecin yasal ihtiyaçlarını Meclis çatısı altında konuşmaya başlayacağız. Sürecin yasal ihtiyaçlarını Meclis çatısı altında konuşmaya başlayacağız” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>25 Temmuz</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile yedinci kez görüştü.</p>

<p></p>

<p>Aynı gün İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Veysi Aktaş, 31 yıl 3 ay sonra tahliye edildi.</p>

<p></p>

<p>5 Ağustos</p>

<p></p>

<p>Sürece ilişkin TBMM komisyonu ilk kez toplandı. Komisyonun adı "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" olarak belirlendi. Parlamentoda grubu olan ve temsil edilen tüm siyasi partilerin yer alması hedefiyle 51 kişi olarak belirlenen komisyon, İYİ Parti üye vermediği için 48 üyeyle çalışmaya başladı.</p>

<p></p>

<p>20 Ağustos</p>

<p></p>

<p>TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun beşinci toplantısında dinlenmek için davet edilen Barış Annesi Nezahat Teke’nin Kürtçe konuşması engellendi, bu durum süreçle ilgili tartışmalara sebep oldu.</p>

<p></p>

<p>28-29 Ağustos</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, Öcalan ile sekizinci kez görüştü. Öcalan’ın “Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu” söylediği belirtildi.</p>

<p></p>

<p>1 Eylül</p>

<p></p>

<p>Abdullah Öcalan, Rûdaw Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen konferansa mesaj gönderdi. Öcalan, Türkiye’deki sürecin başarıya ulaşması halinde Orta Doğu’nun kaderinin değişeceğini belirterek, “Bütün Kürtleri demokratik zeminde buluşmaya ve birlik olmaya çağırıyorum” dedi.</p>

<p></p>

<p>2 Eylül</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkanı Bahçeli, “QSD ve YPG’nin Suriye yönetimi ile 10 Mart tarihinde imzaladığı mutabakat zaptına riayet ve gereğini harfiyen yapması, aksi halde Ankara ile Şam’ın ortak iradesiyle askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geleceği herkesçe bilinmelidir” açıklaması yaptı.</p>

<p></p>

<p>5 Eylül</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis’te kurulan komisyonundan seçilen birkaç kişinin Öcalan ile görüşmesini önerdi.</p>

<p></p>

<p>12 Eylül</p>

<p></p>

<p>Devlet Bahçeli, “Barış tek kanatlı bir kuş değildir. Barışı uçurabilmek için ikinci kanadının da olması gerekiyor. Barışın tek kanadı Öcalan tarafından gerçekleştirilmiştir. Şimdi beraberce yaşayabilmenin şartlarının neler olması gerektiği aşamasına gelinmiştir” açıklaması yaptı.</p>

<p></p>

<p>15 Eylül</p>

<p></p>

<p>Öcalan, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez, Raziye Öztürk ve Cengiz Yürekli ile 6 yıl sonra ilk kez İmralı’da avukat görüşünü yaptı.</p>

<p></p>

<p>18 Eylül</p>

<p></p>

<p>Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, “umut hakkı”nı gündemine aldı. Komite, Türkiye’ye Haziran 2026’ya kadar süre tanıdı. Komite, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte kurulan Milli Birlik, Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu’na da atıfta bulunarak, düzenleme yapılmasını istedi.</p>

<p></p>

<p>20 Eylül</p>

<p></p>

<p>Sürece dair açıklama yapan MHP’li Feti Yıldız, “Türk Ceza Kanunu’nda ve Terörle Mücadele Kanunu’nda bazı düzenlemelere ihtiyaç var” dedi.</p>

<p></p>

<p>1 Ekim</p>

<p></p>

<p>TBMM'de yeni yasama dönemi açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürece dair DEM Parti’ye teşekkür ederek, sürece başından beri olumlu baktıklarını söyledi. Erdoğan, “Komisyon da göstermiştir ki, silahla çözüm olmaz, sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Erdoğan, yaptığı açıklama sonrasında DEM Parti sıralarına giderek, DEM Partililer ile tokalaştı. Aynı gün DEM Parti ile Erdoğan Meclis’te düzenlenen resepsiyonda da bir araya geldi. Erdoğan, DEM Parti Meclis Grubu’na giderek DEM Partililerle el sıkışırken elini sıkmadığı, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’ndan özür diledi.</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldız, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilişkin AİHM kararını anımsatarak, “Anayasa’nın 90. maddesi orada dururken, elbette bazı şeyler yapmak gerekir” dedi.</p>

<p></p>

<p>3 Ekim</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, Öcalan ile dokuzuncu kez görüştü. Görüşme sonrası yapılan açıklamada Öcalan'ın “27 Şubat açıklamasında belirttiğimiz, sürecin gelişmesinin siyasi ve hukuki gerekliliklere bağlı olduğu cümlemizin arkasındayız” dediği aktarıldı.</p>

<p></p>

<p>7 Ekim</p>

<p></p>

<p>“Umutla özgürlüğe yürüyoruz” sloganıyla Diyarbakır'dan Ankara’ya yürüyen kadınlar, TBMM’ye “Bijî Serok Apo” sloganıyla giriş yaptı.</p>

<p></p>

<p>9 Ekim</p>

<p></p>

<p>TBMM Komisyonunun Abdullah Öcalan’ı ziyaret etme talebine dair konuşan Özgür Özel, “Meclis Başkanı alsın, MHP ve AKP ortaya koysun tutumlarını. Sonra gelsinler bana sorsunlar” dedi.</p>

<p></p>

<p>10 Ekim</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Buldan, 3 Ekim’de yaptıkları İmralı görüşmesinde Öcalan’ın “Komisyon bir an önce İmralı’ya gelmeli” dediğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>17 Ekim</p>

<p></p>

<p>Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyon üyeleri ile birlikte Diyarbakır'ı ziyaret etti. Kurtulmuş, Kürtçe şiir okudu, bu an TBMM'nin sosyal medya hesabından da paylaşıldı.</p>

<p></p>

<p>21 Ekim</p>

<p></p>

<p>DEM Parti, “umut hakkına” dair yasal düzenleme için TBMM Başkanlığına kanun teklifi sundu.</p>

<p></p>

<p>23 Ekim</p>

<p></p>

<p>Ahmet Türk, “örgüt propagandası” iddiasıyla yargılandığı ve Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmasına gerekçe yapılan davadan beraat etti.</p>

<p></p>

<p>27 Ekim</p>

<p></p>

<p>PKK, Türkiye'den silahlı güçlerini çekme kararı aldığını açıkladı.</p>

<p></p>

<p>30 Ekim</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı'nda üçüncü kez kabul edildi. Heyet, “Karşılıklı anlayış ve fikir birliği içinde olduğumuzu memnuniyetle belirtmek isteriz” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>3 Kasım</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti, Öcalan ile onuncu kez görüşmek için İmralı Adası’na gitti.</p>

<p></p>

<p>AİHM, Türkiye’nin eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki ihlal kararına itirazını reddetti. Bu karar ile birlikte AİHM’in verdiği karar da netleşti.</p>

<p></p>

<p>4 Kasım</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısı sonrası gazetecilerin soruları üzerine, Selahattin Demirtaş’ın tahliyesinin "Türkiye için hayırlı olacağını" söyledi.</p>

<p></p>

<p>İmralı Heyeti, İmralı’da yaptıkları ziyaretlerinde Abdullah Öcalan’ın “Pozitif aşamaya geçebilmek için bu süreçte herkesin hassasiyet, ciddiyet ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi hayati önemdedir” dediğini yazılı açıklama ile duyurdu.</p>

<p></p>

<p>5 Kasım</p>

<p></p>

<p>AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısı sonrasında soruları yanıtlarken, Demirtaş’ın tahliyesine ilişkin, “Bu ülke yargı ülkesidir. Yargı bu konuda ne derse ona uyarız” dedi. Ayrıca Öcalan’ın ziyaret edilmesi talebine ilişkin Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısında süreçte yeni bir “kavşağa” ulaşıldığını belirterek, “Bütün tarafların dinlenmesini, aykırı da olsa farklı fikirlerin dile getirilmesini çok kıymetli buluyoruz” dedi.</p>

<p></p>

<p>11 Kasım</p>

<p></p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 105’i tutuklu 402 kişi hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen “yolsuzluk” iddialı soruşturmada iddianame mahkemeye gönderildi.</p>

<p></p>

<p>İmralı ziyareti gündemi ile 13 Kasım’da toplanması beklenen komisyon toplantısının, Gürcistan'da TSK'ya ait askeri kargo uçağının düşmesi ve 20 askerin şehit olması nedeniyle ertelendiği duyuruldu.</p>

<p></p>

<p>17 Kasım</p>

<p></p>

<p>PKK, 1990'lı yıllardan bu yana önemli miktarda unsurunun bulunduğu Irak'ın kuzeyindeki Zap alanından unsurlarını çektiğini açıkladı. Örgüt, "bu adımın Türkiye'de barışa ve demokratikleşmeye hizmet edeceğine inanıldığını" belirtti.</p>

<p></p>

<p>19 Kasım</p>

<p></p>

<p>MHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldız, “İmralı’ya gidilecektir, evet, bunu net olarak söylüyorum” dedi.</p>

<p></p>

<p>20 Kasım</p>

<p></p>

<p>DEM Parti, komisyonun İmralı’ya gitmesi halinde TBMM Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit’i göndereceğini açıkladı. AK Parti ise TBMM komisyonunun İmralı’ya gitmesine olumlu oy kullanacaklarını paylaştı.</p>

<p></p>

<p>21 Kasım</p>

<p></p>

<p>MHP'li Feti Yıldız, komisyonun kararı sonrasında İmralı’ya partisi adına gideceğini açıkladı. CHP'li TBMM Başkanvekili Murat Emir ise partisinin ziyaret heyetinde yer almayacağını bildirdi.</p>

<p></p>

<p>21 Kasım</p>

<p></p>

<p>TBMM Komisyonunda CHP'li üyeler, İmralı'ya komisyon heyetinin katılıp katılmayacağına ilişkin oylamaya katılmayacaklarını belirterek, toplantıyı terk etti. Oylamada AKP, MHP, DEM Parti, TİP, EMEP olumlu oy kullandı, Demokrat Parti, DSP ve HÜDA PAR'dan üç hayır oyu çıktı. Yeni Yol Grubu ise çekimser oy kullandı. Oylama sonrasında İmralı’ya ziyaret kararı alındı. Bakırhan, “Şununla oturmam, diyenler barış istemiyor. Bunu da bir yere not ettik” dedi.</p>

<p></p>

<p>İmralı'yı ziyaret edecek komisyon heyetinde, AKP'den Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’ın yer alacağı belirtildi.</p>

<p></p>

<p>22 Kasım</p>

<p></p>

<p>CHP'nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partinin İmralı’ya gitmeme kararına tepki göstererek, “CHP arınmalı ve sürecin içinde olmalı, tarihin doğru tarafında olmak cesaret ister” dedi.</p>

<p></p>

<p>23 Kasım</p>

<p></p>

<p>Tutuklu İBB Başkanı İmamoğlu, CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararını desteklediğini açıkladı.</p>

<p></p>

<p>24 Kasım</p>

<p></p>

<p>Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'ndan seçilen heyet İmralı’ya giderek, Öcalan ile 2 saat 50 dakika süre görüştü. Heyette, Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hüseyin Yayman ve Feti Yıldız yer aldı.</p>

<p></p>

<p>28 Kasım</p>

<p></p>

<p>Komisyon üyelerinin İmralı’dan ikna olarak döndüklerini belirten Koçyiğit, “(Öcalan) Devletle bir mutabakatın olduğunu ifade etmekle beraber bugün temel arayışın bir siyasal mutabakat olduğunu ve bu siyasal mutabakat gerçekleştiğinde aslında birçok şeyin de aşılabileceğini ifade etti” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>29 Kasım</p>

<p></p>

<p>Şırnak Cizre'de bir programa katılan KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Öcalan’ın sürece dair önemli adımlar attığını belirterek, teşekkür etti.</p>

<p></p>

<p>29 Kasım</p>

<p></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve TBMM Başkanı Kurtulmuş, süreç ve İmralı ziyareti hakkında görüştü. Aynı gün bir törende konuşan Erdoğan, "Hedefe yaklaştıkça süreci rotasından saptırmaya dönük sabatojlar artıyor. Üstesinden geliyoruz” dedi.</p>

<p></p>

<p>1 Aralık</p>

<p></p>

<p>Kabine Toplantısı sonrasında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin yeni bir dönemin kapılarını açacağını söyledi.</p>

<p></p>

<p>2 Aralık</p>

<p></p>

<p>Türkgün gazetesine konuşan Bahçeli, süreçle ilgili, “Ok yaydan çıkmıştır, gemiler yakılmıştır” dedi.</p>

<p></p>

<p>Aynı gün İmralı Heyeti de 11'inci kez Abdullah Öcalan ile görüştü.</p>

<p></p>

<p>3 Aralık</p>

<p></p>

<p>AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısında 2005’te Diyarbakır ziyareti sırasında söylediği, “Bu sorun benim de sorunumdur” sözüne atıfta bulunarak aynı iradeyi taşıdıklarını söyledi.</p>

<p></p>

<p>4 Aralık</p>

<p></p>

<p>Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşme sonrası toplandı. Komisyonda, tutanaklar okunmadı ve bunun yerine görüşmeyi yansıttığı öne sürülen özet bir metin okundu. Bazı siyasi partiler buna tepki gösterdi.</p>

<p></p>

<p>6 Aralık</p>

<p></p>

<p>Bahçeli, Öcalan’ın mesajlarının makul olduğunu belirterek, “Barış kuşunun ikinci kanadı inşallah takılacak ve uçuşunu herkes görecektir” dedi.</p>

<p></p>

<p>10 Aralık</p>

<p></p>

<p>DEM Parti, CHP ve EMEP Partisi, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna ilişkin raporlarını TBMM Başkanlığına sundu.</p>

<p></p>

<p>11 Aralık</p>

<p></p>

<p>MHP de süreç komisyonuna dair raporunu TBMM Başkanlığına iletti. Raporda "umut hakkı" ve Kürtlerin anadil ve anayasal talepleri yer almadı. Rapor tartışmalara sebep oldu.</p>

<p></p>

<p>12 Aralık</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli ile görüştü. Buldan, “Barış yasası olmalıdır” dedi. Bahçeli ise, “Pervin Hanım her konuyu açıklıkla ifade ettiler. Her cümlesine imzamı atıyorum” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>16 Aralık</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile görüştü. Görüşme sonrasında açıklama yapan Davutoğlu gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>19 Aralık</p>

<p></p>

<p>AKP, "Terörsüz Türkiye" olarak nitelendirdiği yeni çözüm sürecinin hukuki altyapısını oluşturacak yasal düzenlemelere yönelik önerilerini içeren raporunu TBMM'ye iletti.</p>

<p></p>

<p>20 Aralık</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri Buldan, Sancar ve Erol siyasi partilere yaptıkları ziyaretler kapsamında AK Parti TBMM Grubu'nu ziyaret etti. Görüşmede, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala ve Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik yer aldı. Heyet daha sonra Türkiye İşçi Parti ile görüştü.</p>

<p></p>

<p>22 Aralık</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti, önce CHP Genel Başkanı Özel'i, ardından EMEP'i ziyaret etti.</p>

<p></p>

<p>23 Aralık</p>

<p></p>

<p>DEM Parti İmralı Heyeti, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüştü. Görüşmeler sonrası yapılan açıklamalarda sıklıkla "sürece ilişkin hukuki düzenlemelerin yapılması" vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/surecin-bir-yili-tokalasmadan-bugune-bir-yilda-neler-oldu</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Dec 2025 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/11/tbmm-milli-dayanisma-kardeslik-ve-demokrasi-komisyonu.png" type="image/jpeg" length="46831"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa, Karagöz'ün büyüsüyle renkleniyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/bursa-karagozun-buyusuyle-renkleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/bursa-karagozun-buyusuyle-renkleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa, 14-23 Kasım tarihleri arasında, asırlık bir geleneğin çağdaş yorumlarla buluştuğu, 21. Uluslararası Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Geleneksel Türk gölge tiyatrosunu uluslararası bir sahneye taşımanın ötesinde, kültürel bir köprü kurma misyonunu da üstleniyor. Festivalin başından bugüne kadar uzanan yolculuğunu, dokuz8HABER olarak yakından inceledik...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa, 21. Uluslararası Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali'ne ev sahipliği yapmaya devam ediyor. 14 Kasım'da start alan ve 23 Kasım'a kadar sürecek olan festival, kenti geleneksel sanatın en canlı haline tanıklık eden bir kültür merkezine dönüştürdü.</p>

<h2>FESTİVAL COŞKUSU TÜM HIZIYLA SÜRÜYOR</h2>

<p>Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi'ndeki açılış gecesinin ardından festival, farklı mekanlarda devam eden etkinliklerle Bursalı sanatseverlerden yoğun ilgi görüyor. Arjantin'den Endonezya'ya, Meksika'dan Yunanistan'a kadar 10 farklı ülkeden sanatçıların yanı sıra, 11 yerli ekibin performansları izleyicilerle buluşuyor.</p>

<p>Festivalin en dikkat çeken yanlarından biri de geleneksel gölge oyununu modern yorumlarla buluşturan atölye çalışmaları oldu. Usta sanatçılar eşliğinde düzenlenen Karagöz tasvir atölyeleri, özellikle çocuklar ve gençler tarafından büyük ilgi gördü. Hafta sonu yapılan aile atölyelerinde ebeveynler ve çocuklar birlikte tasvir yapmanın keyfini yaşadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Bursa Karagöz Festivali" class="detail-photo img-fluid" height="1560" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/11/bursa-karagoz-festivali.jpg" width="2768" /></p>

<h2>SANATÇILARDAN FESTİVALE ÖVGÜ</h2>

<p>Festival kapsamında kente gelen uluslararası sanatçılar, Bursa'nın kültür sanat hayatındaki canlılıktan etkilendiklerini belirtiyor. Endonezyalı gölge oyunu ustası Wayan Sukarya, "Bursa'da Karagöz geleneğinin bu denli sahiplenilmesi ve uluslararası bir festivale dönüşmesi gerçekten etkileyici. Wayang geleneğimizle Karagöz arasındaki benzerlikleri görmek, kültürler arası bir köprü kurmamızı sağlıyor" diyor.</p>

<p>Yerli sanatçılar ise festivalin geleneksel sanatların yaşatılması açısından taşıdığı önemi vurguluyor. Genç Karagöz sanatçısı Mehmet Atay, "Festival sayesinde sadece seyircilerle buluşmakla kalmıyor, dünyanın farklı yerlerinden gelen meslektaşlarımızla deneyim paylaşımında bulunabiliyoruz. Bu, sanatımızın gelişimi için paha biçilmez bir fırsat" ifadelerini kullanıyor.</p>

<p><img alt="Bursa Karagöz Festivali-1" class="detail-photo img-fluid" height="1560" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/11/bursa-karagoz-festivali-1.jpg" width="2768" /></p>

<h2>AKADEMİK ÇALIŞMALARLA GELECEĞE IŞIK TUTULUYOR</h2>

<p>Festivalin en önemli ayaklarından biri olan "Bursa Kukla ve Karagöz Çalıştayı"nda alanında uzman isimler bir araya geldi. Karagöz'ün geleceği, dijitalleşme sürecinde geleneksel sanatların konumu ve yeni nesillere aktarım yöntemleri masaya yatırıldı.</p>

<p>Çalıştayda konuşan UNESCO Türkiye Milli Komitesi Üyesi Prof. Dr. Dilaver Düzgün, "Karagöz sadece bir gölge oyunu değil, aynı zamanda nesiller arası kültür aktarımının en değerli araçlarından biridir. Bu festival ve çalıştay, bu aktarımın sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşıyor" değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><img alt="Uluslararası Karagöz Kukla Ve Gölge Oyunları Festivali 2" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2025/11/uluslararasi-karagoz-kukla-ve-golge-oyunlari-festivali-2.jpg" width="1600" /></p>

<h2>YENİ PROJELER İÇİN İLK ADIMLAR ATILDI</h2>

<p>Festival kapsamında yapılan önemli açıklamalardan biri de Karagöz Müzesi'nin genişletilmesi oldu. Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı Güney Özkılınç'ın verdiği bilgiye göre, mevcut müze daha geniş ve modern bir mekana taşınacak. Ayrıca Cumalıkızık'ta hayata geçirilecek "Yaşayan Miras Evi" projesiyle geleneksel sanatların uygulamalı olarak deneyimlenebileceği bir mekan oluşturulacak.</p>

<h2>SON GÜNLERİN PROGRAMI YOĞUN GEÇECEK</h2>

<p>Festivalin kapanışa yaklaştığı bu günlerde program oldukça yoğun. Yarın Tayyare Kültür Merkezi'nde Fransa'dan Compagnie Mü'nün "Işık ve Gölgenin Dansı" performansı, ardından Podyum Sanat Mahal'de geleneksel Karagöz gösterileri sahnelenecek. Çocuklar için düzenlenen ücretsiz atölyeler ise festivalin son gününe kadar devam edecek.</p>

<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin kültür sanat alanındaki kararlı duruşunun bir göstergesi olan festival, kentin kültürel hayatına değer katmaya devam ediyor. Sanatseverler, festivalin 23 Kasım'daki kapanış töreni ve final performanslarına yoğun ilgi gösteriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR &amp; SANAT, ÖZEL DOSYA, BURSA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/bursa-karagozun-buyusuyle-renkleniyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Nov 2025 19:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/11/uluslararasi-karagoz-kukla-ve-golge-oyunlari-festivali.jpg" type="image/jpeg" length="65787"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[27 günlük bebeğin ölümünde tıbbi yönetim yetersizliği belirlendi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/27-gunluk-bebegin-olumunde-tibbi-yonetim-yetersizligi-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/27-gunluk-bebegin-olumunde-tibbi-yonetim-yetersizligi-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[27 günlük Zahid Affan bebeğin, sünnet işlemi sonrasında yeteri kadar müdahale edilmediği ve yaşamını yitirdiği belirlendi. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporda, bebeğin ölümüne neden olan komplikasyonların tıp kurallarına uygun şekilde yönetilmediği belirtildi. Sağlık Bakanlığı, tedavinin yönetilme sürecinde eksik davranılması nedeniyle, sünnet işlemini gerçekleştiren Dr. Salih Selman hakkında soruşturma izni verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: Serap Cömertoğlu İşcan</strong></p>

<p></p>

<p>15 Ekim 2022’de  İstanbul Fatih’te  Dr. Salih Selman’a ait özel muayenehanede sünnet olan Zahid Affan bebeğin, işlem sonrası gelişen kanama nedeniyle hayatını kaybettiği belirlendi. </p>

<p><br />
Bebeğin ölümüne yol açan komplikasyonların tıp kurallarına uygun şekilde yönetilmediği belirtilen raporda, şu ifadeler yer aldı: </p>

<p><br />
“Bebeğin ölümünün sünnet sonrası gelişen kanama nedeniyle meydana geldiği, bebeğin sünnet sonrası aynı kliniğe 15.10.2022 tarihinde saat 18.00’da getirildiği, pansuman yapıldığı, 1 saat gözetim altında tutulduğu, kanama olmaması üzerine gönderildiği belirtilse de dosyadaki ekran görüntülerinden kanamasının ciddi boyutta olduğunun anlaşıldığı, işlem öncesi yapılmamış olsa da bu aşamadan itibaren kanama diatezi, hemoglobin, hemotokrit değerlere bakılması, vital bulgularının tanımlanmasının gerektiği, kanamanın kaynağının bulunması, bebeğin yatışının sağlanması veya ileri tetkik ve tedavi için yönlendirilmesi gerektiği, gelişen kanamanın sünnet sonrası beklenebilir komplikasyon olarak değerlendirildiği ancak gelişen komplikasyona yönelik yönetimin yetersiz olduğu, bu nedenle Dr. Salih Selman’ın uygulamalarının tıp kurallarına uygun olmadığı oy birliği ile mütalaa olunur” </p>

<p><strong>Sağlık Bakanlığı da Dr. Selman’ın sünnet sonrası komplikasyonları yönetmede  hassas davranmadığını kaydetti</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı Mesleki Sorumluluk Kurulu, sünnet işlemi sonrası ortaya çıkan kanama komplikasyonunun tedavisi ve yönetilmesi konusunda göstermesi gereken azami hassasiyet ve ihtimamı göstermediği, bebeğin tedavisinin yapılabileceği bir hastane merkezine sevkini ve tedavisini yönetme yönünde eksik davrandığı ve sürecin sonunda da bebeğin öldüğü kanaati oluştuğundan Uzman Dr. Kamil Salih Selman hakkında soruşturma izni verilmesine karar verdi.</p>

<p><strong>DOKTOR,  İHTİSAS RAPORUNA İTİRAZ ETTİ</strong></p>

<p>Dr. Salih Selman suçlamaları kabul etmezken, ihtisas raporuna da itiraz ettiği öğrenildi.</p>

<p>Birçok çocuğa yanlış sünnet işlemi gerçekleştirdiği ve bazı çocukların tekrar operasyon geçirmek zorunda kaldığı, sünnet derilerinin talep edilmediği müddetçe verilmediği ve özel kliniğinde gerçekleşen işlemlerin çoğunda fatura kesmediği de ileri sürülen iddialar arasında.</p>

<p><br />
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kurulu’nda yer aldığı Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA)’nın etkinlikleri kapsamında konferanslara ve söyleşilere katılan Dr. Selman, verdiği dini sohbetlerle de  yoğun ilgi görüyor.</p>

<p><br />
<strong>ZAHİD AFFAN'IN TEYZESİ, AİLELERİ UYARDI</strong></p>

<p>Sünnet işlemi sonrası hayatını kaybeden Zahid Affan bebeğin  teyzesi Rabia Yalçınkaya, aileleri dikkatli olmaları konusunda uyararak, yetkililere seslendi.</p>

<p><strong>"İKİ YILI AŞKIN SÜREDİR DAVA AÇILMASINI BEKLİYORUZ"</strong></p>

<p><br />
Zahid Affan’ın geri gelmeyeceğini  fakat, başka canların yanmaması için mücadele ettiklerini ve iki yılı aşkın süredir dava açılmasını  beklediklerini aktaran teyze Yalçınkaya; “ Sünnet sırasında o dönemde aileler pandemi gerekçesiyle odaya alınmıyordu. Sünnet sonrası da aileler bilgilendirilmiyor, hastalar müşahede altında tutulmuyor. Herhangi bir durumda sekreter, ilkokul mezunu olduğu iddia edilen asistan ve doktorun kendisi ‘isterseniz’ şeklinde başlayan veya biten iki-üç kelime sarf ediyor. Sünnet derileri ise talep edilmediği müddetçe verilmiyor.<br />
Birçok mağdur söz konusu.İnsanlar doğrudan mesaj yada paylaşımlarımızda   başta doku nakli olmak üzere yaşadıkları  travmaları bizimle paylaşıyor. Sünnet işleminin ardından iki kez operasyon geçirmek zorunda olduğunu dile getirenler mevcut. Herkes  sünnet işlemi 5 dakika sürdü sürmedi diyor. Üstelik onlar da ya fatura/makbuz taleplerine dönüş alamamış ya unutmuş ya da sonradan bilmedikleri bir adresten e-posta olarak almış. Sağlık Bakanlığı tarafından izni olan bir muayenehanenin denetlenmemesi ise ayrı bir durum. İdeolojik boyuta çekilmeden, manipüle edilmeden, yanlış olan duruma karşı tepki verilmeli” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SÜNNET ÖNCESİ TAHLİL YAPILMADIĞI VE ONAM ALINMADIĞI İDDİASI</strong></p>

<p>Sünnet ileminin yaklaşık 5 dakika sürdüğünü ve operasyon öncesinde ise aileden onam alınmadığını, tahlil yapılmadığını ve işleme ilişkin fatura verilmediğini ileri süren Yalçınkaya, süreci şöyle aktardı:</p>

<p>Saat 10.00’da  aile klinikteydi ve yaklaşık 10 dakika sonra 10.07 gibi fotoğraf çekilip çıktıklar. 13.00 sıralarında  bebeğin battaniyesine kan bulaştığı görüldü. </p>

<p><strong>"7 SAAT KANAMA SÜRDÜ"</strong></p>

<p>Muayenehaneye telefonla ulaşıldı ve tampon yapılması belirtildi. 13.09 gibi kanamanın yoğunluğunu ispatlamak için muhatabı talep etmemiş olmasına rağmen video çekip atıldı. ‘Verdiğimiz kağıtta 9. maddedeki gibi tampon yapın, durur. Üç saat boyunca bezini açmayın’ mesajı alındı.<br />
Kan tekrar bezden çıkınca 14.50 gibi aile gerek arama yaparak, gerek Whatsapp üzerinden  doktora ulaşmaya çalıştı. Yapılan aramalar ve iletilen mesajlar cevaplanmadı. Aile, Salih Selman'a kişisel programı nedeniyle ulaşamayacakları konusunda ne sünnet öncesi ne süreç esnasında uyarılmadı.</p>

<p>17.30'da atılan ‘Acil. Kanama durmuyor. 7 saattir kanaması var’ mesajına 17.39'da arama ile ‘muayenehaneye gidin’ yanıtı verildi. </p>

<p><strong>İLKOKUL MEZUNU ASİSTANIN MÜDAHALE ETTİĞİ İDDİASI</strong></p>

<p>Aile saat 18.30’da muayenehaneye gittiğinde cerrah yerine asistan Mustafa Bey vardı.  Aile, cerrahı sordu. Asistan Mustafa Bey, kendisinin böyle durumlara defalarca müdahale ettiğini söyledi.</p>

<p>Kanamanın normal olduğunu, ailenin tamponu beceremediğini, herhangi bir cerrahi müdahaleye gerek olmadığını, kan dışarı çıksa bile kat kat ve üst baldırlarına kadar yapılan bandajı dört gün boyunca açmamalarını ısrarla yineledi. Müşahade talep eden endişeli anneye 'bebeklerde ne kadar kan olduğunu Allah bilir' denildi ve tevekkül edilmesini tavsiye etti.</p>

<p> Kendi eşinin de aynı şekilde velveleye verdiğini ama kendi oğlunda da aynı şekilde kanama olup iyileştiğini ekledi. Sonradan öğrendik ki asistan ilkokul mezunuymuş. Zahid Affan'da ağlama veya morarma yoktu. 22.00'da kan tekrar dışarı çıktı. Kanamanın normal olduğu vurgulandığı ve sargıyı kesinlikle açmamaları konusunda uyarıldığı için aile, denildiği gibi tampon uygulayarak sabahladı.</p>

<p><br />
<strong>"KANAMA DURMAYINCA BAŞKA  DOKTORLARA BAŞVURULDU OLUMLU DÖNÜŞ YAPILMADI"</strong></p>

<p><br />
Zahid Affan bebeğin yüzünün beyazlaşması ve kanamayla birlikte sargının dayanmaması nedeniyle başka sağlık merkezlerine, doktorlara başvuruldu. Sünneti gerçekleştiren cerrahın müdahale etmesi gerektiği bilgisi verildi, müdahale talebine olumlu dönüş yapılmadı.</p>

<p><br />
<strong>İŞLEMİ YAPAN CERRAHIN MÜDAHALE ETMESİ  GEREKTİĞİ TELKİN EDİLDİ</strong></p>

<p>Aramalara ve mesajlara cevap alınamasa da cerrahın kendisinin müdahalesinin doğru olduğu başvurulan hastaneler ve bir başka cerrah tarafından telkin edildi. </p>

<p> 10.49'da sünnet işleminin yapıldığı muayenehaneye tekrar yönelindi. <br />
Aramalar yanıtsız kalırken, muayenehane tabelasından bulunan eşinin telefonundan cerraha ulaşıldı, baba cerrahın kendisinin kanamayı görmesi gerektiği konusunda ısrarcı oldu. Cerrah, yarım saate geleceğini söyledi. 12.04'te ise geldiğini bildirdi. Tekrar yaktı ve tekrar dikti.  Asistanının da önceki gün  kendisine kanamayı durduğunu söylediğini beyan etti.</p>

<p><strong>“ANNESİNİ EMSİN, TOPARLAR’”</strong><br />
 <br />
İlk başta baba ve doktor odada yalnız kaldığında, doktorun ‘istersen kan verelim mi?’ diye yönelttiği sorusunun üzerine ,  ‘böylesi ciddi bir durum varsa hastaneye yönlendirilmesini çünkü,  tam olarak nereye gidilmesi gerektiği bilinmediği,  kan verme işleminin muayenehanede nasıl yapılacağı’ doktora soruldu.<br />
 Doktor ise bunun üzerine ‘annesini emsin, toparlar’  yanıtını vererek, babayı odadan çıkardı.</p>

<p><strong>“AİLENİN  MÜŞAHEDE TALEBİNE RAĞMEN EVE UĞURLADILAR”</strong></p>

<p> Tırnak dipleri morarmış, rengi atmış Zahid Affan'ı daha büyük bir bandajla, aramalara dönüş yapılacağı teminatıyla ve kanama durmazsa başka yere yönlendireceklerini de ekleyerek 13.11'de ailenin yinelenen müşahede talebine rağmen eve uğurladılar. <br />
Kanamanın tekrar devam etmesi üzerine çözüm arayışına girilirken, aile yola koyuldu.Yoldayken yapılan birçok arama ve atılan mesaj yine yanıtsız kaldıktan sonra Çam Sakura Hastanesi için verilen numaradan da olumsuz yanıt alan aile, Çam Sakura’ya hiç gitmeden Cerrahpaşa’ya doğru yol aldı.</p>

<p><strong>“KAN KAYBI NEDENİYLE DAMAR YOLU AÇILAMADI”</strong></p>

<p>17.27'de Cerrahpaşa Üroloji Acil Yatış Katı'nda müdahaleye başlandı. Kan kaybı nedeniyle damar yolu açılamadı. Bu süre zarfında Zahid Affan'ın kalbi iki  kez durdu.  Ambulansla Yenidoğan Yoğun Bakım’a taşındı, müdahaleler devam etti. Ancak 21.25'te ölüm haberi verildi. Bu sırada söz konusu doktor, sosyal medya hesaplarından Zahid Affan için "yoğun bakımdaki 1 aylık hastası" olarak takipçilerinden dua istiyordu.</p>

<p><strong>"DOĞAL ÖLÜM OLARAK GİRİLEN ÖLÜM ŞEKLİ, DAHA SONRA ADLİ OLAY OLARAK DÜZELTİLDİ"</strong></p>

<p>Ölüm raporuna ölüm saati 21.42 olarak yazıldı. Üroloji Birimi'nden ilgilenenlerce ölüm sebebi olarak prosedür gereği "solunum yetmezliği" yazıldı. Ölüm Belgesi'nde "Doğal Ölüm" olarak girilen "Ölüm Şekli" daha sonra "Adli Olay" olarak düzeltildi.Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu’nda ise sünnet sonrası oluşan kanama nedeniyle hayatını kaybettiği belirtildi"</p>

<p><strong>"YORUMLARIMIZ SİLİNİYOR, ENGELLENİYORUZ"</strong></p>

<p>Dr. Salih Selman'ın konuk ve hoca olarak katıldığı TV program, etkinlik ve söyleşi paylaşımlarının altında da  seslerini duyurmaya çalıştıklarını ve engellendiklerini söyleyen Yalçınkaya; " <br />
Dr, Selman'ın etkinliklerinin, söyleşilerinin altına Zahid Affan'ın ihtisas duyurusunu ve diğer mağdurların yorumlarını paylaştığım için engelleniyoruz, yorumlarımız siliniyor.TRT Hayata Gülümse, Biruni Genç YYD, Ankara Tıbbiyeliler bizi engelledi. Salih Bey'e daha ilk gün "Zahid Affan'a ne oldu" diye sorduk, engelledi. "Yoğun bakımda 1 aylık hastam" dediği benim 27 günlük yeğenimdi. Adını bile yazmadı. Başka bebeklerin, ailelerin canı yanmaması için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz"</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/27-gunluk-bebegin-olumunde-tibbi-yonetim-yetersizligi-belirlendi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jan 2025 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2025/01/adsiz-tasarim-1-32.png" type="image/jpeg" length="90500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşar Yakış: Kobani olayları devletin bilgisi dahilinde oldu, faturası Kürtlere kesildi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/yasar-yakis-kobani-olaylari-devletin-bilgisi-dahilinde-oldu-faturasi-kurtlere-kesildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/yasar-yakis-kobani-olaylari-devletin-bilgisi-dahilinde-oldu-faturasi-kurtlere-kesildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AKP’nin kurucularından eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, "Kobani olayları devletin bilgisi dahilinde oldu, faturası Kürtlere kesildi." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Röportaj: Cesim İlhani</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’a göre, AKP ile MHP’nin arasında perde arkasında derin bir kriz var. Yine ona göre eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, şimdiki İçişleri bakanı Ali Yerlikaya’yı etkisizleştirmek istiyor.&nbsp;</p>

<p>AKP’nin kurucularından eski Dışişleri Bakanı ve emekli Büyükelçi Yaşar Yakış<strong>, </strong>AK Parti’de küstürülmüş insanların var olduğu ifade ederek, başarılı insanların kenara itildiği, pasivize edildiği bu durumun partiye bedel ödetmesine sebep olduğunu söyledi.<strong> </strong></p>

<p>Erdoğan ile CHP lideri Özgür Özel arasındaki görüşmeye ilişkin Yakış,<strong> &nbsp;</strong>Erdoğan’ın güçlü lider vasfını ve siyasi deneyimini sonuna kadar kalabileceğini kaydetti.</p>

<p>Kobani davasının sonuçlarına da değinen eski AKP’li bakan, Kobani olaylarının devletin bilgisi dahilinde olduğu, faturasının ise Kürt siyasetçilere kesildiğini savundu.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>“dokuz8HABERE’e değerlendirmelerde bulunan AKP’nin kurucularından eski Dışişleri Bakanı ve emekli Büyükelçi Yaşar Yakış ile 31 Mart seçimlerinden sonra AKP ve CHP ile başlayan partiler arası görüşmeleri, Erdoğan’ın “Siyasette yumuşama dönemine girdik” mesajını, Kobani davasının sonuçlarını, AKP ile MHP arasındaki ‘gizli krizi’, Ayhan Bora Kaplan suç örgütü ile gündeme gelen emniyetteki sorunları, 28 Şubat davası tutuklu generallerin serbest bırakılması, İran’da meydana gelen ve Cumhurbaşkanı Reisi ile dışişleri bakanının öldüğü helikopter kazası ve gündeme ilişkin konuştuk.</p>

<p><strong>PARTİLER ARASI GÖRÜŞMELER</strong></p>

<p><strong>31 Mart seçimlerinden sonra, AKP ile CHP başta olmak üzere bazı partiler arasında görüşmeler yapıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?&nbsp;&nbsp; </strong></p>

<p>Şu sıralarda önemli bir seçim geçirdik ve kartlar yeniden dağıtıldı. Böyle bir ortamda bütün partilerin, üçüncü bütün partilerle her türlü iletişime girmeleri ve kendilerinin yani siyasette partilerin seçim sonrasında özellikle durumu değerlendirip de ‘bak sen şu kadar oy aldın, senin tabanın bu kadar güçlü benim tabanım da bu kadar güçlü beraber neler yapabiliriz’, denememiz lazım. Yoksa ülkeyi mutlaka bir parti veya birkaç parti birlikte yöneteceklerdir. O da şimdiki veriler ışığına bakıldığı zaman sanki yeni koalisyonlar oluşabilecekmiş gibi bir ortam var. Onun liderliğini Cumhuriyet Halk Partisi yapabilecek midir? Yoksa yine Erdoğan mı bu işi dümenine mı geçecektir, onu zaman gösterecektir. Ama şimdi seçimlerden sonraki durum karşısında bütün partilerin son olarak kartlarını da açık tutmak suretiyle çağdaş demokrasilerde olduğu gibi oturup konuşup, ‘senin şu kadar oyun var, benim bu kadar oyun var, şu şu konularda seninle ittifak yapabiliriz, koalisyon kurarsak, sen bana şu tavizi verirsin, ben sana şu tavizi vereceğim’ demek suretiyle… dünyada bu işler böyle yürütülüyor, Türkiye de bunu başarması lazım.</p>

<p><strong>AK Parti ile CHP arasında gerçekleşen görüşme daha çok kimin lehine olur? </strong></p>

<p>Erdoğan çok güçlü bir lider ve deneyimi de ötekilerden daha fazla. Bu avantajını kullanacaktır. Yani ‘koltuğun altından tavşan çıkaracaktır’ demeye getirmek istemiyorum ama güçlü bir lider olduğu için o güçlü liderlik vasfını burada da sonuna kadar kullanacaktır.</p>

<p><strong>Seçimlerde AKP ikinci parti oldu. Tekrardan eskisi gibi, sizin olduğunuz dönemler gibi toparlanır mı yeniden?</strong></p>

<p>Vallahi AK Parti'de küstürülmüş kişiler var. Denenmiş olup da başarılı olamayan insanlar var. Onları tekrar devreye sokup da bir defa daha hatalar yapmasına izin vermemesi lazım. Yeni insanlara yönelmesi ve o insanları deneyip uygun yerlere getirmesi lazımdır. Yani AK Parti'nin şimdiye kadar yaptığı hatalar çok. O hataların üstüne yenilerini eklememesi lazımdır.</p>

<p><strong>AK Parti'ye başarısızlığı getiren kişiler kimlerdir mesela, isim vermeniz mümkün mü?</strong></p>

<p>İsim vermek istemiyorum çünkü çoğu benim arkadaşlarım. Ondan imtina ederim ama çok sayıda ümit edilen insanlar koş çıktı. Ayrıca birçok başarılı insan ise kenara itilmek suretiyle pasivize edildi. Bunun AK Parti'ye bir bedeli olacaktır tabi.</p>

<p><strong>Peki, oldu mu bu bedel? </strong></p>

<p>Yani seçim sonuçları AK Parti’nin bedel ödediği anlamına gelmiyor mu?</p>

<p><strong>AYHAN BORA KAPLAN SORUŞTURMASI VE EMNİYETTEKİ SORUNLAR</strong></p>

<p><strong>Peki, sizce AK Parti ile MHP arasında özellikle yargı ve son dönemlerde bu Ayhan Bora Kaplan üzerinde bir kriz olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></p>

<p>Evet, düşünüyorum. Yani daha doğrusu perde arkasında iki parti arasında bir sıkıntı var besbelli. Göz göre göre emniyetteki üst düzeydeki insanlar bir adamı kaçırmışlar. Bunun artık izahı var mı? Böyle bir şey olmaması lazımdı. Burada MHP bu olanlardan bir çeşit yanlış yapıldığı kanaatinde ve sanki top iktidar partisinde imiş ve yanlışları yapanlar onlarmış gibi görünüş var. Yani emniyetteki olaylara bakıldığı zaman adamın ayağına kurşun sıkılmış. Ondan sonra üstüne üstlük kelepçesi var. Böyle bir durumda gelip bir gece kulübünde eğleniyor. Ondan sonra da elini kolunu sallayarak yurt dışına gidiyor. Bu başlı başına bir skandal.</p>

<p><strong>Yani devleti yöneten iki taraf arasında bir hesaplaşma mı var?</strong></p>

<p>Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile yeni İçişleri Bakanı arasında bir sorun var. Şimdiki İçişleri Bakanı'nı etkisizleştirme gayreti varmış gibi geliyor bana.</p>

<p><strong>Peki, var mı gerçekten öyle bir durum size göre? </strong></p>

<p>Ben, emniyetin en üst kademesinde ayrılıkların olduğu kanaatindeyim ve birbirlerini masa altında tekme atıyorlar gibi görünüyor.</p>

<p><strong>28 ŞUBAT DAVASI HÜKÜMLÜSÜ GENERALLERİN TAHLİYESİ</strong></p>

<p><strong>28 Şubat davasında yargılananlar generallerin serbest bırakılmasındaki yaklaşımız nedir?</strong></p>

<p>Türkiye açısından ayıp bir durumdu. Çünkü o yaşa gelmiş olan insanların orgeneral iken rütbesini sökülerek er haline getirilmesi falan Türkiye askeriyedeki geleneklere çok uyan bir şey değil. Böyle şeyler yapılmamalıydı. Bunlara gerek yoktu. Daha makul bir dava süreci sonucunda cezası ne olacak idiyse ona göre verilebilirdi. Ayrıca yaşının ileri olması nedeniyle serbest bırakılır mı, bırakılmaz mı? Bunun da kriterleri vardır öyle zannediyorum. Yargıda çünkü bunun benzeri birçok olay olmuştur. Ona bakarak yönetilmesi lazımdı. Buradan nihayet serbest bırakılmış olmaları önemli bir şey. Ama orgenerallerin er seviyesine getirilmesi galiba Türkiye'de sık sık olan bir şey değil, hatırlamıyorum.</p>

<p><strong>KOBANİ DAVASINA YAKLAŞIMI </strong></p>

<p><strong>Erdoğan, Özgür Özer’le görüştükten sonra siyasette yumuşama mesajını verdi. Kamuoyunda “Yeni bir süreç başlayacak” beklentisi oluşurken Kobani davasının sonuçlarıyla bu beklenti şuan yok. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Ben Kürtlerle Türklerin ortak bir yerde buluşmaları gerektiği kanaatindeyim. Çünkü onlar da bizim vatandaşlarımız, askere gidiyorlar, vergi ödüyorlar. Onlara karşı yapılan şeylerde daha uzlaşmacı yöntemleri geliştirmemiz gerekiyor. 13-14 milyon halktan bahsediyoruz. Bu kadar geniş bir kitleyi ihmal ederek, görmezlikten gelmekle bir yere varılamaz. Ayrıca Kürtler de zaman içerisinde bilinçlenmişler belki en çok politize olmuş kitlelerimizden birisidir. Böyle bir halkı yanlış yönlendirmek suretiyle veya tutulamayacak vakitlerle geçiştirmeyi filan uygun bulmuyorum. Kürtlerde dediğim gibi en bilinçlenmiş olan kesim olduğu için siyaseten onlar da ister istemez ya muhalefet partileriyle veya iktidar partisiyle bir pazarlığa giriştiği zaman o kadar deneyimleri var ki o deneyimlerden sonra halen bazı şeyleri görmezlikten geleceklerini sanmıyorum. Dolmabahçe sarayında kurulan masa bütün ayrıntılarıyla belirlenmişti. Kimin nerede oturacağı dahi belli olmuştu. Ondan sonra pat diye masa devrildi. Bu tabi Kürtler arasında beklentiyi boşa çıkardı. Bundan sonraki müzakerelerde bu deneyimi de kullanacaklardır öyle zannediyorum. Türkiye'de ana muhalefet partisinden sonra en bilinçli ve en güçlü topluluklardan biri Kürtlerdir. Onları ihmal etmekle bir yere varamayacağız.</p>

<p><strong>Kobani davasında verilen cezalara ilişkin fikriniz nedir?</strong></p>

<p>Kobani'de birçok şey devletin bilgisi dahilinde yapıldı. Ondan sonra da şimdi adeta o tarife yapılan şeyler yanlışmış gibi takdim ediliyor. Çünkü o olay olurken devlet imkanlarını kullanmıştı. Belli bir aşamadan sonra öyle zannediyorum hükümet kanaatini değiştirdi. Yani bakış tarzını değiştirdi. Kürtlere karşı haksızlık yapıldı. Ortada bırakılmış gibi düşünüyorum.</p>

<p><strong>Siz Kobane olayları mı devletin bilgisi dahilinde olduğunu söylediniz yoksa Kobani'ye yönelik saldırılar mı?</strong></p>

<p>Devletin Kobani olaylarının yönetiş tarzındaki eksikliği söylüyorum.</p>

<p><strong>Peki, şuan halen cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş'a 42 yıl yeni ceza verildi. Bu durum genel olarak Kürtlerin tepkisine neden oldu. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Yani, ben Selahattin Demirtaş'ın şu anda yaptıklarından ötürü suç teşkil ettiğini zannetmiyorum. Hele şimdi verilen 42 yıllık cezanın da yerinde olmadığı kanaatindeyim. Ayrıca şunu düşünmek lazım; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden de defalarca dönmüş olan bir davadan bahsediyoruz. Dolayısıyla biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kurallarına uyacağımızı söylemiştik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararı şimdi o kararı görmelikten geliyoruz. Bu ciddiyetten uzak bir durumdur.</p>

<p><strong>Siz dediniz ki Kobani olayları devletin bilgisi dahilinde oldu. Tam olarak yeni kast ettiniz? </strong></p>

<p>Galiba önce devlet bu işin nerede durması gerektiğini iyi belirlemedi. Sonradan da iş büyüyünce bir sefer mani olamadı. Ve şimdi yıllar sonra verilen hükümlerle insanlar gereksiz cezalandırıldı diye düşünüyorum.</p>

<p><strong>Ayrıca kamuoyunda “Kobani davası üzerinden Kürtler cezalandırılıyor. Kobani olaylarında devlet olayları önlemedi, faturası Kürt siyasetçilere kesildi. yaklaşımı var.&nbsp; </strong></p>

<p>Ben de aynı kanaatteyim. Yani, devlet bu işi doğru dürüst yürütemedi. Ondan sonra şimdi Kürtlerin sırtına yüklendi sorunluluğu. &nbsp;</p>

<p><strong>İRAN’DA HELİKOPTER KAZASI </strong></p>

<p><strong>Biliyorsunuz, İran'da bir helikopter kazası meydana geldi. Ülkenin Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı başta olmak üzere 8 kişi hayatını kaybetti. Olaya ilişkin “suikast mı, sabotaj mı, kaza mı?” şeklinde farklı yorumlar var. Siz ne düşünüyorsunuz? </strong></p>

<p>Ben, bütün ihtimalleri açık tutmayı tercih ediyorum.</p>

<p><strong>Neden?</strong></p>

<p>Çünkü, İran halkında bunun gerçekten de bir kaza olduğu intiba var. Ama İran kapalı bir rejim olduğu için her ihtimale karşı bütün ihtimalleri açık tutmak lazımdır. Hele böyle üst yüzeyde masa altında tekme atmaların olduğu bir ülkede, her ikisi de mümkündür. Onun için ben bütün ihtimalleri açık tutmaya tercih ederim.</p>

<p><strong>Ama net olarak bir şey söylemediniz? </strong></p>

<p>Yani, bunu kanıtlamak için elimde delil yok. Olayların cereyan tarzında sanki normal olarak böyle bir şey olabilirmiş gibi düşünülüyor. Eksiklikler şu; bir kere Cumhurbaşkanı'nın uçağında bazı eksiklikler olduğu ortaya çıkıyor. Yani ‘şusu busu yokmuş’, diye. İkincisi, gidilen yerde sis var. Böyle bir yere pilotun ‘hayır’ demesi gerekirdi. Ondan sonra helikopterde bazı eksiklikler var. Bütün bunları üst üstte konunca insanın aklına sanki bir eksik yapılmış, Cumhurbaşkanı'nın helikopteri için yapılmaması gereken şeyler yapılmış izlenimini veriyor bana.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/yasar-yakis-kobani-olaylari-devletin-bilgisi-dahilinde-oldu-faturasi-kurtlere-kesildi</guid>
      <pubDate>Thu, 23 May 2024 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/05/whatsapp-image-2024-05-23-at-121754.jpeg" type="image/jpeg" length="87329"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarihi yerel seçimlere günler kala siyasette son durum]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/tarihi-yerel-secimlere-gunler-kala-siyasette-son-durum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/tarihi-yerel-secimlere-gunler-kala-siyasette-son-durum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/tarihi-yerel-secimlere-gunler-kala-siyasette-son-durum</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 02:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/03/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-3.png" type="image/jpeg" length="10577"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Demirtaş'tan İstanbul açıklaması gelir mi; Kürt seçmenlerin ne kadarı İmamoğlu'na destek verecek?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/demirtastan-istanbul-aciklamasi-gelir-mi-kurt-secmenlerin-ne-kadari-imamogluna-destek-verecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/demirtastan-istanbul-aciklamasi-gelir-mi-kurt-secmenlerin-ne-kadari-imamogluna-destek-verecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/demirtastan-istanbul-aciklamasi-gelir-mi-kurt-secmenlerin-ne-kadari-imamogluna-destek-verecek</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 02:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/03/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak.png" type="image/jpeg" length="42678"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[31 Mart Seçimlerinde Kürtler]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/31-mart-secimlerinde-kurtler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/31-mart-secimlerinde-kurtler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/31-mart-secimlerinde-kurtler</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Mar 2024 02:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/03/dokuz8-tv-kapaklar-youtube-kapak-2.png" type="image/jpeg" length="68197"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tunç Soyer dokuz8HABER'e konuştu: Popülist siyasete teslim olmamayı seçtim]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/tunc-soyer-populist-siyasete-teslim-olmamayi-sectim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/tunc-soyer-populist-siyasete-teslim-olmamayi-sectim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, kentte alt yapı çalışmalarına yaptığı yatırımları anlattı. Soyer, çalışmadığı algısı yaratılmaya çalışıldığını ama buna rağmen popülist siyasete teslim olmadığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, dokuz8HABER Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici'ye konuştu. Tunç Soyer, Türkiye'de artık bir '<strong><em>seçim siyaseti</em></strong>'nin hakim olduğunu dile getirdi. Soyer, ilkesiz ve değeri olmayan bu anlayışın iktidarın gücüne güç kattığını ifade etti.</p>

<p><em>"Demokrasiyi de sadece 5 yılda bir sandığa gidilen bir sistem olarak görmemek gerekiyor"</em> diyen Soyer, Seferihisar ve İzmir Büyükşehir Başkanlığı dönemlerinde bu anlayışla çalıştığını ifade etti.</p>

<h3><strong>"DEPREMDEN BİR AY SONRA SON ÇADIRIDA SÖKTÜK"</strong></h3>

<p>Soyer, <strong>Biçici'nin 'kendinizi başarılı buluyor musunuz' </strong>sorusuna, <em>"Somut bir tane örnek verebilirim şu anda aklıma gelen. . İzmir depreminden sonra insanlar bizim toplanma alanlarında kurduğumuz çadırlara taşınmışlardı. Tam bir ay sonra, depremin gerçekleştiği 30 Ekim'den tam bir ay sonra, 30 Kasım'da biz son çadırı da sökmüştük.. İşte bu tam da kastettiğim hikayenin somut bir göstergesi, yerel demokrasinin, birlikte yaşama kültürünün, dayanışmanın ortaya konduğu bir somut örnek ve bu hayatı iyileştiren, kolaylaştıran, güzelleştiren bir sonuç"</em> dedi.</p>

<p>Soyer,&nbsp; vaatlerini gerçekleştiren en yüksek belediye olduklarını vurgulayıp yeniden aday gösterilmemesine değindi.</p>

<h3><strong>"SEÇİM SİYASETİ ERDEMLERİ GERİDE BIRAKAN BİR YAKLAŞIM"</strong></h3>

<p>Soyer, vaatlerinin gerçekleştirme oranının verilerle ortaya koyulduğunu belirtip,<em> "Seçim siyaseti meselesi. Bu seçim siyaseti maalesef çok sağlıklı bir siyaset etme biçimi değil. Çünkü bütün değerleri, bütün erdemleri aslında geride bırakan bir yaklaşım. sadece bir parmak kaldırma hesabı üzerinden ortaya çıkan bir yarış ve bu yarış aslında biraz da kirlenmiş bir yarış. Şimdi siyaseti eğer sadece bunun üzerine kurgularsanız o zaman örneğin belediyenin bütçesindeki başarı kriterlerinin bir kıymeti kalmıyor</em>" yorumunda bulundu.</p>

<p>Soyer, aday belirleme kriterinin sadece anketler üzerinden olmasını doğru bulmadığını dile getirdi. Soyer, yapılan tüm anketlerde önde olmasına rağmen bunu söylediğini, ilkesel bir tartışmanın olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Soyer, başarısız olduğu algısı yaratılmaya çalışıldığını ifade etti. Soyer, belediyenin bütçesini alt yapıya ve metrolara ayırdığını vurguladı. Alt yapıya önem vermeyip sorunları halı altına süpürse 'populist siyaset' teslim olmuş olacağını ve bunu seçmediğinin altını çizdi. Soyer, şunları dile getirdi:</p>

<h3><strong>"BAŞARISIZ ALGISI YARATILMAYA ÇALIŞILDI"</strong></h3>

<p><em>"Tunç Soyer'in başarısız olduğuyla ilgili bir algı yaratılmaya çalışıldı bunun üzerinden. Bunu bir parça irdelemek isterim. Biz 5 yıl boyunca İzmir'de belki 50 yıldır halı altında süpürülmüş bütün meselelerin üzerine gittik ve gövdemizi ortaya koyduk. Örneğin yüz senedir dokunulmayan Kemeraltı’nın altyapısını altüst ettik. Bizim söktüğümüz borularda Osmanlıca, Fransızca yazılar var. Yani hiç dokunulmamış. Fakat biz Kemeraltı’nı İzmir'in kalbi olarak görüyoruz. Bütün dünyada bir kenti marka yapacak, bir kentin bilinirliğini çok arttıracak bir yer aslında Kemeraltı ama altyapısı çökmüş, çok yaşlanmış, çok yıpranmış ve kimse buna el atmaya cesaret edememiş, geçiştirmiş. Ufak tefek makyajları, tuşları, vizyonlarla hayatı devam ettirmeye çalışmışlar. Ama bu sürdürülebilir bir şey değil. Yaklaşık 15.000 esnaf var Kemeraltı’nda ve 15.000 esnaf yağmur yağdığında “Dükkanımı su basacak mı?” endişesi içinde. Bunu gideriyoruz. Şimdi bu mesele çok ağır bir faaliyet. Çünkü günlerce, haftalarca, aylarca o esnaf çamur, çukur içinde hayatını geçirmek zorunda. Birinci etapı bitirdik, aydınlatmasıyla, kent mobilyalarıyla. İkinci etapta da sona geldik. Beş etapta tamamlandığında Kemeraltının tamamı kurtarılmış olacak.<strong> Bizim İzmir'de beş yıl boyunca yaptığımız çalışmaların tamamı Kemeraltı gibi çalışmalar.</strong></em></p>

<h3><strong>"BUNU YAPARKEN BEDELLER ÖDEYECEĞİMİZİ&nbsp; BİLİYORDUK"</strong></h3>

<p><em>Bir diğer örnek koku sorunu. Biz orada son bir senedir bunu tamamen bitirdik. Çünkü 20 milyar liralık bir büyük dev yatırım yaptık. Çok ayrı başlıklarda sürdürülen çalışmaydı bu. Orada toplanan çamurun çürütülmesi, kaldırılması...Son 15 yılda orada 2,5 milyon ton çamur birikmiş mesela. Bunun temizlenmesi, üç faz halinde çalışan arıtma tesislerine hiç bakım yapılmamış onların revizyonu, dördüncü fazın 13 senedir ihalesi yapılıp bir türlü gerçekleştirilmemiş o ihalenin gerçekleştirilerek dördüncü fazın başlatılması ve sonuna gelinmiş olması. Drenaj yatağının değiştirilmesi ve iç körfeze değil, dış körfeze arıtma tesisinin, deşarj suyunun pompalanmaya başlanacak olması. Bütün bunlar dev yatırımlar ve bu dev yatırımlar tabii ki çok ağır maliyetlerin yanı sıra vatandaşın da kent içindeki konforunu, rahatını bozan şeyler. Biz üç metro inşaatını aynı anda sürdürdük İzmir'de. Çiğli Tramvayı, Narlıdere Metrosu, Buca Metrosu. Bunların hepsi inşaat demek, şantiye demek, toz demek, çamur demek. Yani bunlar insanların hayatının konforunu bozan şeyler. Ama bunları yapmazsanız da işte o zaman kentin geleceğine dair bir umut veremiyorsunuz ve yıllarca halı altına süpürmüş olan meseleleri siz de halı altına süpürmeye devam ediyorsunuz. Buna vicdanım el vermez, buna benim yaptığım belediye başkanlığının ilkeleri, kriterleri elvermez.<strong> Biz o yüzden bunu yaparken bu bedelleri ödeyeceğimizi biliyorduk</strong>. Ama ben İzmirli'nin son tahlilde yaşadığı bütün sıkıntıya rağmen meselenin farkında olduğunu biliyorum. Yani İzmirli bunu ayırt edebiliyor. Makyaj belediyeciliği, popülist belediyecilik yapmadığımızı ve gerçekten bu şehrin geleceğini kurtarmak adına bir gayret içinde olduğumuzu biliyor. </em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"POPÜLİST SİYASETE TESLİM OLMAMAYI SEÇTİM"</strong></h3>

<p><em>Bu popülist siyaset çok yükselen trend ama korkunç bir şey aslında. Yani bir tür hırsızlık bence. Yani sizin malınızı mülkünüzü çalan insanla ilgili yasalar bir düzenleme getirir ve onu cezalandırır. Ama sizin geleceğinizi çalan bir hırsızlık türü yani popülizm hiçbir şekilde cezalandırılmaz. Hatta mükafatlandırılır, ödüllendirilir yani. Ama bu bir hırsızlıktır. Yani insanların, gelecek nesillerin, çocukların, gençlerin geleceğini çalmak anlamına gelir. <strong>Çünkü siz makyajla, süsle, günü kurtarmakla onları memnun edebilirsiniz ama geleceklerini karartabilirsiniz, çalabilirsiniz. Ben işte o popülist siyasete teslim olmamayı seçtim"</strong></em></p>

<h3><strong>"İZMİRLİLER FARKINDA"</strong></h3>

<p>Toaliter ve popülist siyaset arasında sıkışmışıktaçizgisini bozmadığını belirten Soyer, "Bunlar bir araya geldiğinde sizin yaptığınız tüm bu gayretler, tüm bu çalışmalar anlamsızlaşıveriyor, değerini kaybedebiliyor. Ama şunu söyleyerek tamamlayayım bunu. İzmirli bunun farkında. İnsanlar olağanüstü bir teveccüh gösteriyorlar, olağanüstü bir sempatiyle yaklaşıyorlar. Herkesin dilinde aynı şey var. Keşke devam etseydin, keşke bir dönem daha bizimle olsaydın şeklinde. Öyle bir algı var, öyle bir kabul var, öyle bir kanaat var. Yani kısacası tüm bu karamsar tabloya rağmen çizmeye çalıştığımız, konuştuğumuz İzmirliler bunun farkında" dedi.</p>

<p>Kemal Kılıçdaroğlu'na desteği nedeniyle yeniden aday gösterilmediği ifadelerine de Soyer şunları ifade etti:</p>

<p><em>"Gerekçenin bu olup olmadığını bilemem. Bana bir gerekçe söylenmediği için akıl yürütüyorum. Anlamaya çalışıyorum. Çünkü Büyükşehir Belediye Başkan adaylığının kararlaştırılacağı MYK toplantısından 5 dakika önce bana bilgi verildi. Ve hiçbir gerekçe söylenmeden sadece anketlerde daha düşük çıktığıma dair bir cümle ifade edildi. Şimdi o nedenle benim bununla ilgili bir görüş belirtmem doğru olmaz. Ben bilmiyorum. <strong>Anketlerde düşük çıkmadığımı biliyorum. Bu kesinlikle doğru değil" </strong></em>-</p>

<p>Ekrem İmamoğlu'na desteğinin ardından İzmir'de seçim kampanyasına katılmıyor eleştirilerini Soyer şöyle yanıtladı:</p>

<p><em>"Bir kere aday gösterilmediğiniz yerde istenmiyorsunuz demektir. Yani isteniyor olsaydık aday gösterilirdik. Çok basit aslında. Aday gösterilmediğimiz ve istenmediğimiz bir yerde bize gerçekten daha çok ihtiyaç duyan neresi varsa oraya gitmek gerekir diye düşündüm. Ay sonu mesela Rize'ye de gideceğim. Rize'de de Pazar’ın kazanılma ihtimali varmış, oradan rica etti arkadaşlar. Orada da kampanyaya destek vermeye gideceğim. İzmir'de de, Çiğli'de de destek vermek için katıldım onların bir halk buluşmasına. Cemil Başkan'la da buluştuk, bizim Örnekköy Temel Atma Töreni'nde beraberdik. Örnek Köy’deki bu kentsel dönüşümle ilgili o da değerlendirmelerini sundu. Ben de değerlendirmelerimi yapmaya gayret ettim. Kısacası böyle bir şey yok ama gözden kaçılmaması gereken şu ki Beni istemedi bu parti, yani aday göstermek istemedi. Üstelik bunu anketlerde geri kaldığım gerekçesiyle yaptıklarını ifade ettiler. Şimdi ben istenmediğim yerde niye tırmalayayım? Bunu yapmıyorum ama başka bir şey yapıyorum. Bizim beş yıl boyunca emek verdiğimiz ve fakat sonlandırmadığımız birçok iş var" </em></p>

<h3><strong>"KAYYIM KANUNİ OLABİLİR AMA HUKUKİ DEĞİL"</strong></h3>

<p>Tunç Soyer, Diyarbakır ile olan yakınlığı hakkında konuştu. Soyer, kayyım sürecinin 'kanuni' ama 'hukuki' olmadığını, genel hukuk normlarına uygun olmadığını ifade etti. "İzmir batının Diyarbakır'ıdır, Diyarbakır doğunun İzmir'idir" vurgusu yapan Soyer şu sözlerle bu cümleyi açtı:&nbsp;</p>

<p><em>"Yani Diyarbakır'da ben hep şunu hissederim ve söylerim. İzmir batının Diyarbakır'ıdır, Diyarbakır doğunun İzmir'idir. Çok ortak faydamız vardır Diyarbakır'la. Şimdi onlara girmeyeyim. Şöyle söyleyeyim, her ikisi de iktidarın gazabına uğramış şehirlerdir. Her ikisi de iktidarın gazabına uğramış olmalarına rağmen inandıklarından, değerlerinden, erdemlerinden taviz vermemeyi, ona bedel ödeseler de ondan vazgeçmemeyi kabullenmiş insanlardır. Daha çok örnek sayılabilir ama Bunlar kıymetli. Yani bunlar bizi birbirimize yaklaştıran, bizi birbirimizle buluşturan özellikler. Çünkü değerler ortak. Çünkü o peşinden koşulan ve hayali kurulan gelecek ortak. Şimdi bu mesela çok kıymetli. Benim Diyarbakır'la olan yakınlığım aslında şeyden başlar. İlk kayyum atandığında Türkiye'de Sur'a ilk kayyum atandığında Sur Seferihisar'ın kardeş belediyesiydi. Ben de ertesi gün konak meydanında bu kayyum atamasının yanlış olduğuna dair bir basın açıklaması yapmıştım. Onlar çok vefakar insanlar, bunu asla unutmadılar. Bu da beni hem şaşırtır hem çok gururlandırır.</em></p>

<p><em>Yani Diyarbakır'da ben hep şunu hissederim ve söylerim. İzmir batının Diyarbakır'ıdır, Diyarbakır doğunun İzmir'idir. Çok ortak faydamız vardır Diyarbakır'la. Şimdi onlara girmeyeyim. Şöyle söyleyeyim, her ikisi de iktidarın gazabına uğramış şehirlerdir. Her ikisi de iktidarın gazabına uğramış olmalarına rağmen inandıklarından, değerlerinden, erdemlerinden taviz vermemeyi, ona bedel ödeseler de ondan vazgeçmemeyi kabullenmiş insanlardır. Daha çok örnek sayılabilir ama Bunlar kıymetli. Yani bunlar bizi birbirimize yaklaştıran, bizi birbirimizle buluşturan özellikler. Çünkü değerler ortak. Çünkü o peşinden koşulan ve hayali kurulan gelecek ortak. Şimdi bu mesela çok kıymetli. Benim Diyarbakır'la olan yakınlığım aslında şeyden başlar. İlk kayyum atandığında Türkiye'de Sur'a ilk kayyum atandığında Sur Seferihisar'ın kardeş belediyesiydi. Ben de ertesi gün konak meydanında bu kayyum atamasının yanlış olduğuna dair bir basın açıklaması yapmıştım. Onlar çok vefakar insanlar, bunu asla unutmadılar. Bu da beni hem şaşırtır hem çok gururlandırır.</em></p>

<p><em>Şimdi kayyum süreci kanuni olabilir ama hukuki değil. Tekrar söyleyeyim. Kayyum süreci kanuni olabilir ama hukuki değil. Ne demek istiyorum? Evet bir kanun var ve bununla kayyum ataması mümkün hale geliyor. Ama kanunlara meşruiyetini veren kamu vicdanıdır. Kamu vicdanını zedeleyen bir uygulamayı başlattı kayyum atamaları. Nedir o? Siz belediye başkanını görevden alıyorsunuz. Görevden alınan belediye başkanının yerine onun meclisinden biri seçilir. Bu vefat hali olabilir, tutuklanma hali olabilir, sağlık gerekçesi olabilir. Her ne gerekçeyle olursa olsun bir belediye başkanı görevden ayrılıyorsa meclisten biri seçilir. Yani seçilmişler arasından biri başkanlığa seçilir. Şimdi siz kayyum atadığınız belediyede meclisten birini seçmiyorsunuz, bir bürokratı oraya kayyum olarak gönderiyorsunuz. Bu kanuni bir düzenleme olabilir. Ama bu yerel yönetim anlayışına, ruhuna aykırı bir uygulamadır. O nedenle de genel hukuk normlarına uygun değildir. Demokrasiye de uygun değildir, hukuka da uygun değildir. O nedenle karşı çıktım ve bunun yanlış olduğunu söyledim. O günden beri de bu inancımı, bu fikrimi koruyorum. Şimdi Diyarbakır'la başlayan bu gönül bağı tam bir gönül bağına, yani gönül bağı perçinlenerek, güçlenerek devam etti. Bizim siyasi partiler arası müzakerelerden filan tamamen bağımsız, tamamen onun dışında İzmir'de bir gönül bağımız vardır. Doğudan, Güneydoğudan, İzmir'e gelmiş, yerleşmiş vatandaşlarımızla, Kürtlerle bir gönül bağımız vardır. Ve bu gönül bağı öyle siyasi ittifak konusu olacak falan bir şey değildir. O yaşamaya devam eder. Çünkü gönül bağı öyle kolay kolay bozulmaz"</em></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL DOSYA, SEÇİM 2024</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/tunc-soyer-populist-siyasete-teslim-olmamayi-sectim</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Mar 2024 19:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2024/03/tunc-soyer-dokuz8haber-populist-siyaset.png" type="image/jpeg" length="24197"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Kontrolsüz sanayileşme ve ihmal: "Bu Ergene kırmızı akar, mor akar…”]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-kontrolsuz-sanayilesme-ve-ihmal-ergeneden-zehir-akitiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-kontrolsuz-sanayilesme-ve-ihmal-ergeneden-zehir-akitiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eskiden bereketli arazilerin kapladığı havzanın ulaştığı kirlilik yükü, artık bölgede yaşayanları da zehirliyor. Tarımın azaldığı, kanserin yaygınlaştığı havzada kirliliği önleyebilecek yeteri kadar uygulama bulunmaması, sorunları ağırlaştırıyor. Ergene Havzası sakinleri, kirliliğin sorumlularına “Para kazanacaksın diye beni zehirlemeye hakkın yok” diye her fırsatta seslenseler de, idare hâlâ kalıcı çözüm için adım atmış değil.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5>Haber: SENA AKKOÇ</h5>

<p>Bir zamanlar tarımsal zenginliğiyle anılan Ergene Nehri ve nehrin beslediği havza, artık birkaç ayda bir kirlilik haberleriyle Türkiye gündemine geliyor. Nehrin kendisi kadar havzada da gözlenen kirlilik, bölgedeki canlıların hayat kalitesini düşürüyor.&nbsp;Yıllardır çözülemeyen bir çevre ve çevre adaleti krizine dönüşen Ergene Havzası kirliliği, kamu sağlığını tehdit edip tarımsal alanları kullanılamaz hale getirirken bölge halkının sağlıklı yaşam ve temiz çevreye erişim haklarını da ihlal ediyor. Nehrin kirliliği üzerine endişeler sürekli olarak dile getiriliyor ve potansiyel felaketlere dair birçok uyarı yapılıyor. Fakat devlet yetkililerinin nehre atık bırakan fabrikalara gerekli cezaların kesildiği üzerine açıklamalarına rağmen pislikten siyahlaşan nehir, etkili bir eylem planının yoksunluğu nedeniyle zehir saçmaya devam ediyor.</p>

<h3><b>ERGENE HAVZASI'NDA NELER OLUYOR?</b></h3>

<p>Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli illerine yayılmış olan Ergene Havzası, Türkiye’nin 25 ana akarsu havzasından biri. Ergene Havzası, Avrupa’ya geçiş alanında olmakla birlikte Batı’da Bulgaristan ve Yunanistan sınırına, Doğu’da ise İstanbul’a kadar uzanıyor. Coğrafi konumunun bir bakıma kaderini belirlediği bu bölgenin temel yaşam kaynağı ise Istıranca Dağlarından doğarak Meriç Nehrindeki Saros Körfezine dökülen Ergene Nehri. Bölgenin ana su kaynağı olan Ergene Havzası, 10 bin 730 kilometrelik bir alana yayılmış durumda.</p>

<p>Bölgedeki ilk önemli sanayi yatırımı, 1925’te kurulan <i>Alpullu Şeker Fabrikası</i> oldu. Fabrika, Türkiye’nin <u><a href="https://www.academia.edu/19082733/Ergene_Havzas%C4%B1_nda_Bir_Yo_netim_Takti%C4%9Fi_olarak_Yo_netimsizlik_Kirlilik_ve_Sa%C4%9Fl%C4%B1k" rel="nofollow">bölgeyi “medenileştirmek” için</a></u> kurutulmuş bir bataklığın üzerine inşa edildi. 1934 ve 1937’de ilan edilen Birinci ve İkinci Endüstri Planlamasına dahil edilen Ergene Havzası için hem özel yatırımlar hem de kamu yatırım teşvikleri oluşturuldu. Önceleri plansız ve dağınık biçimde kurulmaya başlanan küçük çaplı fabrikaların sayısı 1970’lere gelinirken artış gösterdi.</p>

<p>Bölgenin ulaşım açısından avantajlı konumu, nitelikli iş gücüne erişimin kolaylığı, sanayi için yeterli arazi varlığı ile verimli tarım toprakları, her geçen gün daha çok insanı bölgedeki sanayi sektörünün içine çekerek bugünkü endüstrinin oluşmasını sağladı.&nbsp;Ergene'nin sanayi bölgesi olarak seçilmesinin başlıca sebebi, İstanbul'daki sanayinin şehrin dış çeperlerine kaydırılmasıydı.&nbsp;Sanayi yatırımları arttıkça, Ergene göç alır oldu ve bölgede nüfus patlaması yaşandı. İşçi grupları genellikle Türk ve Kürt ailelerden oluşsa da, son yıllarda işgücü içindeki mülteci nüfus oranı artış gösteriyor.</p>

<p>Ergene Havzası, İstanbul’un sürekli artan sanayi yükünü sırtlayan bir bölge haline geldi. Bugün havzada 15 organize sanayi bölgesi ve bir Avrupa serbest ticaret bölgesi ile nehir boyunca dizilmiş sanayi tesisleri bulunuyor.&nbsp;Bunca sanayi bölgesindeki fabrikalar, yeraltı suyunu aşırı miktarda kullandıkları gibi, kullandıkları işlenmiş suyu da doğrudan Ergene’ye boşaltıyor. Tüm bu yükü taşıyan Ergene Nehrinin su kalitesi, <i>Yüzey Suyu Kalitesi </i>sınıflandırmasına göre en kötü kalite olan <i>4. Sınıf</i> kategorisine girmekte. Fabrikaların deşarjı [su boşaltımı] nedeniyle doğal akış kapasitesinin çok üzerinde bir su kütlesini taşıyan nehirde periyodik olarak seller yaşanıyor.&nbsp;</p>

<p><img alt="sena akkoc harita" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-harita.jpg" / width="1150" height="778"></p>

<p><em><b>Harita: Ahmet Salih Odabaş, Sena Akkoç</b></em></p>

<p>Yıllar içinde hızla gerçekleşen plansız sanayileşme ile hem proses su atıkları [sanayi kaynaklı su atıkları] hem de evsel atık sular nehri bugünkü haline getirdi. Ancak bu durum birkaç yılda oluşmadı: Daha 1981 yılında, Devlet Su İşleri 9. Bölge Müdürlüğü, Ergene’deki suyu “çok kirli” olarak sınıflandırmıştı bile. Fakat aynı dönemde değişmekte olan ekonomi politikaları, bölgenin kaderini belirledi.</p>

<p>Türkiye'de neoliberal kalkınmacı politikaların uygulanmasında, endüstriyel amaçlarla doğanın tahrip edildiğini görmek şaşırtıcı değil. Boğaziçi Üniversitesinden Ekonomi Profesörü <a href="https://library.oapen.org/bitstream/handle/20.500.12657/49632/9781000442014.pdf?sequence=1#page=177" rel="nofollow"><u>Fikret Adaman’ın da aralarında bulunduğu bilim insanları</u></a>, Soma'daki maden faciasının yaşanmasının altında yatan nedenleri anlamak için, Türkiye'deki kalkınma politikalarının yapısal dinamiklerinden bahsetmek gerektiğini yazıyor. Aynı tezlerin, Ergene Nehrinin başına gelenleri de açıkladığı söylenebilir.</p>

<p>Bakırçay Üniversitesi'nden Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Eda Acara, Ergene’deki çevre-sağlık-devlet ilişkisini tanımlarken <a href="https://dspace.trakya.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/trakya/1765/0126466.pdf?sequence=1&amp;isAllowed=y" rel="nofollow"><i><u>seyirci devlet</u></i></a> tabirini kullanıyor. Bölgedeki yönetimsizliğin bir yönetim şekli olarak kullanıldığını savunan Acara, bu terimle devletin nasıl tüm bu plansızlıklara ve kirliliğe göz yumduğunu, sağlığın ve temiz çevrenin nasıl bir insan hakkı olmaktan çıkarılarak bireysel sorumluluğa bırakıldığını açıklıyor. Ekonomik gelişmeye yarar sağlamayan her şey bir kenara bırakılıyor; çevre ve insan sağlığı da dahil olmak üzere.</p>

<p>1980'lerden itibaren Türkiye ile birlikte tüm dünyada devletin ekonomide etkisizleşmesi ve özel sektör faaliyetlerinin artması ile birlikte toprağın metalaştırılması yoğunlaştı, düzenleyici çerçeveler özel şirketler lehine gevşetildi ve şirket karlarını güvence altına almak için yasal değişiklikler getirildi. Artan kârı diğer tüm kaygıların önüne koyan bu dönemin yapısal özellikleri, endüstrilerin Ergene Havzasını pervasızca kullanmasına ve yerel halktan gelen, pratikte hiçbir zorluk yaratmayan şikayetler dışında yasal yaptırımlara uğramamasına zemin hazırladığı rahatlıkla söylenebilir.&nbsp;</p>

<p>Bugün Ergene’nin hali içler acısı. Artan nüfus, plansız kentleşme, plansız sanayi, kirliliğe bağlı sağlık sorunları, arıtılmayan sular ve çalıştırılmayan arıtma tesisleri ile bölgede bir çevre adaleti krizi yaşanıyor.&nbsp;Sağlık Mahallesi’nde çayevinde oturan yaşlı bir adam, “<i><b>Orada (İstanbul'da) fabrikaları kapatıp buraya taşındılar. Şimdi onlar kendilerini temizlediler, burada biz bu durumdayız</b></i>” diyerek durumlarını anlattı.</p>

<p>Veli Meşeli bir kafe sahibi. Pandemi döneminde fabrikaların çalışmalarına zorunlu olarak ara vermek durumunda kaldıklarından ötürü nehrin kendiliğinden temizlendiğini gördüklerini söylüyor. Covid-19 pandemisinin su kalitesi üzerindeki etkisini inceleyen bir araştırma bunu doğruluyor. Karantina döneminde atık su deşarjları ve tarımsal faaliyetler devam ettiği için bazı malzemeler pandemi öncesi dönemlerde önemli farklılıklar göstermese de bazı ağır metal kirletici konsantrasyonları, karantina sırasında <u><a href="https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33753075/" rel="nofollow">önemli ölçüde azaldı</a></u>.&nbsp;Pandeminin başlangıcından bu yana tüm dünyada gözlenen bir ikilem Ergene’de de karşımıza çıkıyor: Kirliliği azaltmak için sanayiyi tamamıyla durdurmak, pandemi nedeniyle işini kaybeden birçok dezavantajlı grup için pek makul görünmüyor. Dolayısıyla kimyasal kirliliğe karşı üretilecek çözümlerin çevresel adalet boyutunun ve kapsayıcılığının sorgulanması gerekiyor.</p>

<p><img alt="sena akkoc ergene" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-ergene.png" style="width: 100%" / width="251" height="331"></p>

<p><b>TARIMDAN SANAYİYE...</b></p>

<p>Trakya Bölgesinin verimli topraklarına sahip olan Ergene Havzasında yöre halkı yıllarca tarımla uğraşarak geçimini bu topraklardan sağladı. Ergene Nehri, yaklaşık 20 yıl öncesine kadar balıkçılık için de kullanılıyor, özellikle çocukların yüzdüğü bir eğlence alanı olarak görülüyordu. Ancak ne yazık ki bugün durum böyle değil; Ergene Nehri artık Türkiye’nin en kirli nehirlerinden biri.&nbsp;</p>

<p>Yüzey suyu kaynaklarının kirlenmesi ve toprağın bozulması nedeniyle köylüler, önceleri verimli olan topraklarını sanayicilere satmaya başlayıp fabrika işçisi olurken, üretim faaliyetlerine devam eden çiftçiler ise çeşitli hayatta kalma stratejileri geliştirmek zorunda kaldı. Bölgedeki tarımsal faaliyetlerin temel sorunlardan biri yaz aylarındaki temiz su eksikliği olduğundan, çiftçiler artık fazla su gerektirmeyen türlerin ekimine yönelmiş durumda. Orman ve Su İşleri Bakanlığı verileri de bu durumu doğruluyor; bölgedeki üretim sulu tarımdan (%4,7) kuru tarıma (%43,6) kaydı.</p>

<p>Çiftçiler, toprak kalitesi ve verimliliğindeki düşüşü en temel sorunlar olarak tanımlıyor. Bu sorunların oluşumunda, hibrit tohumların ve bilinçsiz zirai ilaç kullanımının etkisi de var. Veliköy’de görüştüğüm bir kafe sahibi, <i><b>“Hibrit tohuma geçtik, toprak öldü”</b></i> diye konuşurken, görüştüğüm ziraat mühendisliği mezunu bir emlakçı ise <i><b>“Hayvanlarımız ve tarım arazilerimiz var. Ancak girdi fiyatları, özellikle de gübre fiyatları çok arttığı için kar elde edemiyoruz. Gübre miktarını iki katına çıkarmalarına rağmen verim yıl boyunca aynı kalıyor”</b></i> sözleriyle benzer bir örüntüye işaret ediyor. <a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/humanitas/issue/7784/101713" rel="nofollow"><u>Araştırmalar</u></a> da bu değerlendirmeleri doğruluyor:<b> </b>Ergene’den yapılan sulama nedeniyle ayçiçeği üretiminde %25, buğday ve çeltikte %40’lara varan verim düşüklüğü yaşandı. Tüm bunlar göz önüne alındığında, artık piyasada rekabet imkânı kalmamış çiftçilerin topraklarını satmayı tercih etmeleri şaşırtıcı gelmiyor.</p>

<p>Velimeşe'nin meşhur içeceği bozasının satıldığı bir dükkanın sahibi, “<i><b>Çiftçi kalmadı, herkes topraklarını sattı. Dört çiftçi olsaydı iki tanesi kanserdi. Burada herkes kanserden ölüyor</b></i>” diyor. Sağlık Mahallesine 20 yıl önce Doğu’dan göç etmiş bir vatandaş ise “<i><b>Eskiden dere boyundaki insanların bahçesi vardı. Kendilerine kadar ekip biçiyorlardı. Ancak şimdi köpek geçse kör oluyor</b></i>. <i><b>Bu taraftan bir tarla sulandı mı zaten herkes kanser</b></i>” diyerek nehirdeki kirliliğin çevredeki yaşama etkisine dikkati çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="sena akkoc saglik mahallesi" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-saglik-mahallesi.jpg" style="width: 100%" / width="1386" height="1040"></p>

<p style="text-align: right;"><em>(Fotoğraf: Sena Akkoç)</em></p>

<p>Nehrin içeriğindeki kimyasallar ve yaydığı koku yalnızca insanlara değil, havzadaki tüm canlılara ciddi zararlar veriyor. Özellikle Çorlu Çayı çevresinde organik, besin kirliliği ve ağır metal kirliliğinin korkunç boyutlarına dair birçok <a href="https://www.springerprofessional.de/en/determination-of-heavy-metals-in-sediments-of-the-ergene-river-b/11839280" rel="nofollow"><u>araştırma</u></a> mevcut. Bu <a href="https://dspace.trakya.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/trakya/1765/0126466.pdf?sequence=1&amp;isAllowed=y" rel="nofollow"><u>araştırmalardan</u></a> birinde, bölgede yetişen bazı bitkilerde ve ürünlerde limit değerlerin çok üzerinde ağır metal varlığı saptandı. Çalışmada, özellikle yapraklı ve yumru bitkilerde kurşun (Pb) ve kadmiyum (Cd) elementlerinin toksik düzeyde olduğu saptanırken sanayi kuruluşları ve araç trafiğinin yoğun olduğu bölgelere yakın ekim alanlarında yetişen bitkilerde kurşun (Pb), kadmiyum (Cd) ve krom (Cr) elementlerinin yüksek düzeyde olduğu anlaşıldı.&nbsp;</p>

<p>Sağlık Mahallesi'nde kanser araştırması yapan bir <a href="https://www.researchgate.net/publication/276062981_Endustri_yogun_bolgede_yasayanlarda_yada_birinci_derecede_yakinlarinda_kanser_bildirenlerin_cevresel_risk_etmenlerine_gore_degerlendirilmesi_Corlu_ornegi" rel="nofollow"><u>çalışma</u></a>, nehir-kanser menzilinin 750 metreden başladığını; diğer bir <a href="http://uroonkoloji.org/wp-content/uploads/2014/08/11_Uroonkoloji_Kongresi.pdf" rel="nofollow"><u>çalışma</u></a> ise Trakya’daki böbrek üstü bezi ve mesane kanserlerinin Ergene havzasındaki çinko ve kurşunun vücutta birikmesine bağlı olabileceğini gösteriyor..</p>

<h3><b>MUSLUKLARA FİLTRE YETİŞMİYOR</b></h3>

<p>Su analizleri, içme suyu parametrelerinin kabul edilebilir değerlerde olduğunu gösterse de şebeke suyu ile ilgili sorunlar da devam ediyor. Fabrikalar izinsiz açılan kuyulardan yer altı suyu çektiği için su seviyesine erişim daha önce 4-5 metreden sağlanabilirken, bugün 300-350 metreye kadar inmek gerekiyor. Normalde bir-iki yılda bir değiştirilen su filtrelerinin, kirliliğin yoğun olduğu bölgelerde altı ayda bir, hatta bazen her ay değiştirilmesi gerekiyor. Birçok insan su filtresi yenileme maliyetini karşılayamadığından filtrelerini yenilemekten vazgeçiyor ve evinde filtrelenmemiş su kullanıyor.</p>

<p>Çerkezköy ilçe merkezinde faaliyet gösteren bir su arıtma firmasının sahibi, bu sene su arıtıcı cihaz satışlarının geçen senelere göre oldukça düştüğünü ve bunun insanların alım gücünün düşmesinden kaynaklandığını söyledi. Dinlendirilmeden kullanılan çamurlu sular hem yemeklerde hem de günlük kullanımda arıtılmadan tüketiliyor. Filtrelerin İstanbul’da olsa bir yıl kadar dayanabileceğini söyleyen firma sahibi, özellikle Kızılpınar ve Kapaklı taraflarındaki müşterilerinin filtrelerini iki-üç ayda bir değiştirdiğini söyleyerek, “<i><b>Burada filtrenin altı aydan fazla dayanacağı yer yok</b></i>” diyor. Filtre fiyatları 100-150 TL’den başlayan su arıtma masrafları, işçi kesiminin öncelikli ihtiyaçlar listesinden çıkıyor. Arıtmanın yapıldığı durumda bile, suyun 300-400 metreden çekiliyor oluşu ve sudaki yüksek çamur miktarı filtrelerin düşmanı. En kirli bölgelerde bir litre arıtılmış su için neredeyse üç litre atık su çıktığına dikkat çeken firma sahibi su sorunundan ümidi kesmiş olacak ki “<i><b>Çerkezköy’de bu sorun çözülmez</b></i>” diyor.</p>

<p><img alt="sena filtre 2" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-filtre-2.png" style="width: 100%" / width="364" height="260"></p>

<p style="text-align: right;"><em>(Soldan birinci ve üçüncü filtreler, arıtma sistemi satıcısının Çerkezköy’den çıkardığı altı aylık filtreler. Soldan ikinci filtre ise İstanbul’da iki yıl boyunca kullanılmış bir arıtma filtresi.&nbsp;Fotoğraf: Sena Akkoç) </em><br />
&nbsp;</p>

<p>İçme suyu analizlerinde insan tüketimi için kabul edilemez toksisite seviyelerini tespit edememiş olsa da endüstriyel deşarjların bu seviyelerde devam etmesi durumunda içme suyundaki inorganik toksik maddelerin konsantrasyonlarının da artacağı ve sağlık üzerinde olumsuz etkileri olabilecek kritik seviyelere ulaşacağı <a href="https://www.researchgate.net/publication/276062981_Endustri_yogun_bolgede_yasayanlarda_yada_birinci_derecede_yakinlarinda_kanser_bildirenlerin_cevresel_risk_etmenlerine_gore_degerlendirilmesi_Corlu_ornegi" rel="nofollow"><u>tahmin ediliyor</u></a>.&nbsp;</p>

<h3><b>KİRLİLİĞE HER YERDEN ERİŞİM İMKANI</b></h3>

<p>Devlet Su İşleri (DSİ) verileri, nehir debisindeki anormal yükselişleri gözler önüne seriyor. Debideki artışın en önemli kaynağı ise hem endüstriyel hem de evsel atıksu deşarjlarının kontrolsüzce yapılıyor oluşu. Debideki bu artış taşkınlara yol açtığında, su kirliliği daha da tehlikeli hale geliyor. Su siyah rengini tekstil endüstirisinin yaptığı deşarjlar veriyor. Tekstil endüstrisi deşarjları, içerdiği kimyasallar ile suyun pH’ını bozmakla kalmıyor, yağ ve BOİ parametresi gibi değerlerin de yüksek olmasına neden oluyor. Metal endüstrisinden nehre boşalttığı ağır metallerle birleşen bu kirlilik, taşkınlar olduğunda daha da geniş alanlara yayılıyor. Ancak bu kirliliğe maruz kalmak için taşkınlar olması şart değil. Sanayinin açıktaki boruları her yerde önünüze çıkabiliyor.</p>

<p><img alt="sena akkoc akinti 1" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-akinti-1.jpg" style="width: 100%" / width="567" height="425"><img alt="sena akkoc akinti 3" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-akinti-3.jpg" style="width: 100%" / width="647" height="486"><img alt="sena akkoc akinti 2" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-akinti-2.jpg" style="width: 100%" / width="632" height="434"></p>

<p style="text-align: right;"><em>(Veliköy OSB'de açıktan akan borulardan biri&nbsp;ve konumu. Fotoğraflar: Sena Akkoç)</em></p>

<p>Veliköy OSB’den akan bu açık borulardan birinin fotoğrafını çekerken yanıma yaklaşan bir araç önce neden fotoğraf çektiğimi sordu, sonra da yakınlardaki bir fabrikada çalıştığını söyleyerek yakınmaya başladı: "<i><b>Bu açık boru için defalarca şikayette bulunduk ama kimse gelmedi.</b></i>" Görüştüğüm eski bir müteahhit, "<i><b>Yerelde CHP, merkezde AKP kirlilik gerçeğini bastırınca işte böyle oluyor!</b></i>" diyor. Müteahhite göre, birçok deşarj hattı bugün resmen sahipsiz durumda ve hiçbir resmi kuruluş bu hatlar konusunda sorumluluk üstlenmiyor.&nbsp;</p>

<p><img alt="akan boru" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/akan-boru.png" style="width: 100%" / width="325" height="476"></p>

<h3><b>EYLEM(SİZLİK) PLANLARI: ŞAFAK HAREKATI DA ERGENE'Yİ GÜZELLEŞTİRDİ</b></h3>

<p>2003 yılında Ergene Nehri'ndeki kirlilik meclis gündemine geldi. Ergene Nehri'ndeki kirliliğin çevreye etkilerini araştırmak üzere bir komisyon oluşturuldu ve <i>Ergene Nehri’ndeki Kirliliğin ve Çevreye Etkilerin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/2,6) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Raporu</i> hazırlandı.</p>

<p>2006-2008 yılları arasında Ergene Havzasının yönetimine ilişkin <i>Ergene Havzası Çevre Yönetimi Master Planı</i> hazırlandı. 2009 yılında <i>1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı</i> hazırlanarak kirletici tesislerin kurulmasına yönelik kısıtlamalar getirildi. Metal kaplama, maden işleme, tekstil boyama, petro-kimya tesisleri ve termik santraller kısıtlanan tesisler arasındaydı. Sanayi atıklarının Ergene Nehrine boşaltılması tehlikeli boyutlara ulaştığı için ise 2010 yılında <i>Meriç-Ergene Havzası Endüstriyel Atksu Yönetimi Ana Planı</i> hazırlandı. Aynı dönemde yapılan düzenlemelerle, sanayi tesisleri için arıtma tesisi kurulumu zorunlu hale getirildi. Ancak en kapsamlı plan 2011’de ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından başlatılan <i>Ergene Havzası Koruma Eylem Planı</i> (EHKEP) oldu. Ergene Nehrinin suyunu 2. kalite yapmayı hedefleyen plana göre Ergene kıyılarında tekrar balık tutulabilecekti.</p>

<p>EHKEP doğrultusunda dere yatakları temizlenecek, DSİ tarafından biyolojik atıksu arıtma tesisleri kurulacak, sanayi içi ortak arıtma tesisleri inşa edilecek ve denetimler artırılacaktı. Nitekim Tekirdağ’da sekiz, Kırklareli’nde iki organize sanayi bölgesi (OSB) kurulurken Çorlu-Ergene ve Çerkeköy-Kapaklı Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisleri açıldı. OSB’lerin hem kaynak israfını engellemesi hem de atık sorununu çözmesi hedefleniyordu. Ancak birçok OSB’nin henüz merkezi bir arıtması bulunmuyor, var olan arıtma tesislerinin ne kadar çalıştığı da tartışmalı.&nbsp;</p>

<p>Veysel Eroğlu’nun Orman ve Su İşleri Bakanı olarak görev yaptığı dönemde, “Şafak Harekatı” adıyla başlatılan Havza Koruma Planının daha önemli bir hedefi vardı: <u><a href="https://web.archive.org/web/20180708111057/http://www.ergenederindeniz.com/default.aspx" rel="nofollow"><i>Derin Deniz Deşarj Hattı</i></a></u>. Özellikle Marmara Denizinde müsilaj oluşumu sonrası tartışmalara yol açan proje, tamamlanmış olmasına rağmen bugün tam kapasite ile deşarja başlamadı.&nbsp;</p>

<p><img alt="Tekirdağ Ergene Derin Deniz Deşarj A.Ş. Proje planı" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/tekirdag-ergene-derin-deniz-desarj-as-proje-plani.png" style="width: 100%" / width="1241" height="1023"></p>

<p style="text-align: right;"><em>(Görsel: Tekirdağ Ergene Derin Deniz Deşarj A.Ş. Proje planı)</em></p>

<p>2015 yılında Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipler Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, MAREM, Ergene Platformu ve Trakya Platformu ortaklığı ile <a href="http://tbbyayinlari.barobirlik.org.tr/TBBBooks/515.pdf" rel="nofollow"><u>Ergene Derin Deniz Deşarjı Projesi ve Marmara Denizi Ortak İnceleme Raporu</u></a> yayınlandı. Rapor, proje ile deşarj edilecek suyun ayrıştırılıp ayrıştırılmayacağının net olmaması eleştiriyordu. Bölgede ne ÇED yapılmış ne de <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=7221&amp;MevzuatTur=7&amp;MevzuatTertip=5" rel="nofollow"><u>Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği</u></a> ile uyumlu kararlar alınmıştı. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, derin deniz deşarjı için sınır değerlere kadar arıtmanın yapılmasını şart koşsa bile, projede bunun sağlanıp sağlanmayacağı açık şekilde belirtilmemişti.</p>

<p>Peki derin deniz deşarjı, gerçekten yönetmelikte belirtildiği üzere, suların arıtılması önkoşulu ile gerçekleştirilecektiyse, böyle bir projeye neden ihtiyaç duyulmuştu? İşte, bu soruya bir yanıt bulunamıyor.</p>

<p>Yıllardır yürürlükte olduğu belirtilen ve milyarlar harcanan bu projelerin sonunda arıtma tesisinin yanından akan “temiz” su simsiyah halde. Çünkü su arıtılmış olsa bile aynı bölgeye Çerkezköy, Veliköy ve Kızılpınar’ın kanalizasyonu akıyor. Yine de bu görünen kirliliğin yalnızca evsel atıktan bu hale gelmiş olması pek mantıklı görünmüyor.</p>

<p><img alt="sena akkoc velikoy deşarj ergene" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-velikoy-desarj-ergene.png" style="width: 100%" / width="747" height="498"></p>

<p style="text-align: right;"><em>(Veliköy’den deşarj edilen kanalizasyon atıkları.)</em></p>

<p style="text-align: right;"><img alt="kirlilik ergene sena akkoc" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/kirlilik-ergene-sena-akkoc.png" style="width: 100%" / width="300" height="532"><br />
<em>(Ergene OSB 1 Atıksu Arıtma Tesisinden akan su. Fotoğraf:&nbsp;Sena Akkoç)</em></p>

<p>Habersizce ziyaret ettiğim bir fabrikanın arıtma sisteminden çıkan suyu görme imkânım oldu. İlk aşamada ponza taşı ve katı atıklar ayrıştırılarak katı atık arıtmasına gönderiliyor. İkinci aşamada çökertme havuzunda çöktürülen çamur, konik kuleye gönderilerek paketleniyor. Genelde bu aşamada çamurun bertaraf maliyetinden dolayı birçok fabrika için çamurun ne yapılacağı büyük bir sorun haline geliyor. Fiziksel ayrıştırma sonlanınca biyolojik reaktörlere aktarılan suda, sudaki maddeleri ayrıştıracak olan bakteriler besleniyor ve ölen bakteriler çöktürülüyor. Biyolojik arıtmadan çıkan ölü bakterilerin ardından su, kimyasal ayrıştırmaya gidiyor. Buradan çıkan su da anyonik alüminyum ve katyonik tanklara gönderilerek arıtılan suyun yüzde 50 kadarının yeniden fabrika içinde kullanılması sağlanıyor.</p>

<p>Fabrika teknik müdürü, müşteri kriterlerinin uluslararası standartlara uyumluluk baskılarının bakanlığın uyguladığı yaptırımlardan çok daha katı olduğunu söyleyerek arıtılmamış suyun kendileri için daha büyük maddi kayıplara yol açacağını belirtti. Görüştüğüm iş güvenliği ve çevre danışmanlığı şirketinin sahibi, bu tür fabrikalar için “<i><b>Devletten değil, müşteriden korkuyor</b></i>” diyor. Para cezaları fabrika sahipleri için caydırıcı olmadığından fabrikaların “temiz” olma seçenekleri de piyasa mekanizmalarına bırakılıyor.</p>

<p><img alt="atik su" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/atik-su.jpg" style="width: 100%" / width="842" height="632"></p>

<p style="text-align: right;"><em>(Tekstil fabrikasına ait atıksu arıtma tesisinden çıkan su (sağ).)</em></p>

<p><img alt="atık su rapor" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/atik-su-rapor.png" style="width: 100%" / width="800" height="429"></p>

<p style="text-align: right;"><em>(Arıtılan suya ait parametereler.)</em></p>

<p>Cezaların caydırıcı olmayışının veya hiçbir yaptırıma maruz kalmadan kirletici olabilmenin en önemli sebebi, sanayi bölgesindeki çıkar ilişkileri. İş güvenliği ve sağlığı ve çevre danışmanlığı hizmeti veren bir firmanın yetkilileri, denetim süreçlerini anlatarak bugüne kadar karşılaştıkları ilginç olaylardan bahsetti.</p>

<p>"<i><b>Bu Ergene kırmızı akar, mor akar…</b></i>" diyerek söze başlayan firma yetkilisi, çevredeki en büyük felaketlere tekstil sektörünün (boyahanelerin) yol açtığını söylüyor.&nbsp;Fabrikalar atık sularını ya fosseptiklerde biriktirilerek arıtmaya göndermeli ya da kendi artıma tesislerinde arıtmalı. Ancak her iki seçenek de oldukça maliyetli; özellikle ikincisi, enerji ve bakım maliyetleri de üzerine eklenince fabrika sahipleri için pek "cazip" görünmüyor.</p>

<p>Fabrikaların arıtma sistemlerine dair genellikle üç sorun var: Arıtmanın olmaması, arıtmanın verimsiz çalıştırılması veya arıtmanın hiç çalıştırılmıyor olması.&nbsp;Bakanlık denetime geldiğinde giriş ve çıkış suyundan numune alıyor ve fabrikaların iç süreçleriyle ilgilenmiyor. Böylece daha önceden denetim haberini alan fabrika, suyu seyreltebiliyor veya arıtma sistemini çalıştırabiliyor. Fabrikaların ne tür denetimlerden geçtiğini öğrenmek adına bir iş güvenliği ve çevre danışmanlığı firması ile görüşmeye gittim. Firma yetkilierinden çevrelerindeki fabrikalarda karşılaştıkları sorunları değerlendirmelerini istedim.</p>

<p>İş güvenliği firmasının çevre mühendisi, bir fabrikada yaşadığı olayı şöyle anlatıyor: "<i><b>Bir gün bir fabrikaya gittik. Tüm izinlerini almışlar, vidanjörleri var, fosseptik planları falan, her şeyleri var. Son anda, ‘Bir de fosseptiği görelim madem’ dedim. Ancak fosseptikleri yokmuş. Yani her şeyi kağıt üstünde tamamlayıp suyu olduğu gibi dereye bırakıyorlarmış</b></i>”. Görüştüğüm iş güvenliği yetkilileri, benzer olaylara sürekli rastladıklarını aktarıyor.</p>

<h3><b>GÜNÜ DE KURTARAMIYORUZ, YARINI DA...</b></h3>

<p>Ergene Havzası'nın en kirli bölgesi Sağlık Mahallesinde insanlar, sanayi atıklarının -atığı kimin boşalttığı görülmesin diye- yağmurlu günlerde, yetkililerin çalışmadığı tatil günlerinde ve sabahları (akşam 5-6 civarında) bırakıldığını belirterek bana şikayetlerini anlattı.</p>

<p>Halk, bugüne kadar yapılan tüm eylem planlarını “günü kurtarmak” olarak nitelendiriyor ve hiçbirinin uzun soluklu olmadığından şikayet ediyor. "Seyirci" devlet, müdahalelerini yalnızca hasarların şiddetinin görünür hale geldiği durumlarda ve tercihen “hasarın parasal olarak ölçülebildiği” zaman yapıyor. Nehrin kirlilik seviyesi zirveye ulaşana kadar milletvekilleri ve gazeteciler de dahil olmak üzere yeterince aktörün yerel halkın şikayetlerine kulak asmamasını en iyi bu şekilde yorumlayabiliriz.</p>

<p>"Piyasa başarısızlığı" olarak adlandırabileceğimiz bu durumda ekonomik büyümenin ve çevre kalitesi ikilisinin her zaman birbirine karşı olduğunu varsayıyoruz. Ve biz bugün bu mantıkla, Ergene’nin kirliliğine çözümü, sözde arıtılan kirli suyu Marmara Denizi'ne aktarmak için döşenen derin deniz deşarj boruları gibi devasa teknik projelerde arıyoruz. Böylece gerçek bir çözüm üretmek yerine yalnızca bu pisliği bir yerden alıp başka bir yere aktarıyoruz. Ayrıca kimse olaydan sonra alınan tedbirlerin daha fazla kirliliğin önlenmesinde etkili olduğunu düşünmemeli. Tam tersine, David Harvey'in düşüncesine uygun olarak, ilerlemenin, özellikle sermaye birikiminin önünde hiçbir şeyin durmayacağından emin olacak şekilde adımlar atıldı.</p>

<p>Sağlık Mahallesi'ndeki yaşlılardan biri “<i><b>Para kazanacaksın diye beni zehirlemeye hakkın yok</b></i>” diyor... Aynı cümle, devletin ilerleme ve sermaye birikimi vizyonları açısından da geçerli. Kaynak kullanımını ve kontrolünü, maliyetlerini dışsallaştırarak ayrı bir ilerleme ve gelişme konusu olarak bu sorunları ele aldığımızda, en başta yarattığımız çerçeveden kaçamayız. Bu nedenle, doğayı, insanların -özellikle sömürüden kazanç sağlayan insanların- çıkarlarına uygun olacak dışsal bir madde olarak görmek, çözüm bulmada yardımcı olmayacak.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong><em>* Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKOLOJİ-ÇEVRE, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-kontrolsuz-sanayilesme-ve-ihmal-ergeneden-zehir-akitiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Mar 2022 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/sena-akkoc-akinti-1-2.jpg" type="image/jpeg" length="99666"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Kaçak avcıların kıskacında hayat: Kızıl geyikler]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-kacak-avcilarin-kiskacinda-hayat-kizil-geyikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-kacak-avcilarin-kiskacinda-hayat-kizil-geyikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av ihaleleri ile gündeme gelen kızıl geyiklerin popülasyonu tehdit altında. “Kaçak avcılığı önlemiyoruz” diye isyan eden kamu görevlileri bir yanda, bol keseden verilen av ihaleleri öbür yanda. Olan yaban hayatına ve kızıl geyiklere oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Haber: MERVE AKMAN</strong></h5>

<p>Türkiye’de en çok avlanan türlerin başında gelen kızıl geyik, bilinçsiz şekilde verilen av kotaları ve yasa dışı avcılıktan dolayı azalan popülasyonuyla tehdit altında. Kamuoyunun duyarsızlığı ve yaban hayatına yönelik tehdidin medyada yeterince yer bulamaması başat sebepler. Hükümetin bol keseden verdiği av ihaleleri ve “Kaçak avcılığı önleyemiyoruz” diyen bir kamu çalışanının isyanı, yeterince gündem olamıyor. Verilen kotaların çoğunu da Eskişehir paylaşıyor.</p>

<h3>SIKI DENETİM, AĞIR CEZALAR</h3>

<p>Yüksek meblağların döndüğü av ticareti, etik olmayan yöntemlerle bir canlının hayatını keyfi sonlandırmak, geyikleri fabrika üretimi görmek ve konu bünyesinde birçok alt başlığı uzun bir çalışmadan sonra derleyip, toparladım. Yapılması gerekenler: Sıkı denetim, ağır cezalar ve yaban hayatına yönelik çalışmalar yapan kamu kurumlarına, etik ve vicdani alımlar gerçekleştirmek. Aslında kızıl geyik ihalelerini son iki yıldır ciddi şekilde takip ediyordum; ancak Tarım ve Orman Bakanlığı’nın öncelikle Eskişehir’de avlanması için kızıl geyiklere yönelik yoğun kota uygulaması, ardından kaçak avcılık yapıldığına yönelik gelen mesajlar, bu konuyu daha derinden incelememe sebep oldu.&nbsp;&nbsp;Geçmişten günümüze kızıl geyiklere yönelik yaptığım araştırmaları, 25 Eylül tarihinde Mihalıççık Ömerköy’de kızıl geyik incelemelerim sırasında aldığım tehdidi, alanında uzman kişilerin yorumlarını, siyasette avcılığa yönelik yapılan çalışmaları ve kamu kurumunda çalışan memurun itirafını bir araya getirerek haberleştirdim.</p>

<p>Nüfusun artması, buna bağlı olarak ormanların tarım arazisi için yok edilmesi, iklim krizinin etkileri ve birçok etkenle yaban hayatı ülkemizde ciddi tehdit altında. Birde yanına kaçak avcılık ve büyük paralar eklenince akla hemen “İnsan yaban hayatı olmadan yaşayabilir mi?” sorusu geliyor.&nbsp;</p>

<h3><b>18 KIZIL GEYİK İHALESİNİN İPTALİ</b></h3>

<p>Her şey 25 Eylül 2020 tarihinde başladı; ancak öncesinde 18 kızıl geyik ihalesinden bahsetmek istiyorum. Temmuz 2020’de Tarım ve Orman Bakanlığı 5. Bölge Müdürlüğü Eskişehir Şube Müdürlüğü tarafından açılan ihale ile “Eskişehir’de 18 kızıl geyik vurulacak” ilanı yayımlanmıştı. 6 ayrı bölgede yapılacak 18 geyik vurma ihalesi için 513 bin lira muhammen bedel biçilmiş bu konuya başta Eskişehir Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Av. Gülçin Yapıcı olmak üzere hayvan hakları savunucuları tepki göstermişti. Geyiklerin vurulacağı bölgeler ve fiyatları(!) ise şu şekildeydi: Sivrihisar ilçesi Dumluca avlağında 4 geyik için 118 bin TL, Mihalıççık ilçesi Kızılbörüklü avlağında 3 geyik için 90 bin 500 TL, Mihalıççık Ömerköy avlağında 2 geyik için 69 bin TL, Alpu ilçesi Ağaçhisar avlağında 2 geyik için 56 bin TL, Merkez Kalabak avlağında 2 geyik için 47 bin TL, Beylikova ilçesi Sultaniye avlağında 3 geyik için 85 bin 500 TL ve yine merkez Kalabak avlağında 2 geyik için 47 bin TL.</p>

<h3><b>İPTAL OLAN İHALE YENİDEN AÇILDI</b></h3>

<p>Bir yıl sonra ise epey tepki toplayacak bir karar alındı. Keza Bakanlık 14 Haziran 2021 tarihinde iptal edilen 18 kızıl geyik ihalesi için yeniden süreci başlattı. Sonuç olarak Eskişehir Hayvanları Koruma Derneği’nin açmış olduğu dava, ancak bir yıl dayanabilmişti. Bakanlık nezdinde “İlla bu kızıl geyikler avlanacak” ısrarının somut bir örneği oldu. O dönem Av. Yapıcı gelişmelere dair şu açıklamalarda bulunmuştu:&nbsp;"Öğrendiğim bilgiye göre, ne kadar gizlense de tekrardan Eskişehir’de geyik avı var. Geçen yıl yürütmeyi durdurduk, iptal edildi. Bu yeni bir ihale… 14.06.2021 tarihinde Eskişehir’de 18 kızıl geyiğin tekrar ihalesi olacak. İhale yeri DKMP Afyonkarahisar 5. Bölge Müdürlüğü. Vurulup ölecekler ve Eskişehir’de bunu izleyecek… Ne acı."</p>

<p>“Av kotaları fazla. Bana göre av cinayettir. Avcılığın komple yasaklanmasını hep talep ediyoruz; ancak lobiler çok güçlü olduğu için ne yazık ki kayda değer ilerleme sağlayamıyoruz” diyen Av. Gülçin Yapıcı, kaçak avcılık yapıldığına dair de birçok ihbar aldığını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:&nbsp;"2020 yılında 18 kızıl geyik ihalesini yakından takip ettim. Yürütmeyi durdurma kararı aldırdık ve iptalini sağladık. Bu yıl 18 kızıl geyik ihalesi sırf biz duymayalım diye Afyonkarahisar’da yapıldı. Köşe kapmaca oyununa döndü. Av ihalelerinin komple kaldırılması lazım. Bu yıl iptal edilse bile diğer yıllarda mutlaka ihaleleri yeniden koyuyorlar. Yasa dışı avcılığın yapıldığına dair birçok ihbar alıyorum. Sonu gelmiyor.”</p>

<p><img alt="gorsel bir avcilik" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/gorsel-bir-avcilik.png" / width="755" height="485"></p>

<h3><b>ÖMERKÖY GİZEMİ VE İSPANYOL AVCILAR</b></h3>

<p>İptal edilen 18 kızıl geyik ihalesinin Haziran 2021 tarihinde yeniden ihale sürecine alınması:&nbsp;Eskişehir’in bir ilçesi olan Mihalıççık’ın kuzeyinde Sündiken Dağları uzanır. Sakarya Nehri ilçenin kuzeyinden akar. Ormanlarıyla ünlü oldukça engebeli bir araziye sahiptir. Özellikle Çatacık Ormanları kızıl geyiklerin ve karaardıçların yaşam alanıdır. 25 Eylül 2020 tarihinde –ki o dönem ihale olmamasına rağmen- İspanya’dan avcıların geldiğine yönelik bir ihbar aldım. Avukatlarla beraber inceleme yapmak üzere yola çıktık. Ömerköy’de bulunan Yunus Emre Tabiat Parkı’na gittik. Burası namı diğer “av köşe” olarak geçer. Yurt dışı ve yurt içinden gelen avcıların konakladıkları bir yerdir. Köşkün girişinde tuz çuvallarının olması dikkatimi çekti, çünkü geyikler tuza gelir. Köşk çalışanlarından aldığımız bilgiye göre, İspanya’dan avcılar domuz avlamaya gelmişti. Bunun neden saçma olduğunu birazdan açıklayacağım; fakat sonrasında rahatsız olduklarını belli eden bir olay silsilesi yaşadık. Bekçi takipleri, dürbünle aracımızı gözetlemeler, kontrollü yangın çıkarmalar ve gece keşfimizde av araçlarının yanında gördüğümüz üst düzey kamu aracı. Bu yaşananlardan sonra Doğa Koruma ve Milli Parklar’a bir dilekçe sundum ve gelen yanıtta, avcıların domuz avlamaya geldikleri belirtiliyordu.</p>

<p>Herkesin konuşmaktan çekindiği ve adeta korktuğu bu konular dahilinde mantıksız gelen durumları yazıyorum:</p>

<ol>
 <li>
 <p>İspanya’dan Mihalıççık’a neden domuz avlamaya gelinir? Başka yerlerde de avlanabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Köşkün etrafı tuz çuvallarıyla kaplıydı. Kızıl geyikler tuza gelir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Avcıların lüks araçları geç vakitte Mihalıççık’ı keşfe mi çıkıyor? Üstelik yanındaki kamu aracı neyin nesi?</p>
 </li>
 <li>
 <p>Birazdan değineceğim etik olmayan yöntemlerle mi yani hayvanın gözüne ışık tutarak mı avların gerçekleşmesine müsaade edildi?</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tesistekilerin tavrı çok gergindi ve ikinci kez uğradığımızda hiç hoş karşılanmadık.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>O dönem geyik avlamak yasaktı. Eğer geyikler avlandıysa ciddi bir suç.</p>
 </li>
</ol>

<h3><img alt="Çatacık Kızıl Geyik Üretim İstasyonu (12)" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/catacik-kizil-geyik-uretim-istasyonu-12.JPG" style="width: 100%" / width="6016" height="4000"></h3>

<h3><b>KAÇAK KIZIL GEYİK AVCILIĞI HAD SAFHADA</b></h3>

<p>Özellikle yaban hayatı alanında bir kamu kurumunda çalışan memurdan aldığım bir mesajı da özetle aktarıyorum: “Her gün tonlarca kaçak geyik avcısı şikâyeti geliyor. Eskişehir’de kaçak geyik avcılığı ve bilinçsizlik had safhada. Devletin buna yetişmesi imkânsız. Her konuda elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ancak şöyle bir durum var; çoğu köylü avcıyla anlaşıyor ve geyiğin hangi bölgelere geldiğini gösteriyor. Alanı bizden iyi biliyor. Kaçak avcılığa çare bulmak için birlikte hareket etmek lazım.”</p>

<p>Yukarıda yazdıklarımın dahilinde, önemli kişilerden aldığım yorumlara geçmeden önce kızıl geyikle ilgili belli başlı özelliklerden bahsetmek istiyorum.&nbsp;Kızıl geyik <i>Cervus elaphus</i>, Avrupa’da İtalya ve Yunanistan’ın güneyi dışında oldukça geniş bir doğal yayılış alanına sahip olup, ayrıca Afrika, Asya ve Kuzey Amerika’da da dağınık nüfuslar sergiler. Bir zamanlar Trakya ve Anadolu’da oldukça yaygın olan kızıl geyik, arazi kullanım biçiminin peyzaj seviyesinde değiştirilmesi, beslenme alanlarının yok olması, insan faaliyetlerinin kırsal bölgede artması ve legal veya illegal avcılık faaliyetleri sonucunda oldukça geriledi.</p>

<h3><b>YETERLİ ARAŞTIRMA YOK</b></h3>

<p>Her ne kadar bazı Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları (YHGS) ve doğal nüfuslarla ilgili nüfus projeksiyonları ve izleme çalışmaları yapılıyor olsa da, ulusal seviyede bir nüfus tespiti veya projeksiyonu yapılabilmiş değil. YHGS’lerde devletin ilgili kurumları tarafından belirlenen alanlarda devam eden nüfus büyütme çalışmaları ise, genellikle birkaç bireyden başlatıldığı için genetik bağlamdaki çeşitliliği dar.</p>

<p>Kızıl geyik, Türkiye’nin taraf olduğu Bern (Mevzuat Arama Uluslararası Sözleşmeler Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarının Korunması) Sözleşmesi’nin Ek Liste III: Korunan Hayvan Türleri listesinde bulunuyor. Bu listede bulunan türlerin avcılığının yönetilmesi gerekiyor. Ancak bu durum Türkiye’de temel uygulama prensiplerinden oldukça uzak, korunan alanların içerisinde Av Turizmi yapılıyor.</p>

<h3>“<b>ULUSAL ÖLÇEKTE ENVANTER ÇALIŞMASI BULUNMUYOR”</b></h3>

<p>Doğa Koruma Politikaları Uzmanı Itri Levent Erkol, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:&nbsp;"Kızıl geyikler, diğer büyük otçullar gibi sağlıklı bir ekosistemin göstergeleri. Bir zamanlar makiliklerden orman sınırlarına, çayırlardan meşeliklere kadar oldukça geniş bir coğrafyada yayılış gösteren kızıl geyiklerle artık, ancak şanslıysanız ve doğru zamanda doğru yerdeyseniz rastlantısal olarak karşılaşabilirsiniz. Durum o kadar vahim ki; günümüzde doğal bir kızıl geyik nüfusu nasıl işler sorusunun cevabını Türkiye sınırları içerisinde bulmanız da mümkün değil. Nüfusları doğal yaşam ortamlarının yok olması, besin varlığının azalması ve doğrudan vurularak öldürülmeleri sebebiyle dramatik bir şekilde azalan kızıl geyiklerin, Türkiye’de kaç tane olduğu, her sene kaç yavrunun doğduğu, kaçının öldüğü de ne yazık ki bir başka bilinmeyen. Her ne kadar bazı tahminler varsa da bu tahminlerin altında ulusal ölçekte bir envanter veya izleme çalışması bulunmuyor."</p>

<h3>“<b>DEVLET ELİYLE AVLATILMASI DEVAM EDİYOR”</b></h3>

<p>“Yapılan bilimsel araştırmalar, yalnızca belirli bir bölgedeki bölgesel nüfusu izlemekle yetiniyor. Mevcutta yürütülen koruma çalışmaları ise, rasyonaliteden oldukça uzak” diyen Erkol, sürecin bilinmezlikler dolu olduğunu belirtiyor ve devam ediyor:&nbsp;"Doğal yaşam ortamlarının daralması için izinler devlet eliyle verilirken, nüfus artışı için az sayıdaki dişi ve erkek bireyden onlarca yeni birey el edilmeye çalışılarak, tür genetik bir dar boğaza sürükleniyor ve potansiyel hastalıklar ile diğer risklere daha açık bir hale getiriliyor. Türkiye’nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi Ek Liste-III Korunan Hayvan Türleri listesinde olmasına karşın, kızıl geyiğin ulusal seviyede korunması için bir eylem planı hazırlanmadı. Durumları böyle bilinmezliklerle doluyken kızıl geyiklerin devlet eliyle avlatılması devam ediyor, hem de nüfuslarının desteklenmesi amacıyla özel yasal düzenlemelerle oluşturulmuş Yaban Hayat Geliştirme Sahaları içerisinde."</p>

<h3><b>BİR MİLYON TL KARŞILIĞI 67 KIZIL GEYİĞİ ÖLDÜRTMEK</b></h3>

<p>Yaban hayatı korumacılığı çalışmalarında birçok muammaya da değinen Itri Levent Erkol, şu ifadeleri kullandı:&nbsp;"Türkiye’nin türle ilgili en net ve indikatif hedefi 2021-2022 seneleri içerisinde bir milyon küsür TL karşılığında 67 kızıl geyiği öldürtmek. Ne nüfus büyümesine ne çeşitliliğe ne de doğal yaşam ortamlarının korunması ve geliştirilmesine yönelik hedefler verilmezken, bir canlıyı öldürterek sırtından bir milyon lira kazanacak bir hedef koymak, aslında mevcut politikaların bütüncül koruma yaklaşımından ne kadar uzak olunduğunun da güzel bir göstergesi. Bir diğer taraftan öldürtülecek kızıl geyiklerin yaklaşık %14’ünün devlet eliyle korunduğu iddia edilen alanlar olan YHGS’lerde öldürtüleceği gerçeği de, aslında hükümetin ve mevcut politikaların İstanbul Sözleşmesi sürecinde olduğu gibi, Bern Sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni de aynı yaklaşımla ele alınıyor olduğunun göstergesi. Doğayı korumakla yükümlü olan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü başta olmak üzere tüm ilgili paydaşlar, acilen kızıl geyiğin Türkiye nüfusunun korunması ve artırılması için rasyonel adımlar atmalı ve mevcut politikalarını bilimsel çalışmalara dayanan yaklaşımlarla güçlendirmelidir. Geldiğimiz noktada tartışmamız gereken konu; her sene kaç kızıl geyiğin öldürüleceği değil, her sene kaç kızıl geyiğin sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdüreceği ve gerek ekosistem, gerek tür gerekse tür içi çeşitliliği nasıl destekleyeceğimiz olmalıdır.”</p>

<p>Konuyla ilgili somut veri oluşturmak adına tabloları inceleyelim:</p>

<p>1 Nisan 2021-31 Mart 2022 arasındaki dönemi kapsayan Av Turizmi Uygulama Talimatı’nda belirlenen dönem içerisinde 44 Türkiye dışından avcıya, 23 Türkiyeli avcıya olmak üzere toplam 67 kızıl geyiğin öldürtülerek, 1.268.450 TL gelir elde edilmesi planlanmaktadır (Tablo 1).</p>

<p><i><b>Tablo 1: </b></i>&nbsp;<b>Kızıl Geyik Avlak, Kota ve Ücretlerini Gösteren Tablo</b></p>

<p><img alt="gorsel 2 avci" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/gorsel-2-avci.png" style="width: 843.991px; height: 896.989px;" / width="475" height="505"><img alt="gorsel 3 avci" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/gorsel-3-avci.png" style="width: 840.994px; height: 752.983px;" / width="476" height="427"></p>

<p>Tablo incelendiğinde öldürtmenin 34 farklı alanda gerçekleştirileceği ve bu alanların 5 tanesinin, yani yaklaşık %35’inin YHGS yani korunan alan olduğu anlaşılmaktadır. Veri, öldürtülecek canlar bakımından incelendiğinde ise 67 canın 9’unun yani yaklaşık %14’ünün YHGS’lerde öldürtüleceği anlaşılmaktadır. Yani bu sahaların asıl amacı, yaban hayatının korunması iken rasyonaliteden uzak sözde bir gereklilik ile kızıl geyikler avlatılmaktadır.</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<i><b>Tablo 2: </b></i><b>Avrupa’da kızıl geyik popülasyonunu gösteren tablo</b></p>

<p><img alt="gorsel 4 avci" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/gorsel-4-avci.png" style="width: 773.991px; height: 1241.99px;" / width="428" height="687"></p>

<h3><b>TÜRKİYE’DE SON ON YIL İHALEYE VERİLEN KIZIL GEYİK KOTASI</b></h3>

<p>*2011-2012=54</p>

<p>*2012-2013=62</p>

<p>*2013-2014=60</p>

<p>*2014-2015=70</p>

<p>*2015-2016=62</p>

<p>*2016-2017=33</p>

<p>*2017-2018=49</p>

<p>*2018-2019=47</p>

<p>*2020-2021=89</p>

<p>*2021-2022=67</p>

<h3><b>MECLİS’E ÖNERGE VERİLDİ</b></h3>

<p>Kızıl geyiklerin azalan nüfusuna paralel olarak devamlı artan av kotaları kapsamında CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, TBMM’ye yazılı önerge sundu. Önergenin yanıtı, hala bekleniyor. Özellikle kızıl geyiklerin güncel nüfus oranını Bakanlığın açıklaması çok önemli.</p>

<h3><b>KAÇAK AVLANAN AVCI SAYISI 5 KAT ARTTI</b></h3>

<p>CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, yaban hayatına dair araştırma yaptığı önergesinde ise, çarpıcı noktalara değindi.&nbsp;Özellikle kaçak avlanan insan sayısının, kayıtlı avcı sayısının 3 ila 5 katına ulaştığını belirten Süllü, “Ülkemizde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü AVBİS sistemine kayıtlı, ortalama 300 bin avcı bulunmaktadır. Kesin veriler olmamakla birlikte, ülkemizde kaçak avlanan insan sayısının kayıtlı avcı sayısının 3 ila 5 katına ulaştığı belirtilmektedir. Turizm acentelerinin elde ettikleri kotaları, avcı turistlere satması sonucu, ülkemizin önemli canlı türleri ‘av turizmi’ ve ‘av sporu’ adı altında yok edilmektedir” dedi.</p>

<h3>“<b>KOTALARIN ÇOKLUĞU VE AVLAK YETERSİZLİĞİ YASA DIŞI AVCILIĞI ARTIRIYOR”</b></h3>

<p>Ulaştığım ve ismini vermek istemeyen bir kaynak ise, av kotalarının fazla olmasından dolayı kaçak avcılığın arttığı görüşünde. Bu kişi sahayı en ince ayrıntısına kadar bilen az sayıda insandan biri. Açıklamasında, şu noktalara dikkat çekti:&nbsp;“Eskişehir ilindeki avlaklarda 2021 yılı için kızıl geyik kotası 34’e çıkarıldı. Hemen yakınımızdaki Ankara’nın Nallıhan ilçesinde geyik popülasyonu Eskişehir’den fazla. Buna rağmen sadece Eskişehir’de 34 kota ciddi bir oran. Yüksek orandaki kotayı kısıtlı arazide ve doğru sezonda yapmanız zor. Kotaların çokluğu ve avlak yetersizliği yasa dışı avcılık ve avcılıkta etik olmayan yöntemleri artırıyor. Orman memuru sayısı da yeterli değil. Bu da etik olmayan avcılığı ve daha da kötüsü kaçak avcılığı artırıyor.”</p>

<h3>“<b>AHLAKİ OLMAYAN YÖNTEMLERLE AVCILIK YAPILIYOR”</b></h3>

<p>Kaynak açıklamasının devamında, kızıl geyik avının Mihalıççık ilçesinin bazı bölgelerinde gece ve etik olmayan yöntemlerle yapıldığını belirterek, şöyle konuştu:&nbsp;"Mihalıççık bölgesi tarım ve ormanın iç içe geçtiği bir yerdir. Geceleri geyikler tarım arazilerini kullanır. Pancar, yonca, buğday, arpa gibi ürünleri tüketirler. Bu sayede hayvanın izini takip eden avcılar, projektör yardımıyla arabanın farını da kullanarak hayvanın gözüne ışık tutarak öldürürler. Bu ahlaksız bir yöntem ve ciddi bir suçtur. Sonrasında av organizasyonu düzenleyen av şirketleri hayvanın etini alır ve satar. Yurt dışından gelen yabancı avcıların ise et üzerinde herhangi bir hakkı yoktur."</p>

<p><em>*&nbsp;Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-kacak-avcilarin-kiskacinda-hayat-kizil-geyikler</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Mar 2022 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/catacik-kizil-geyik-uretim-istasyonu-18.JPG" type="image/jpeg" length="65153"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Kayseri Geri Gönderme Merkezi'nde neler oluyor?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/kayseri-geri-gonderme-merkezi-sorusturmalarin-bitmedigi-yer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/kayseri-geri-gonderme-merkezi-sorusturmalarin-bitmedigi-yer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayseri Geri Gönderme Merkezi sığınmacı intiharları ve kötü muamele iddiaları ile anılıyor. Soruşturmaların bitmediği bu merkeze girmek isteyen sivil toplum kuruluşlarına izin verilmiyor. Bir haftada dört intihar ya da toplu intihar gibi vakalarla gündeme gelen merkezde yaşananlar ile ilgili hem adli, hem idari soruşturma açıldı. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı iddialarla ilgili takipsizlik kararı verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5>Haber: SELMA KARA</h5>

<p>Kayseri Geri Gönderme Merkezi’nde geçen yıl Haziran ayında 3 sığınmacı intihar etti. 1 ay sonra ise Pakistan uyruklu 16 sığınmacının intihar girişimi yaşandı ve gözler Geri Gönderme Merkezi’ne çevrildi. Tüm-İş Konfederasyonu ve Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin, geçen yıl Haziran ayında, Geri Gönderme Merkezi’ndeki taşeron işçilerle ilgili bazı sorunlara değindi ve intihar vakalarının olduğuna dair bir paylaşımda bulundu.</p>

<h3><b>BİR HAFTADA DÖRT İNTİHAR!</b></h3>

<p>Şahin’in paylaşımını araştırarak, Afganistan uyruklu 1990 doğumlu Hossin Ali Sıhirzad’ın boynundaki puşisiyle kendisini su borusuna asara intihar ettiğini öğrendik. İran uyruklu Hasem Moghiseh, Cezayir uyruklu Nasır Eddine Temmar ve Irak uyruklu adı açıklanmayan bir sığınmacı da aynı hafta içerisinde intihar girişiminde bulunmuşlar, ancak son anda kurtarılmışlardı.</p>

<p>Araştırmalarımızda, Shirzad dışındakilerin şampuan ve benzeri temizlik maddelerini içerek intihar girişiminde bulundukları, bu nedenle Merkez’de bu tür sıvı temizlik maddelerinin toplatıldığını da öğrendik.</p>

<p><img alt="kayseri geri gönderme merkezi" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/kayseri-geri-gonderme-merkezi.jpg" style="width: 100%" / width="1280" height="675"></p>

<h3><b>1 AY GEÇMEDEN İKİNCİ TOPLU İNTİHAR GİRİŞİMİ </b></h3>

<p>Aradan 1 ay geçmeden, bu kez 6 Temmuz’da yine Geri Gönderme Merkezi’nde 10 sığınmacının sabun yeme suretiyle intihar girişiminde bulunduğunu öğrendik. Ajanslar 10 sığınmacının zehirlenme şüphesiyle çeşitli hastanelere kaldırıldığı haberini servis etti. Aynı gün Kayseri Valiliği’nin yaptığı açıklamada, 16 sığınmacının sabun yutmak suretiyle intihar girişiminde bulunduğu açıklandı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Geri gönderme merkezimizde bulunan 16 Pakistan uyruklu misafirimiz sınır dışı işlemleri başladıktan sonra kişisel temizlik için verilen sabunları yutmaya çalışarak hastaneye sevk edilme girişiminde bulunmuşlardır. İlgililerin sağlık durumları ile ilgili herhangi olumsuz bir durum bulunmamaktadır.”</p>

<h3><b>MÜDÜR NİĞDE’YE GÖNDERİLDİ, 10 ÇALIŞANIN YERİ DEĞİŞTİRİLDİ</b></h3>

<p>Peki, gerçekten sığınmacılar yalnızca sınır dışı işlemleri başlatıldığı için mi intihar girişiminde bulunuyordu? Araştırmalarımızda, Haziran ayından önce de benzer intihar girişimleri olduğunu, ancak sığınmacıların sesini duyuramadığını, konuyla ilgili gelen bazı şikayetler üzerine Valilik tarafından bir soruşturma açıldığını da öğrendik. Bu soruşturma kapsamında, intihar vakalarının basına düştüğü dönemde görevde bulunan Göç İdaresi İl Müdürü Ömer Taşçı Niğde Göç İdaresi’ne il müdürü olarak gönderildi. Yerine Ahmet Danışman müdür olarak getirildi. 10 civarında memur ve işçinin de yerleri değiştirildi.</p>

<p><img alt="mahmut sahin" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/mahmut-sahin.jpg" style="width: 100%" / width="3997" height="2657"></p>

<h3 style="text-align: right;"><em>Tüm-İş Konfederasyonu ve Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin</em></h3>

<h3><b>MAHMUT ŞAHİN: KÖTÜ MUAMELE VE BACAK KIRILMALARI DUYDUK</b></h3>

<p>Konuyla ilgili olarak önce, sosyal medyadaki paylaşımını ihbar olarak değerlendirdiğimiz Tüm-İş Konfederasyonu ve Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Mahmut Şahin’e ulaştık. Şahin, intihar ve iddia ettiği üzere kötü muamele olaylarını aslında bir işçinin mobbingle ilgili şikayeti üzerine öğrendiklerini söyledi. Geri Gönderme Merkezi’ndeki intiharları doğrulayan ve bunların kötü muameleden kaynaklandığını savunan Mahmut Şahin ile görüşmemizden detaylar şu şekilde:</p>

<p><i><b>Geri Gönderme Merkezi’ndeki olayları ne şekilde öğrendiniz?</b></i></p>

<p>“Tüm-İş Konfederasyonu başkanı olduğum için oradaki güvenlik çalışanları kendilerine mobbing yapıldığı iddiasıyla bana geldiler. Ülkedeki diğer göç idarelerinden zaten bana şikayet geliyordu. Ayrımcılık yapıldığı, bazılarının korunduğu, müdürlere yakın olanların tutulduğu, diğerlerinin sürüldüğü iddialarıyla ilgili şikayetler geliyordu. Kayseri’nin yakınındaki illerde işçi temsilcilerimiz var; Şanlıurfa’da, Antep’te, Mardin’deki arkadaşlarımız 6 aylığına, bin kilometre, bin 500 kilometre uzağa görevlendiriliyorlar. Zaten asgari ücretle geçinen bu insanlar aylarca iki ev geçindirmek zorunda kaldı.”</p>

<p><b><i>Bundaki amaç ne?</i></b></p>

<p>“Amaç, buradaki çalışanların istifa etmesini sağlamak ve ellerindeki listelerdeki kişileri işe almak. Kayseri’den görevlendirmeyle gelen arkadaşlarımız, Doğu’dan geldikleri için kendilerine ayrımcılık yapıldığını ve görevlendirme yazıldığını söylediler. Biz aslında o nedenle gittik Göç İdaresi’ne. Ama bir dokunduk bin ah işittik. Bir nedenle gitmiştik, yüz sonuçla çıktık oradan. Sadece çalışanlara değil, orada kalan mültecilere de kötü muamele duyduk. Bacak kırmaları duyduk, şiddet uygulayıp gururla anlatan kişiler duyduk. O kırılan bacaklar için düştü diye açıklama yapıldığını duyduk. Ki o zaman ben bunu Kayseri Valisi’ne de, Geri Gönderme Merkezi’ne de, Göç İdaresi’ne de sordum; dedim ki kaç metreden düştü, orada düşecek bir merdiven var mı? Basamak dahî yok, düz zeminde düşüp bacak kırılması Nobel ödüllüdür. Ama cevap vermediler. Biz zaten biliyoruz. Böyle bir şey var, oldu, siz de gereğini yapın diye söyledik. Yapılıp yapılmadı bunları zamanla göreceğiz. Ama o kötü muameleler devam etti.”</p>

<h3>“<b>DİNLENDİRİLEN KAMERALARI DİLE GETİRDİK, VALİLİK BİZİ CİDDİYE ALMADI”</b></h3>

<p>“Kameraların dinlendirilmesi diye bir hadise var. Fakat bu dinlendirmeler de enteresan saatler. Orada İl Müdürü (Ömer Taşçı)’nün bir yatak odasından bahsedildi. Bunu sorguladık, orada kaldığını öğrendik. Neden olarak da, evi şehir dışında orada kalıyor, denildi. Bir ev tutmaktan aciz bir il müdürü varsa onu il müdürü yapmayın. Türkiye’nin mülteciler konusunda dışarıya yansıttığı bir yüzü var, bir artısı var. Başka ülkeleri; İtalyanları, Fransızları, Yunanları zalimler, gaddarlar diye eleştiriyoruz. Ama Geri Gönderme Merkezlerinde mültecilere hiç de iyi davranmıyoruz. Devlet olarak politikamız iyi davranmaksa, iyi davranmayan yetkilileri de cezalandırmamız lazım. Başka kurum mu yok, alın başka kuruma gönderin. O kameralar konusunu gündeme getirdiğimizde Valilik bizi ciddiye almadı. Bununla ilgili bir tutanak geldi bize. Şu, şu saatlerde kameralar dinlendirilecektir diye. Altında da işçilerin imzaları var. Yukarıdan bir talimat gelmiş. Göç İdaresinden sorumlu Vali Yardımcısı ile bir konuşmamızda, Müdür’ün yatak odasının olmadığını söyledi. Ben de taşınma saatlerinde kameraların dinlendirilmiş olacağını söyledim. Sonra üzerine düşüldü, taşınma işi kabul edildi.”</p>

<h3><b>SIĞINMACILARIN EŞYALARININ TESLİM ALINDIĞI YERDE KAMERA YOK İDDİASI </b></h3>

<p>“Daha sonra mültecinin ilk girişte eşyalarını bıraktığı odada kamera olmadığı söylendi. Mülteciler orada eşyalarını teslim ediyor ama ispat edebileceği hiçbir şey yok. Mülteci 5 bin Dolar ile girmişse oraya, 500 dolar ile girmiş dense ispat edecek kimse yok. Kayıtları çalışanlar tutuyor, nasıl tutulduğu konusunda bir denetim yok. Mülteciler de şikayet edemiyor. çünkü korkuyor. Çünkü her şey onların elinde. Mültecinin ailesi Kayseri’de yaşıyor, onlara kavuşmak için her türlü kahrı çekiyor. Onların o çaresizliğinden istifade edildiğini gördük. Valilik bununla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma yapıldığını biliyorum çünkü sosyal medya paylaşımlarımdan dolayı benim de bilgime başvurdular ama soruşturma sonucunu bilmiyoruz.”</p>

<h3><b>SORUŞTURMA SÜRECİNDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ</b></h3>

<p>“Bu soruşturma sürecinde bazı görev değişiklikleri oldu. Müdür gitti, yardımcıları gitti. Ama yine Göç İdarelerine gönderildiler. Burada kötü bir yönetici isen, ki il müdürü Milli Eğitim’den buraya geldi; Milli Eğitim’de bir ilçede müdürdü. Niğde’ye gönderildi; burada kötü yönettin bir de Niğde’yi kötü yönet dediler herhalde. Burada iyi yönettiyse neden gönderdin? Bu soruşturmanın açıklanması lazım. Burada önceden yemek ihalesinde usulsüzlük konusu vardı. Yemek ihalesiyle ilgili şikayetçi kişi de bir işçi. Buradaki yanlışlıkları görüyor ve Savcılığa suç duyurusunda bulunuyor, belgeleri de veriyor. Ama tek şartı var, bu işten ben zarar görürüm diyor ve adının gizli tutulmasını istiyor. Şu anda bu soruşturma kapsamında o işçi işten çıkarıldı. Ama diğerlerinin yerleri değiştirildi, 10 kişinin yerleri değiştirildi aralarında memurlar da var, işçiler de. O çıkarılan işçi taşeron şirkette çalışıyor, devletin işçisi değil. İçerideki bilgi ne, nereye sızdırmış, gitmiş Savcılığa şikayette bulunmuş. Bu, doğru değil. Gittiği yer Savcılık, devletin kurumu.”</p>

<h3>“<b>DOKTOR VEBAL ALTINDA, RAPORLAR DÜZGÜN TUTMUYOR”</b></h3>

<p>“Oranın doktoru ciddi anlamda vebal altında. Doktor, idarenin hoşuna gitmeyecek hiçbir şeyi rapor haline getirmedi. Hatta ben eminim ki, doktor intihar olaylarının yanına gitmemiştir bile. Tabi, balık baştan kokar. Ama bu mantık bu ülkeyi geliştirmez. İntihar vakalarında, dayak olaylarında da en büyük vebal doktordur. Doktorun soruşturulması lazım; muayeneye gitti mi ya da kendi yanına gelen oldu mu, doktor soruşturulmalıdır.”</p>

<h3>“<b>İNTİHARLAR KÖTÜ MUAMELENİN SONUCUDUR”</b></h3>

<p>“İntiharlar kötü muamelenin sonucudur. Aileleriyle görüştürülmeme, ailelerinden haber alamamanın sonucudur. Ben buradaki intiharların bizdeki davranışlardan olduğunu düşünüyorum. Soruşturmada bu kadar insanın yeri değiştirildiğine göre, neden anlatılmıyor, neden saklanıyor? Burada kötü bir şey yok ki, yanlış yapılıyorsa cezalandırdık deyin. Vali Yardımcısı bana ranzaya asmamış diyor. Ranzaya asmamış ama su borusuna asmış. Sonuçta asmış mı asmış, intihar etmiş mi, etmiş.”&nbsp;“Şu anda ortam biraz daha hassas. Buradan bilgi dışarı gidebiliyor, bilgi sızabiliyor. Daha hassas davranıyorlar. Biz istiyoruz ki, herkes görevini layıkıyla yapsın. Mahmut Şahin söyleyecek ya da başkası yazacak diye bunları saklamasın. Devlet onlara mültecilere insan gibi bakın diye görev verdi. Bunu yerine getirmiyorsa çalıştırmayın kimseyi.”</p>

<h3><strong>GÜVENLİK GÖREVLİLERİ İFADELERİNDE ŞİDDETİ ANLATTI</strong></h3>

<p>Mahmut Şahin'in iddiaları ve şikayetçi olması sonucu açılan Kayseri Geri Gönderme Merkezi’nde yaşananlarla ilgili idari soruşturma açıldı. Soruşturma kapsamında özel güvenlik görevlileri ve bazı GGM çalışanlarının ifadelerine başvuruldu. Bu soruşturma sonucunda. 11 görevlinin "kötü muamele suçunu işlediklerinin adli mercilerle araştırılmasının kurumun itibarı ve ülkemizin mültecilerle ilgili dünyaya örnek tutumuna halel getirmemesi açısından faydalı olacaktır" sonucuna varıldı.&nbsp;Soruşturma kapsamında ifade veren güvenlik vardiya amiri, GGM Müdürü İzzet Öztekin'in mültecileri dövdüğünü duyduğunu, küfürlü konuştuğuna ise şahit olduğunu söyledi. Bir başka özel güvenlik görevlisi ise "İki müdürün mültecileri kameraların olmadığı koridorlarda dövdüklerini" söyledi ve bu olaya karışan görevlilerin isimlerini verdi. Bir başka güvenlik görevlisi de "temizlik fırçasının sopasının mültecileri döverken kırıldığını" aktardı.&nbsp;Bu görevli, "Yozgatlı olarak adlandırılan bir grubuna mültecilere kötü davrandığı, dövdüğü kurumda herkesin dilinde olan, bilinen bir durum" bilgisini de verdi. Bir başka özel güvenlik görevlisi de olay günü hastanede olduğunu beliterek, Cezayirli mültecilerin dövüldüğünü doğruladı.</p>

<p>Bir başka görevli de soruşturma ifadesinde şu bilgileri aktardı: "Kameranın görmediği bir nokta var. Mültecileri oraya alıp, orada Yozgatlı bir grupla bu mültecileri dövüyorlardı." Başka özel güvenlik görevlileri ise müdürlerin mültecileri dövdüğüne bizzat tanıklık ettiklerini, kendileri dövmediklerinde diğer çalışanlara dövdürdüklerini anlattı. &nbsp;GGM'de görevli bir teknik personel de, İzzet Öztekin'in copunu ceketinin altında ya da gömlek koluna gizleyip odalara gittiğini iddia etti. Bu görevli, mültecilerin defalarca Kocasinan Jandarma Komutanlığı'na şikayette bulunduğunu da sözlerine ekledi.</p>

<p>GGM eski Genel Müdürü İzzet Öztekin, dokuz8HABER'e gönderdiği açıklamada, açılan soruşturmayı doğruladı, ancak bu soruşturma sonucunda Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "takipsizlik" kararı verildiğini söyledi. Öztekin, şu bilgileri verdi: "Kayseri Geri Gönderme Merkezi ile ilgili ve hakkımda çeşitli ithamlarin bulunduğu haberiniz ile ilgili olarak, söz konusu olaylar ile ilgili Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 23.03.2022 tarihinde takipsizlik kararı verilmiş olup, iddiaların asılsız olduğu anlaşılmıştır."</p>

<p>Kayseri İl Göç Müdür Vekili Ömer Taşçı ise, soruşturma kapsamındaki ifadesinde “kendisi hakkında yer alan iddiaları” yalanladı. &nbsp;Özel güvenlik görevlileri İzzet Öztekin'in ayrılması sonrası dayak ve kötü muamelenin son bulduğunu da ifade ettiler.</p>

<p><img alt="photo_2022-04-01_08-35-48" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/04/photo-2022-04-01-08-35-48.jpg" style="width: 100%" / width="535" height="190"></p>

<h3><strong>BAŞSAVCILIK: KOVUŞTURMAYA YER YOK</strong></h3>

<p>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahmut Şahin'in şikayeti üzerine yürüttüğü soruşturma sonucu Kayseri Göç İdaresi Müdür vekilleri ve 10 güvenlik görevlisi hakkında "kovuşturmaya yer olmadığına" karar verdi. "Görevi kötüye kullanma" ve "Kasten yaralama" suçlamasıyla yürütülen soruşturmada, Kayseri Göç İdaresi Müdür vekilleri Ömer Taşçı ve Mustakim Kaya hakkında "soruşturma izni verilmediği belirtildi. Müdür vekili İzzet Öztekin ise ifadesinde suçlamaları reddetti. Savcılık kararında "suç fiilinin ne zaman, nerede, kime karşı işlendiğinin bilinmediği", "suçlamaların genel anlatım içerdiği" ifade edildi. İddialar "kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli delil içermediği" için şikayet edilen müdür vekilleri ve güvenlik görevlileri hakkında "kovuşturmaya yer olmadığı" kararına varıldı. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı 23 Mart 2022 tarihli kararında "daha önce tespit edilen kasten yaralama eylemleri nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı'nın üç ayrı soruşturma yürüttüğü, ilgililer hakkında kamu davaları açıldığı ve yargılamaların yapıldığı" bilgisini de yer verdi.</p>

<p><b>SIĞINMACILAR ANLATIYOR: “HER ŞEY ÇOK KÖTÜ”</b></p>

<p>Kayseri Geri Gönderme Merkezi’nden çıkan ve başka bir ile ailesinin yanına giden bir sığınmacı Mahmut Şahin’in kötü muameleye dair iddialarını doğruladı. Adını vermek istemeyen sığınmacı ile ilgili, 17 Aralık 2021 tarihli görüşmemizde sığınmacı, 6 ay merkezde kaldığını, telefonunu kendisine geri vermediklerini, Merkez’de her şeyin kötü olduğunu söyledi.</p>

<p>Yine adını vermek istemeyen bir tercüman da, Mahmut Şahin’in söylediklerini doğruladı. Merkez’deki kötü muamelelere şahit olmasa da, bunları önceden beri duyduğunu ifade eden tercümanın aktardıkları şu şekilde: “Biz tercüman olduğumuz için görüşme odasına kadar giriyoruz. Zaten kimse içeriye kadar gidemiyor. Duyduklarımıza göre göçmenlere psikolojik baskı uygulanıyor. Suriyelileri istemezlerse geri gönderemiyorlar. Konsolosluk olmadığı için böyle yaptıklarını biliyoruz. Eğer mülteciler kendi rızalarıyla gitmezlerse, gitmedikleri zaman psikolojik şiddet ve hatta fiziki şiddet bile uyguluyorlar. Götürdükleri yer İdlib mesela, orada kimseleri yok. İdari gözaltı 1 yıl olduğu için oradaki şiddete de katlanıyorlar. Oradan çıkan kişilerden duyduklarımıza göre de bu şekilde bir uygulama var. Biz sadece kapıdan giriyoruz, görüşme odası var, bir noktaya kadar girebiliyoruz. Oradan sonrası ne var gözümle görmedim ama.”</p>

<h3><img alt="ahmet taş-mazlumder kayseri şube başkanı" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ahmet-tas-mazlumder-kayseri-sube-baskani.jpg" style="width: 100%" / width="1600" height="1200"></h3>

<h3 style="text-align: right;"><em>Mazlumder Kayseri Şube Başkanı Ahmet Taş</em></h3>

<h3><b>MAZLUMDER’İN İÇERİ GİRME&nbsp;TALEBİ REDDEDİLDİ</b></h3>

<p>İntihar olayları ile ilgili haber basına düşünce Mazlumder konuya kayıtsız kalmadı. Mazlumder Kayseri Şube Başkanı Ahmet Taş, konuyla ilgili olarak yaptığım haberden dolayı beni aradı. Bildiklerimi kendisine aktardım. Daha sonra Valilik’ten içeriye giriş için izin aldıklarını söyleyince, kendileriyle birlikte içeriye girip giremeyeceğimi sordum. Başkan Ahmet Taş bunu kabul etti ama kendilerine izin çıkmadı. Taş, izin çıkmamasının nedenini şöyle açıkladı: ‘İçeri girmek için Mazlumder ve İl İnsan Hakları Kurulu olarak talepte bulunmuştuk ama talebimiz reddedildi. Daha sonra zaten mevcut müdür Ömer Taşçı değişti, yerine Ahmet Danışman geldi. Onunla da yeni gelen başka arkadaşlarla da görüşüyorum. Orada bir hukuk oluşturmaya çalışıyoruz, talebin reddedilmesi konusu yeni müdürü Ahmet Danışman’a da iletilmiş. ‘Bu talepte bir mahsur yok, keşke basın da gelse.’ dedi. Göç İdaresi’nden arkadaşlar, Suriyeliler Ensar Derneği’nden arkadaşlarla da bu konuyu görüştüm. İçişleri Bakanlığının talimatı bu yönde diye yorumluyorlar. Yabancı uyruklulara karşı ülkemizde bir tepki oluştu. O nedenle sorgulamadan direk geri gönderme merkezlerine gönderiyorlar, bir müddet sonra da sınır dışı etmeye çalışıyorlar. Yabancıları korkutmak, yeni dalgalar gelmesini önlemek için hükumet ya da İçişleri Bakanlığının talimatı diye yorumluyorlar. Gelenler burada 6 ay ya da 1 yıl kalıyor. Sonra ülkesine geri dönmek istemezse başka ile gönderiyorlar. Caydırıcı bir tedbir gibi duruyor ama bir adaletsizlik var, insan haklarına aykırı bir durum var. Önceden trafik polisi çok sık ceza yazardı ve bunun nedeninin caydırmak olduğu söylenirdi. Ona benzer bir şey. Siz olaya karıştınız diyor, muhakeme etmeden sorgulamadan merkeze gönderiyor. Kayseri Geri Gönderme Merkezi’nde de insan yoğunluğu olduğu söyleniyor. Bu insanların uluslararası hukuka göre yargılanmaları sorgulanmaları gerekiyor. Tercüman arkadaşlarımızdan, bu insanlara karşı nezaketli davranmama, hor görülme gibi bazı durumların olduğunu duyuyoruz. Dışarıdan kontrol etmeyince de devlet de kendi adamına denetletiyor.”</p>

<h3><b>SORUŞTURMA AÇILDI, ANCAK AÇIKLAMA YOK</b></h3>

<p>Başkan Ahmet Taş’ın dikkat çektiği bir başka önemli konu da, mevcut Vali Şehmus Günaydın’dan sonra İl İnsan Hakları Kurulu’nun toplanmaması konusu. Yeterli müracaat olmadığı gerekçesiyle kurulun toplanmadığının söylendiğini belirten Taş, “İl İnsan Hakları Kurulu’nda müracaatlar değerlendiriliyordu, mesela bazen üniversite hastanesinde bir sıkıntı çıkıyorsa bu dile getiriyordu, bunlar görüşülüyor ve ilgili kurumlara soruşturma yazıları yazılıyordu ama açık olmayan camiye cemaat gelmez misali toplanmayan kurula da kimse gelmez. Şu andaki böyle bir durum.” dedi.&nbsp;Ahmet Taş ayrıca, Geri Gönderme Merkezi’nde soruşturma başlatıldığını, ancak kamuoyuna açıklama yapılmadığını da ifade etti.</p>

<h3><img alt="uğurcan_yıldırım_kayseri_suriyeliler_ensar_derneği_başkanı" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ugurcan-yildirim-kayseri-suriyeliler-ensar-dernegi-baskani.jpg" style="width: 100%" / width="1600" height="1200"></h3>

<h3 style="text-align: right;"><em>Suriyeliler Ensar Derneği Başkanı Uğurcan Yıldırım</em></h3>

<h3><b>SURİYELİLER ENSAR DERNEĞİ DE İÇERİ GİREMEDİ </b></h3>

<p>Kayseri’de konuyla ilgilenen bir başka STK da, Mazlumder Başkanı Ahmet Taş’ın da bahsettiği Suriyeliler Ensar Derneği. Onların da içeri girme talebi Mazlumder gibi reddedilmiş. Konuyla ilgili olarak Başkan Uğurcan Yıldırım, kendisiyle yaptığımız görüşmede şunları aktardı: “1 kez başvurdum içeri girmek için. Önce Valilik izin veriyor dediler, sonra da Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün inisiyatifinde dediler. Oranın özel bir yer olduğunu, izin alınmadan gidilmeyeceğini, Ankara genel merkezden bilgi alınarak ziyaret edilebileceğini söylediler. Kayseri’deki Geri Gönderme Merkezi bize bağlı olsa da Ankara’ya başvurun dediler. Buradaki başvurumuz kabul olmayınca Ankara’ya başvuruda bulunmadık. Göçmenlerle ilgili bir STK olarak başvurumuzun kabul edilmesini beklerdik, ama olur muydu bilemiyorum.”</p>

<h3>“<b>BERAAT ETSELER DE GGM’LERE GÖNDERİLİYORLAR”</b></h3>

<p>Bir önceki müdür Ömer Taşçı’nın Niğde’ye gitmesiyle ilgili bir bilgisi olmadığını belirten Başkan Uğurcan Yıldırım, intiharların gerçekliği olduğunu ifade etti. Yıldırım, intihar vakalarıyla ilgili ise şunları söyledi: “İntiharlarla ilgili bildiğimiz şu; hakkında sınır dışı kararı alınmış ya da uçakla kendi ülkelerine gönderilecek insanların, ülkelerine gitmemek için sabun vesaire içip intihara kalkıştığını biliyoruz. Burada suça karışmış mülteciler var, bunların milliyeti fark etmiyor, İçişleri Bakanlığı’nın aldığı kararla suça karışmış kişilerin mahkemede beraat etse de geri gönderme merkezine gönderildiğini biliyoruz. Sonuçta suça karışmış olsa da bir kişi kendisi gönderiliyor, ailesi ve çocukları burada kalıyor. Sınır dışı edilse de kaçak şekilde yurda dönen insanları da duyuyoruz. Bize göre suça karışmışsa ve mahkeme bunu tespit etmişse, hükumet bir sınır dışı kararı almışsa bu karardan yanayız ama iddia, soruşturma üzerine mahkemeye intikal etmiş ya da mahkeme bunun haksız olduğunu tespit etmişse, serbest bırakılanların topluma karışması gerekiyor. Ama uygulamada ‘beraat edenler topluma karışırsa tekrar suç işleyebilir’ endişesiyle geri gönderme merkezine gönderiliyor. Bu kararla da mahkeme süreci devam ettiği müddetçe 6 ay ya da 1 yıl merkezde tutuyorlar. Terör suçları haricindeki diğer adi suçları zorla gönderemiyorlar, imzası karşılığında gönüllü olarak gönderiyorlar. İnsanlar da 1 yıl bu merkezlerde kalacağıma dışarı çıkar ve kaçak yollarla Türkiye’ye geri gelirim diye düşünüyor ve kendilerine verilen kağıdı imzalıyorlar. 1 yıl boyunca imza atmayıp bir şekilde ailesiyle bir araya gelenleri de duyuyoruz.”</p>

<p>Geri gönderme merkezlerindeki şartları cezaevlerine benzeten Yıldırım, “Orası da her ne kadar bir geri gönderme merkezi de olsa cezaevi, ağır şartları var. Cep telefonu bulunduramıyorlar, aileleriyle görüşmek için jetonlu telefonları kullanabiliyorlar, kişi orada durduğunda ailesiyle görüşemiyor” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>*&nbsp;Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/kayseri-geri-gonderme-merkezi-sorusturmalarin-bitmedigi-yer</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Mar 2022 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/kayseri-geri-gonderme-merkezi-2.jpg" type="image/jpeg" length="96893"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Türkiye Varlık Fonu’na devir: Çaykur’un batırılma hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-turkiye-varlik-fonuna-devir-caykurun-batirilma-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-turkiye-varlik-fonuna-devir-caykurun-batirilma-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Varlık Fonu'na devredilen ÇAYKUR, bu tarihten itibaren ciddi ekonomik sorunlar yaşamaya, zarar etmeye başladı. Dört yılda toplam zarar 2,1 milyar lirayı bulurken, ÇAYKUR’da çalışan işçiler ve çay üreticileri kurumun zarara etmesinin imkânsız olduğu görüşünde. İktisatçı Mustafa Sönmez ise Türkiye Varlık Fonu'nun yapısına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5><b>Haber: BERİVAN BİLA</b></h5>

<p>Türkiye Varlık Fonu kurulduğu andan itibaren Ziraat Bankası, Halkbank, Botaş, PTT, Eti Maden, Türk Şeker gibi büyük fabrikalar ve işletmelerin sahibi oldu. ÇAYKUR ise 2017 yılında Varlık Fonu’na devredilmesinin ardından ciddi ekonomik sorunlar yaşadı, sadece dört yılda toplam zarar 2,1 milyar TL zarar etti. Hem ÇAYKUR’da çalışan işçiler, hem de çaylarını ÇAYKUR’a satan üreticiler kurumun zarara etmesinin imkânsız olduğu görüşünde. ÇAYKUR’u zarara götüren sürece bakmadan önce Varlık Fonu’nun ne olduğuna ve nasıl yapılandığına bakalım.</p>

<h3><b>VARLIK FONU NEDİR?</b></h3>

<p>Türkiye Varlık Fonu Anonim Şirketi, 2 Ağustos 2016’da yasallaştı ve ilgili karar, 26 Ağustos 2016’da Resmi Gazete’de yayınlandı. Kamuya ait şirketleri yönetmek amacıyla kurulan fonun amacı “sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek için Türkiye Varlık Fonu ve bu fona bağlı alt fonları kurmak ve yönetmek" olarak açıklandı.</p>

<p>Bu tür devlet girişimli fonlar, devletlerin yıllık birikimlerini değerlendirmek üzere kullandığı bir mali yönetim tekniği. Ülkemizdeki fon ise diğer ülkelerdeki örneklerinden oldukça farklı. En önemli farklarından biri denetleme sistemi. Fon, kamuyu denetleyen Sayıştay gibi bağımsız kabul edilen bir denetim mekanizması tarafından denetlenmiyor. Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne göre denetim mekanizması da Cumhurbaşkanı’na bağlı. Fonun yönetim kurulu başkanı da Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan'ın bizzat kendisi. Yani, Yönetim Kurulu Başkanı ile denetleyen kurumun başındaki isim aynı.</p>

<h3><b>BAŞKANVEKİLİ 4 MAAŞLI ERİŞAH ARICA</b></h3>

<p>İlk Başkanvekilliği koltuğuna oturan eski Ekonomi Bakanı ve Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak oldu. Albayrak’ın görevden alınmasından itibaren ise görevi, 4 ayrı yerden maaş alan ve Albayrak’ın maillerinde de adı geçen Erişah Arıca oldu. Arıca aynı zamanda “Albayrak’ın tezini hazırlayan akademisyen” olarak biliniyor.</p>

<p>Dikkat çeken yönetim kurulu üyeleri ise, AKP ile beraber sermayesine sermaye katan figürlerinden biri olan M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve demir çelik şirketi Tosyalı Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı. Tosyalı’nın en dikkat çeken konuşmalarından biri 2019 yerel seçimlerinde kardeşi İskenderun OSB Başkanı Ayhan Tosyalı ile birlikte bir mitingde AKP Belediye Başkan adayı Fatih Tosyalı için oy istemesi oldu. Tosyalı 2019'da yapılan AKP mitinginde “Eğer Fatih'i İskenderun belediye başkanı yaparsanız, ben de arkasında duracağım. Sadece ben durmayacağım, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine sonuna kadar destek sözü var. İnşallah İskenderun çok güzel günleri görecek” demişti. Bu isimler aynı zaman da denetim kurulu üyeleri, kurum içi denetleme mekanizmasında görev alıyorlar.</p>

<p><img alt="mustafa sonmez 2" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/mustafa-sonmez-2.jpg" style="width: 100%" / width="480" height="270"></p>

<h3>“<b>SERMAYESİZ-VARLIKSIZ TVF”</b></h3>

<p>İktisatçı yazar Mustafa Sönmez, Türkiye Varlık Fonu’na ilişkin görüşlerini “<i>Sermayesiz-varlıksız TVF, kurulduğu günden bu yana bir sorunlu bir mekanizma. En önemli sorunlar ise yasalarla çelişiyor oluşu, ama kamu varlıkları üstünden yapılan işler Sayıştay gibi bağımsız bir kurum tarafından denetlenmiyor”</i> diye özetledi. Sönmez sözlerini şöyle sürdürdü: “<i>TVF bünyesinde 20 kamu kuruluşunu, bazı lisansları, bir dizi gayrimenkulü çatısı altında bulunduruyor gibi görünüyor. Fakat gerçek tam tersi. Çatısı altındaki kuruluşların çoğu Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ya da farklı bakanlıklara bağlı. Elde edilen gelirler merkezi bütçeye gidiyor. Farz edelim bu kurumların sermayeleri azaldı veya 'görev gereği' zarar etti. Zararları yasa gereği merkezi bütçeden karşılanıyor.”</i></p>

<h3><b>İKTİSATÇI SÖNMEZ: AKP’NİN AMACI FARKLI</b></h3>

<p>Sönmez, farklı ülkelerde kurulan bu tür fonların, daha çok petrol zengini ülkelerin cari fazlalarını değerlendirmek üzere oluşturulduğunu, ancak Türkiye’de AKP tarafından kurulan Türkiye Varlık Fonu'nun ismi dışında pek benzerlik göstermediğini ifade etti. Cari açığı kronikleşmiş ve dış kaynaklarla ekonomiyi döndürmeye çalışan AKP iktidarının, bir varlık fonu kuruluşuna çağdaşlarından özenerek farklı amaçlarla yöneldiğini dile getiren Sönmez, şöyle devam etti: <i>“TVF’ye devredilen BOTAŞ, TPAO, TDİ, ÇAYKUR, gibi kamu kuruluşları, Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) statüsündeler. Bu yüzden 233 sayılı KİT kararnamesi çerçevesinde faaliyet gösteriyorlar. İlgili yasaya göre TVF, bu kuruluşlar üzerinde tasarrufta bulunamıyor. Bulunması için bu yasal çerçeveden çıkması gerekli. Bu sebepten bu fon bizlere aktarıldığı gibi birikim yapmıyor, gelir fona aktarılmıyor. Devredilen kuruluşların bütçeleri Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca hazırlanıyor, kârları Hazine’ye aktarılıyor. Örnek vermek gerekirse 2019 yılında Ziraat Bankası ve Halk Bankası’nın zayıflayan sermayelerini güçlendiren TVF değil Hazine oldu. 28 milyar TL’lik (22 Nisan 2019’un kuruyla 3,7 milyar Avro) kaynak, Hazine’den bankalara aktarıldı. Fon, batmış durumda olan İstanbul Finans Merkezi projesinin üstlenici inşaat firmalarından 1,7 milyar TL’ye yakın bir meblağ tutarında yükümlülük satın aldı. Satın alınan bu yükümlülüklerle beraber, AKP dönemi hızla palazlandırılan Ağaoğlu İnşaat ile İntaş ve YDA tabiri caiz ise batmaktan kurtarıldı.”</i></p>

<h3><b>BİR KAMU FABRİKASININ BATIRILMA HİKAYESİ: ÇAYKUR</b></h3>

<p>Ziraat Bankası, Halkbank, Botaş, PTT, Eti Maden, Türk Şeker gibi kamuya ait fabrikaların tüm hisselerine sahip olan Türkiye Varlık Fonu, hisselerin devredildiği yıldan itibaren önemli zararlara sebep oldu. Bu zararların dikkat çekenlerinden biri ise ÇAYKUR’da yaşandı. 1983 yılında kurulan ve 2017 yılında ise tamamı Varlık Fonu’na devredilen ÇAYKUR, Türkiye'de çay üretimini sağlıyor. Kurum, fona devredilmeden önceki son iki yılda kar ederken, fona geçirilmesi ile beraber zarar etmeye başlıyor. Faaliyet raporlarına göre, 2014, 2015 ve 2016’da kâr eden işletme, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarını ise zararla kapattı. Bu dört yıldaki toplam zarar 2,1 milyar TL’yi buluyor. (<u><a href="https://www.caykur.gov.tr/Pages/Yayinlar/FaaliyetRaporlari.aspx" rel="nofollow">https://www.caykur.gov.tr/Pages/Yayinlar/FaaliyetRaporlari.aspx</a></u>)</p>

<p>Raporlarda dikkat çeken bir diğer durum ise fabrikanın 2017'de yaş çay alımını diğer yıllara göre düşürmüş olması. Yaş çay alımının illere göre dağılımı raporunda %-23.59 oranında alım yapıldığı gözleniyor.</p>

<p>2017 yılında yapılan borçlar ise şöyle:</p>

<p>Ortaklara olan borçlar: 49.721,49 TL</p>

<p>Personele Borçlar: 132.502,63 TL,</p>

<p>Diğer Çeşitli Borçlar: 31.109,02 TL</p>

<p>Her 3 kısımda da 2016 yılını katladığı raporlarda görünüyor. Diğer yılların kârları ise şöyle:</p>

<p>2016'da gerçekleşen kâr: 82.1 Milyon TL<br />
2017'de gerçekleşen zarar: -267.7 Milyon TL<br />
2018'de gerçekleşen zarar: -657.1 Milyon TL<br />
2019'da gerçekleşen zarar: -635.1 Milyon TL<br />
2020'de gerçekleşen zarar: -547.2 Milyon TL</p>

<p>ÇAYKUR, üreticiden iyileştirme ile yaş çayı 4 TL üzerinden satın alıyor. Üstelik bu satın almayı gerçekleştirirken hem kota ve kontenjan uyguluyor, hem de üreticiye ödeyeceği parayı taksite bölerek yapıyor. 5 kilo yaş çay kaba hesapla 20 TL'den alınıyor. İşlenmiş bir kilo kuru çayı ise en düşük 42 TL'den satıyor.</p>

<h3><img alt="ÇAYKUR 11" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2021/10/caykur-11.jpg" style="width: 100%" / width="472" height="329"></h3>

<h3>“<b>ÇAYKUR’UN ZARAR ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL”</b></h3>

<p>Fona devredildikten sonra “battığı” ifade edilen ÇAYKUR’u kurumun işçilerine ve çay üreticilerine sorduk. Kemalpaşa ÇAYKUR’da çalışan işçi kurumun fona devri sonrası hızla zarar etmeye başladığı düşüncesinde. ÇAYKUR’un batmasının imkânsız olduğunu dile getiren ÇAYKUR işçisi, “<i>Düşük fiyata alıp, işledikten sonra yüksek fiyata çayın kilosunu satmasına rağmen zarar etmesi normalde mümkün değil. İç pazar ve kaçak çayın bölgeye sokulması nedeniyle bilinçli yapılan bir şey bu. Yaklaşık 2 yıl önce Rize'de bir araç kazası yaşandı. Kazada devrilen tırlardan kuru çay çıktı. Ve bu tırların İran'dan ülkeye sokulduğu da ortaya çıktı. Fakat üzeri kapatıldı. Devlet denetimi zaten yok. Devamında ise çay yüklü tırlar gelmeye devam etti. Ülkeye dışarıdan kaçak kuru çay sokulurken, ÇAYKUR'un depolarında işlenmiş kuru çaylar çürümeye bırakılıyor. Sırf bu sene 300 tonun üzerinde çay nemlenip küflendi. Bozulan, nemle küflenen çaylar denize dökülüyor.” dedi. </i>Fabrikaya yeni denilerek alınan cihazların 2. el olduğunu da savunan ÇAYKUR işçisi sözlerine şöyle devam etti: “<i>Batırılma hikayesinin bir ayağı ise fabrika içindeki cihazlar. Devlet buraya uzun süredir bilinçli olarak yatırım yapmıyor. Kullandığımız makineler çok eski. Bu da üretim kalite ve kapasitesini büyük oranda etkiliyor. Makinelerin eski oluşu yüzünden sıklıkla arıza çıkıyor. Arıza da bütün üretimin, sorun çözülene kadar durması demek. Yakın zamanda yenileme yapıldı, ama yenilenen cihazlar bile aslında 2. el. Kıvırma malzemeleri daha önce kullanılmış. 10 tane fırınlama makinesi var, ama çok eski oldukları için faydadan çok zarar sebep oluyor. Normal şartlarda böyle bir fabrikanın zarar etmek gibi bir şansı yok ama söylediğim sebeplerle, Varlık Fonu ile beraber bilinçli yapılan bir şey bu.”</i></p>

<h3><b>"ÇAYKUR ÖZELLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”</b></h3>

<p>Karadeniz özellikle tarımsal üretimde kadın emeği ile öne çıkan bir bölge. ÇAYKUR ve üretici ilişkisinin nasıl olduğunu sorduğumuz kadın çay üreticisi, “<i>Biz üreticilerin çayı değerinden daha düşük bir paraya devlet tarafından satın alınıyor. Bana göre bunun en temel sebebi devletin, özel sektörün önünü açmak istemesi ve bir sonraki süreçte ise devlet elindeki fabrikanın yani ÇAYKUR'un özelleştirilmeye çalışılması"</i> dedi. Adını vermek istemeyen çay üreticisi şöyle devam etti: “<i>Devlet, özelleştirme sürecini hızlandırmak için var olan çay politikasını uyguluyor. Bize uyguladığı kota ve kontenjan yöntemi ile bizleri bölgede bulunan özel şirketlere mecbur bırakıyor. Özel şirketler ise yaş çayı bizden iki yıl öncesinin fiyatından alıyor. Özel şirketler, çayın kilosunu 2 buçuk liradan alıyorken ÇAYKUR iyileştirme ile beraber yaklaşık 4 tl gibi bir fiyata alım yapıyor ama sorun şu ki biz elimizdeki çayı onlara veremiyoruz.”</i></p>

<h3><b>"ÇAYKUR ÖDEMELERİ TAKSİTLE YAPIYOR”</b></h3>

<p>ÇAYKUR'un satın aldığı yaş çayın parasını toptan vermediğini ifade eden üretici, şunları söyledi: “<i>Bizim elimizdeki çayı vermek için başka bir seçeneğimiz kalmadığından yarı yarıya olan fiyata satıyoruz. Kota ve kontenjanı kısaca açıklayayım. Mesela 6 ton çayınız var, ÇAYKUR size 3 ton kota belirliyor. Bu belirlediği kotayı da 3 aya bölerek yani kontenjan usulü alırım diyor. Örneğin günlük 100 kilo kontenjanın var diyor. Bu hesap tarlanın dönümüne göre yapılıyor. Üstelik paranın tamamını da alamıyorsunuz. Belli bir yüzdesini yaklaşık yüzde 25'ni ÇAYKUR size taksitle ödüyor. Bu ödemeleri Mart ve Nisan ayında alıyorsunuz</i>. <i>Bu yöntemle hem devlet yanı ÇAYKUR kaybediyor, hem de üretici mağdur olmuş ve zarara uğramış oluyor. Son sürümde yanı 3. hasatta ise sadece kota ve kontenjan sorunu yaşamıyoruz. Özel şirketler şuan onlara muhtaç olduğumuzu bildiği için alım fiyatını 2 lira 40 kuruşa çekmiş durumda. Bakın ektiğiniz çaydan hasat alabilmeniz için en az 4-5 yıl beklemeniz gerekiyor. Bekleme süresince herhangi bir gelir elde etmeniz mümkün değil. Çayın toplanması için işçi tutmanız gerektiği durumlar oluyor. İşçilerin günlük ücretleri yaklaşık 250 TL'den başlıyor. Senede en az 2 kere temizlenmesi ve bakım yapılması gerekiyor. Çaylık arazilerin zaten biçilmesi kadar temizlenmesi de ayrı bir zorluk ve maliyet içeriyor. Gübre fiyatları dolar üzerinden artıyor. Üretici bu giderleri karşılamakta zorluk yaşıyor. Çünkü sattığı üründen hakkını alamıyor" </i>dedi.</p>

<h3>“<b>AMAÇ ÖZELLEŞTİRMENİN ÖNÜNÜ AÇMAK”</b></h3>

<p>Artvin Kemalpaşalı bir başka çay üreticisi de ÇAYKUR’un izlenen politika ile batırıldığı fikrinde. Varlık Fonu ile özelleştirme sürecinin hızlandırıldığını söyleyen üretici, şunları söyledi: “<i>ÇAYKUR aslında sermayesi ve kar oranı güçlü bir devlet fabrikası. Ama şu an battığı söyleniyor. Bence bu işletme batmıyor, batırılıyor. İçi boşaltılıyor. Bence Varlık Fonu'nun esas amacı da Türkiye için söylüyorum devlet eliyle, özelleştirmek istediği kuruluşların içini boşaltmak. ÇAYKUR'u doğrudan özelleştirme kapsamına aldığınızda toplumun geniş tepkisini alacağının mevcut iktidar farkında Bu yüzden bence böyle bir yöntem tercih ediyor ve araç olarak da yine kendi kararname ile kurduğu Varlık Fonu’nu kullanıyor. ÇAYKUR'un kullanıldığı bir diğer alan ise ipotek edilmeye müsait oluşu. Uluslararası bankalardan kredi çekilmek istediğinde bu fabrikalar ipotek edilmeye oldukça müsait yerler. Devlet kendi bankasından kredi çekmek yerine özel bankaları tercih ediyor. ÇAYKUR'u borçlandırma yaparak da batırıyorlar. Kredi gerekçesi ise, üreticiden alınan yaş çay ödemelerini yapmak. İşçi ve üreticilere kredili ödeme yapıyor yani. ÇAYKUR aynı zamanda küçülmeye de gitti. 2000'li yıllarda çalıştırdığı işçi sayısıyla bugün işçi sayısı arasında büyük bir fark var. Sebebi ise makineleşme değil, kurum zarar ettiği gerekçesiyle emek anlamında küçülmeye gitti ve çokça işçi çıkardı.”</i></p>

<h3>“<b>SERMAYE KALİTELİ ÇAYA TALİP”</b></h3>

<p>Üretilen çayın, özel sermaye tarafından satılmak istediğine dikkat çeken üretici sözlerini şöyle sürdürdü: "<i>Sermaye ise şunu tercih ediyor. Biz üretilen kaliteli çaya talibiz. Üretilen çayın satışını biz yapalım diyor. Çünkü çayın kendisi üretim aşamasından daha karlı. Bunu da şöyle yapıyor. Rize'de bir çay borsası var. Bu ticaret borsasını oluşturan ise özel sektör. Bunun içerisinde ÇAYKUR da var tabi ama asıl pasta payı özel şirketlere ait. ÇAYKUR bu oluşumda fazla söz sahibi değil. Hatta bir toplantısına 2019 yılında katıldım. Hopa çay kooperatifindeydim o zaman, o yüzden ordaydım. Üretici olduğumuz için oluşumun bileşenlerinden biriyiz. Ve o toplantıda, Rize ticaret borsasının yöneticileri ÇAYKUR'u yani devleti temsil eden yöneticiyi susturdular. Senin konuşmaya hakkın yok ürettiğin çayı biz satacağız diyorlar</i>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Oradaki firmalar da Of Çay, Karali, Özgür Çay, Doğuş Çay, Lipton yani yerli ve yabancı özel sermaye. Of Çay hatta yabancı sermaye ile ortak oldu. Mesela o özel ve torpilli şirketlerden biri de Or Çay (Ortaköy Çay A.Ş). Rize ticaret borsası başkanı, Tayyib Erdoğan'ın köylüsü ve çok samimi arkadaşının şirketi. Erdoğan'ın mitinglerde ve afet bölgelerinde insanların kafasına attığı çay aynı zamanda. Bu firma yerel olmasına rağmen halka arz ile sermayesini 10'na 20'ye katladı. Demin dediğim gibi bu şirketin sahibi aynı zamanda ticaret borsasının yöneticisi ve ÇAYKUR temsilcisine söz vermeme gücüne sahip hale getirildi. Uluslararası sermaye artık ülkedeki çay pazarına doğrudan veya dolaylı girmeye başladı ve bu da Varlık Fonu üzerinden bahsettiğimiz yöntemler ile yapıyor. Varlık Fonu aracılığıyla devletin fabrikasının çay pazarından elenmesi sağlanıyor. Fondan önce uluslararası sermaye yok muydu tabi ki vardı. Lipton 1985 yılından beri var buralarda. Ama fon ile beraber etki alanı genişledi ve pazarda daha güçlü söz sahibi olmaya başladı. Şimdi gümrük vergileri de neredeyse sıfırlandı. Yakında kaçak giren çay doğrudan girebilecek gibi görünüyor. Bir de kaçak çay getirilmesi hikayesini duymuşsunuzdur. Denetim yok, gümrükten rahatlıkla geçiriliyor. Bu işin içinde de yerli-yabancı özel çay şirketleri var. Az önce saydığımız bütün şirketler bu kaçak çay işinin içinde ve devlet buna göz yumuyor."</i></p>

<p>“<b>NİTELİKSİZ YÖNETİCİLER AYRI SORUN”</b></p>

<p>Devlet tarafından atanın yöneticilerin yetenekleri ve birikimlerinde ziyade AKP ile yakınlıklarının önemli olduğunu vurgulayan üretici şöyle devam etti: “<i>İşin içine bir de liyakatsiz yöneticiler girince sorun daha çok büyüyor. Mesela ÇAYKUR Genel Müdürü Rize AKP İl Başkanının kardeşi. Çay hakkında bileceği en fazla, kendi üreticilik yapmıştır zamanında bilgisinin bunun ötesinde değil. Eğer yönetici seçimi böyle yapılıyorsa burada sokakta yürüyen herkes ÇAYKUR Genel Müdürü olabilir değil mi ? Tarlada çay toplamak fabrikada yönetici olmak için yeterli olamaz. İşi bilen nitelikli insanlar olmayı böyle bir kurumun başında. Bakın çay paketleme işini de mesela taşeron aracı şirketlere yaptırdığı oluyor ÇAYKUR'un. Fabrika bu şekilde bile zarar ettiriliyor.”</i></p>

<p><em>*&nbsp;Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-turkiye-varlik-fonuna-devir-caykurun-batirilma-hikayesi</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Mar 2022 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2021/07/yas-cay-11.jpg" type="image/jpeg" length="71905"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Türkiye'ye dönen IŞİD'li ailelere ne oldu?]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eşleri ya da akrabalarının peşine takılarak IŞİD'e katılan çok sayıda kadın ve çocuk Türkiye'ye geri döndü. Bu kişilerin nasıl bir hukuki-sosyal işleme tabii tutulduklarının ve gelecekte nasıl bir tehlikeye yol açabileceklerinin izini sürdük.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Haber: </strong><strong>RECEP KARADOĞAN</strong></h5>

<p>Irak Şam İslam Devleti, yani IŞİD, Musul kentini 2014 yılında ele geçirmesinin ardından tüm dünyada gündem oldu. Irak ve Suriye sahasında hızla genişleyen IŞİD, vahşi saldırılarını Batı ülkelerine de taşıyınca dikkatleri iyice üzerine çekti. Avrupa’dan ve Türkiye’den IŞİD’e katılanlar üzerine araştırmalar, incelemeler yapıldı, gazeteciler iz sürdü. Uzun mücadeleler sonucunda elinde tuttuğu tüm bölgeleri kaybeden IŞİD’lilerin bir bölümü öldürüldü, bir bölümü hapsedildi, bir bölümü ise sırra kadem bastı. IŞİD’lilerin eşleri ve çocuklarının bir bölümü ise geldikleri ülkelere döndüler.</p>

<p>IŞİD’e Türkiye'den de yoğun bir katılım olduğu bilinen bir gerçek. Son dönemde aralarında üst düzeylerin yöneticilerin de bulunduğu çok sayıda IŞİD’li de gözaltına alındı, tutuklandı. IŞİD'e eşleriyle beraber katılan eşler ve çocukların akıbeti ise pek bilinmiyor. Bu insanlara ne oldu? Türkiye'ye mi döndüler, döndülerse nasıl bir hukuki ya da sosyal işleme tabii tutuldular? Bu soruların izini sürdük, ancak yanıtlara ulaşmak hiç de kolay olmadı.</p>

<h3>HER ŞEY BİR YARDIM TALEBİYLE BAŞLADI</h3>

<p>Önce bir geçmişe gitmeye ihtiyaç var. Yıllar önce Suriye iç savaşının şiddetli olduğu dönemde, gazetecilik öğrencisi olmanın verdiği heyecanla bölgeye dair haberler yapıyordum. Sahadaki gazetecilerle de sıkı bir iletişimimiz vardı. Zaman zaman birbirimize danıştığımız da oluyordu. IŞİD'in başkent olarak ilan ettiği Rakka'yı kaybedip Deyrezor hattındaki küçük bir parçada sıkıştığı günlerdi ve her gün yüzlerce IŞİD'li ve onlarla beraber olan aileleri YPG'nin de çatısı altında olduğu Demokratik Suriye Güçleri'ne (DSG) teslim oluyordu. Türkiye'den bir aile sahaya dair haber yapan gazeteci bir arkadaşıma “IŞİD'e katılan oğlumuz öldürüldü, ama yanındaki gelinimiz ile torunlarımız hala bölgede. Teslim olanlar arasında onların da olup olmadığını nasıl öğrenebiliriz” diye bir mesaj atmıştı. Bu bilgiyi benle paylaşan ve “Bu konuda ne yapılabilir?” diye yardım isteyen arkadaşıma bildiğim kadarıyla başvurabileceği kurumları önerdim. DSG o dönem benzer durumdakileri teslim ediyor, ülkelere sıklıkla kamplarda bulunan aile üyelerini alması yönünde sık sık çağrılar yapıyordu.</p>

<h3>AYLAR SÜREN ÇABA SONUÇ VERDİ</h3>

<p>Yardım talebinde bulunan aile, sonrasında gelinleriyle irtibat kurduklarını ve IŞİD'in kendisini kaçak yollarla Türkiye'ye göndermek istediği bilgisini ulaştırdı. Ailenin ara ara gönderdiği mesajlardan benim de haberim oluyordu. En son DSG'nin kontrolündeki bölgeye geçtiklerine dair haber geldi. Türkiye'de resmi düzeyde başvurmadığı yer kalmadığını, ancak gelinlerini getirmek konusunda olumlu bir yanıt alamadığını belirten aile, daha sonra aylar süren çabaların ardından gelinlerini Türkiye'ye getirebildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaşamını yitiren oğlunun ardından, gelinini ve torunlarını Türkiye’ye getirmek için yoğun çaba gösteren Mustafa* ile görüşerek, hem IŞİD hem aileler hakkında bilgi aldık. “IŞİD'e katılıp ölen oğlunun nasıl bir karaktere sahip olduğu” sorusuna yanıt olarak “barda çalışan ve uyuşturucu bağımlısı birisi” olduğunu söyleyerek yanıt veren Mustafa, oğlunun üniversitede biriyle tanıştığını ve bir dernek aracılığıyla IŞİD'e katılmaya hazır bir gence dönüştüğünü söylüyor. Oğlu hayattayken en azından torununu getirmek için yoğun çaba sarf ettiğini söyleyen Mustafa, oğlunun ölüm haberini alana kadar hiçbir bilgi alamadığını dile getiriyor. Oğlu öldükten ve IŞİD elindeki son toprak parçasını kaybetme aşamasına geldikten sonra gelininden haber alabilmiş ve onlara ulaşma çabasına girişmiş. DSG kaynaklarıyla iletişim kurmuş ve “isterse gelip teslim alabileceği” mesajı kendisine iletilmiş.</p>

<h3>RESMİ KURUMLAR YARDIM ETMEMİŞ</h3>

<p>Kuzey Suriye'ye geçmek için çalmadık kapı bırakmadığını ve yardım istemek için gittiği resmi kurumlardan resmen kovulduğunu anlatan Mustafa, sınır kapısındaki askeri yetkililerden birisinin ise kendisine yardımcı olduğunu ekliyor. Bu yetkili “YPG, gelini ve çocukları getirip sınıra bırakırsa yürüyerek geçmelerine izin veririz” diyor. Ancak bu teklif “tehlikeli olduğu” gerekçesiyle DSG tarafından kabul edilmemiş. DSG aileye Irak Federe Kürdistan Bölgesi’ne geçmeleri durumunda gelinini ve çocukları ulaştırabileceklerini iletmiş. Mustafa, Erbil’e gitmiş ve burada kendisi gibi IŞİD'e eşlerinin ardından giden çocuklarını almak için uğraşan çok sayıda aileyle karşılaşmış.</p>

<p>Bir tanıdığının devreye girmesiyle Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkiliyle görüşen ve bu yetkili tarafından Türkiye'nin Erbil Büyükelçiliği'ne yönlendirilen Mustafa, buradan pek bir yardım alamamış: “Ben tepki gösterince üst düzey bir yetkili de bana bağırarak tepki gösterdi. Bunun ardından ben tam çıkarken bir başka yetkili bana gelerek Erbil'deki HDP binasına gidersem onların bana yardımcı olabileceğini söyledi.”</p>

<h3>3 AYLIK TUTUKLULUK SÜRECİ</h3>

<p>DSG, sonunda gelini ve torunlarını Federe Kürdistan Bölgesi’ne getirip teslim etmiş. Bundan sonraki süreci Mustafa şu sözlerle anlatıyor: “Biz peşmergenin kontrol noktalarına takılmamak için kaçakçılara para vererek Silopi sınırına kadar geldik. Sınıra gelen benzer kişiler gözaltına alınıp mahkemeye çıkarılıyor. Bizden önce benzer şekilde gelenler genelde direkt serbest bırakılıyordu, ama bizim gelin hakkında tutuklama kararı çıktı ve 3 ay cezaevinde kaldı. İlk duruşmaya gittiğimizde hakim bize 'Serbest bırakacağız ama bir rehabilitasyon programı var, ona katılması gerekiyor' dedi. Sonra da serbest bıraktılar zaten.”</p>

<p>Mustafa, “IŞİD'e eşleri nedeniyle katılanların örgütte aktif bir çalışmalarının olmadığı’ yönünde bir görüş olduğunu, ancak gelininden aksi yönde bir izlenim edildiğini söylüyor. Mustafa, “Yarın benzer bir süreç olursa gelininiz ve ona benzer şekilde geri dönenler aynı şekilde IŞİD'e katılır mı?” sorusuna ise, “Bence kesinlikle katılır” diye yanıt veriyor. Mustafa sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çünkü zaten pişmanlık duymuyorlar. Ve ayrıca örgütle bağlarını kopardıklarını da düşünmüyorum. Hatta Suriye'de iken beraber oldukları birkaç kadın arada farklı illerde olmalarına rağmen toplanıyorlar. Yani tehlike olarak görülmüyorlar ama yarın benzer bir şey olursa şimdiden katılmaya hazırlar ne yazık ki.”</p>

<p>Rehabilitasyon denilen sistemi ise şöyle anlatıyor: “Formaliteden ibaret ve hiçbir karşılığı olmayan bir uygulama. Gittikleri zaman da dikkat etmediler. Şu an dönmüşler yine hiç dikkat etmiyorlar. Bu insanların gerçekten ciddi bir rehabilitasyona ve takibe ihtiyaç var. Yoksa bu ve benzeri birçok insan yarın bir gün yine fırsatını buldu mu çekip gitmeye hazırlar.”</p>

<h3>NEYE GÖRE SERBEST BIRAKILIYORLAR?</h3>

<p>Mustafa’nın gelininin duruşmasına katılan avukatın verdiği bilgiler de benzer özellik taşıyor. Avukatın verdiği bilgilere göre; dönenlere örgüt üyeliği de dahil olmak üzere çeşitli suçlamalar yöneltiliyor. Ancak Türkiye devletine karşı suç işlemeyenler Rehabilitasyon Merkezi’ne gitmek koşuluyla serbest bırakılıyor. Mustafa ve avukatın verdiği bilgiler, IŞİD'le hâlâ bağları olduğu tahmin edilen çok sayıda kişinin herhangi bir ceza almadan ve ciddi bir rehabilitasyon sürecine tabii tutulmadan aramızda dolaştıklarını gösteriyor.</p>

<p><em>* Haberdeki isim </em><em>güvenlik </em><em>nedeniyle değiştirilmiştir.</em></p>

<p><em>**&nbsp;Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Mar 2022 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/isid-2.jpg" type="image/jpeg" length="16028"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Türkiye bile isteye ormansızlaştırılıyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-turkiye-bile-isteye-ormansizlastiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-turkiye-bile-isteye-ormansizlastiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaz Dağları, Kirazlı, Alaplı, Ünye-Fatsa, İkizdere, Murat Dağı… Doğayı tehdit eden projeler ormanları günden güne yok etmeye devam ediyor. Sadece 2012 ile 2018 yılları arasında madencilik, enerji ve diğer izinler ile beraber toplamda 271.449 hektar orman alanı, yani 380 bin futbol sahası kadar alan yok edildi. Son 13 yılda madenlere açılan orman alanı ise 99 bin 124 hektar yani 130 bin futbol sahası kadar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5><b>Haber: RAMAZAN ELES</b></h5>

<p>Türkiye'de son dönemlerde&nbsp;3. Köprü, İstanbul Havalimanı, Kanal İstanbul Projesi ve diğer “mega” projelerle son yıllarda eşi benzeri görülmemiş bir orman kıyımı gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor. Sadece İstanbul Havalimanı için 13 milyon ağaç kesildi. Bundan 50 yıl önce yaklaşık 270 bin hektar olan İstanbul’un orman varlığı, bugün 240 bin hektara kadar geriledi. Kanal İstanbul Projesi hayata geçirilirse 458 hektarlık ormanlık alanı daha yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.</p>

<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG), Türkiye’nin 68 ilinde 766 maden sahasında toplam 892 bin 814 hektar alanda arama ve işletme ruhsatları vermek için 24 Ağustos Pazartesi günü ihale süreci başlattı. 2020 Sayıştay Raporu’na göre; Orman Bakanlığı'nın maden izni verdiği 649 maden sahasının 152'sinde izinsiz yapılara ve izin amacı dışında kullanımlara göz yumduğu ortaya çıktı. Yine Orman Bakanlığı tarafından maden izin sahalarının kontrollerine yönelik etkin bir denetimin yürütülemediği ortaya çıktı. Orman Bakanlığı’nın maden izin sahalarına yönelik hangi sahalarda zabıt tuttuğu ile ilgili herhangi bir tutanak tutmadığı da ortaya çıkan önemli bir bilgi. Bu şekilde gerçekleşen faaliyetlerin Orman Bakanlığı’nın tamamen kontrolün dışında oluştuğu ortaya çıkmakta veya görmemezlikten geldiği ifade ediliyor. Ayrıca izinsiz kullanımlara yönelik işlemlerin yerine getirileceği ve takip edileceği ifade edilmesine rağmen buna ilişkin veriler ortaya konulmamış durumda.</p>

<p>Söz konusu rapor incelendiğinde; 152 maden izin sahasından 46’sında “idare izni olmayan yapılar” olduğu; 30’unda “izin amacı dışında kullanımlar” olduğu ve 76’sında ise “hem idare izni olmayan yapı” hem de “izin amacı dışında kullanımlar” olduğu ve bunların tespit, takip ve kontrolü bakımından etkin bir denetimin Orman Bakanlığı tarafından yürütülmediği ortaya çıkmakta.</p>

<p><img alt="ramazan edes_orman 1" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-1.png" style="width: 100%" / width="384" height="505"></p>

<p><i>Resim: Bölge </i><i>m</i><i>üdürlükleri bazında </i><i>m</i><i>aden izin </i><i>s</i><i>ahalarında </i><i>y</i><i>apılan </i><i>t</i><i>espitlerin </i><i>i</i><i>cmali</i></p>

<p><b>ORMANSIZLAŞTIRMA POLİTİKASININ EN BÜYÜK ÖRNEĞİ: KAZ DAĞLARI</b></p>

<p>Kanadalı şirket Alomos Gold’un, yerli taşeronu Doğu Biga Madencilik ile yürüttüğü Kaz Dağları’ndaki altın madeni projesi yemyeşil doğasıyla bir bölgenin nefesi olan Kaz Dağları’nda, orman ekosistemine vurulan en büyük darbelerden biri. TEMA Vakfı, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna göre 45 bin 650 ağacın kesilmesi öngörülen projede 195 bin ağaç kesildiğini ilk etapta belirlendi. Son rakamlara göre ise bölgede kesilen ağaç sayısı 300 bini geçti. Tarım ve Orman Bakanlığı ise kesilen ağaç sayısını 13 bin 400 olarak açıkladı. Maden alanının yüzde 98,7'si orman alanında bulunurken orman, 283 farklı bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Proje alanında tespit edilen türlerin yedisi dünyada sadece Türkiye’de bulunuyor. Bölgede ayrıca 18 memeli, 41 kuş, 10 sürüngen ve 117 böcek türü yaşıyor.</p>

<p>dokuz8haber’e konuşan bölge sakini, avukat Ali Furkan Oğuz, Kaz Dağları’nda yapılan ormansızlaştırmanın çarpıcı boyutlarını anlattı. “Çanakkale’nin karış karış vahşi madencilik ve termik santraller projeleri ile parsellendiğini, bölgenin en önemli oksijen kaynağı Kaz Dağları’nda ise sağlıklı ağaç neredeyse bırakılmadığını” belirten Oğuz, “Çanakkale’de ruhsat olmamasına rağmen yapılan ağaç kesimleri birçok ormanın neredeyse yok olmasına sebep oldu. Resmi kayıtlara da dayanarak yapılan incelemelere göre, sadece Kaz Dağları’nda 347 bin 815 ağaç kesildi” dedi.</p>

<p><img alt="ramazan edes_orman 2" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-2.jpg" style="width: 100%" / width="2048" height="1152"></p>

<p>Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son olarak Koza Madencilik, Çanakkale’nin merkeze bağlı Serçiler ve Terziler köyleri civarındaki maden sahasında sondaj çalışmalarına devam ediyor. Aynı bölgede ağaç kesimleri hâlâ devam ediyor. Sondaj çalışmaları ve ağaç katliamına ilişkin olarak bölgede hızla orman katliamları yapılıyor ve bunun örneklerini daha önce çokça defa gördük. Çanakkale halkının ormanlarını, dağlarını, ovalarını talan ettiler. Köylerde insanlar ya göçüyor ya da sağlık sorunları nedeniyle erken yaşta ölüyor.”</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 3" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-3.jpg" style="width: 100%" / width="696" height="503"></p>

<p>Kazdağları’nda şu anda toplam 29 noktada arama ruhsat süreçleri işleyen şirket faaliyet yürütüyor. Bölgede yaşayan Ekrem Akgül de şu bilgileri veriyor: “Çok zor, kıt imkânlar ile ormanlarımızın yok edilmesine karşı mücadele ediyoruz. Birçok defa haksız ve mesnetsiz suçlamalarla, saldırılarla karşılaştık. Yapılan ihalelerin ÇED toplantısı varsa üç jandarma kontrolünden ve sorgulamanın ardından toplantıya erişebiliyoruz. Aslında kısaca ve net olarak yaşamı ve vatanı savunuyorduk ama anarşist muamelesi görüyoruz. İÇDAŞ, Koza Altın İşletmeleri gibi bölgede ormanları kesen şirketler tehdit ederek her defasında susmamızı ve boyun eğmemizi istiyordu.”</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 4" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-4.jpg" style="width: 100%" / width="960" height="720"></p>

<p style="text-align: right;"><i>Koza Madencilik, Çanakkale’nin merkeze bağlı Serçiler ve Terziler köyünde kestiği ağaçlar</i></p>

<h3><b>SON YILLARDA ORMANSIZLAŞTIRILAN BAZI ALANLAR</b></h3>

<ul>
 <li>
 <p>Kırklareli‘nde Istranca ormanlarının da bulunduğu Kapaklı Köyü’nde kapasite artışı isteyen taş ocağı için ÇED raporunda 144 bin 871 ağaç kesileceği ortaya çıktı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Devlet Demir Yolları İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün Kırklareli Koruköy köyünde “Kireçtaşı Mıcır Ocağı, Kırma Eleme Tesisi ve Mekanik Plent Tesisi’’ projesi için 10 binden fazla ağacın kesileceği ortaya çıktı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Beykoz’da 111 bin metrekarelik tarım alanını imara açarak bölgede bin 443 ağaç bulunan parselin 61 bin metrekaresine AVM, otel, çarşı finans kurumu gibi ticari birimler inşa edecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Limak Holding’e bağlı Limak Sanayi Çimento ve Ticaret A.Ş., Balıkesir İvrindi Mahallesi’de açmak istediği beşinci maden ocağını ‘ormanlık alanda’ bulunuyor. 99 hektarlık ruhsat alanının 24,88 hektarlık orman alanı proje nedeniyle tahrip edilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bilecik iline bağlı Bozüyük ilçesinde yer alan Muratdere Köyü’nde genişletilmesi planlanan bakır madeni ocağı için Muratdere Ormanları‘nda 36 bin ağaç kesilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>İstanbul Havalimanı proje sahası içinde 2012 yılından bugüne 8 milyon, havalimanı inşaatı için açılmış taş ocakları için en az 1,2 milyon ve havalimanına giriş sağlayan Kuzey Marmara Otoyolu için en az 3,7 milyon ağaç kesildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kanal İstanbul ile bölgedeki 13 bin 400 hektar orman arazisi yok edilecek. Proje için 394 bin ağaç kesilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sakarya Sapanca Kırkpınar Mahallesi’nde Teleferik Projesi ile 3 bin ağaç kesilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gürgentepe, Perşembe ve Fatsa’yı kapsayan yeni bir maden sahası için yaklaşık 2 bin hektar orman ve fındık bahçesi yok edilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ordu’nun Fatsa ilçesinde Çerkezler Tepesi olarak bilinen 99 dönümlük ormanlık alan Cumhurbaşkanlığı kararı ile yapılaşmaya açıldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Muğla’ya bağlı Marmaris Okluk Koyu’nda 65 hektarlık bir alanda yapılan Cumhurbaşkanlığı yazlık sarayı için 40 bin ağaç kesildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bergama ve Ayvalık’ta 14 hektarlık alanda faaliyet gösteren granit ocağının 110 hektarlık alana yayılması için hazırlanan ÇED raporunda 8 bin 882 adet ağacın kesileceği ortaya çıktı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Manisa Soma’ya bağlı Yırca’da termik santrali projesi için 6 bin 66 ağaç kesildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Eskişehir-Bilecik polimetal aramaları kapsamında Bozüyük Muratdere mahallesinde bakır ve molibden maden sahası kapsamında 36 bin ağaç kesilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki Yukarı Köprüçay havzasında, ilçeye bağlı İbişler köyü sınırlarında yaklaşık 100 hektarlık alanda mermer ocağı ruhsatı verildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>240 dekarlık kısmında işletmeye açılması planlanan mermer ocağı için Isparta Valiliği ÇED Gerekli Değildir kararı verirken orman arazisi olan proje sahasında yaklaşık 48 bin 612 adet ağacın kesileceği ortaya çıktı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mersin Mezitli’de 60 bin narenciye ağacının bulunduğu tarım arazisi, sanayi sitesi için kesilecek.</p>
 </li>
</ul>

<p><b>ORMANSIZLAŞTIRMADA BİLDİK OYUNLAR!</b></p>

<p>Türkiye’de 1946 yılında başlayan ağaçlandırma çalışmaları 1980’li yıllara kadar daha sonra Orman Genel Müdürlüğü çatısı altına alınan Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü’nün yoğun çalışmaları ile yürütüldü ve sürekli artış sağlandı. Ancak daha sonraki yıllarda ağaçlandırma çalışmaları azalmaya başladı. Ağaçlandırma çalışmalarının azalmaya başlaması ve sürekli imar yerlerine göre düzenlenen anayasal çalışmaları ile Türkiye’de orman varlığı her geçen gün azalıyor. Her ne kadar yetkililer ormansızlaştırma yok dese de, yıllar içinde ormansızlaştırmanın olduğu verilerle açıkça görülüyor.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, ülke genelinde her yıl yaklaşık 2 milyon hektar kadar alanın amenajman planlarının, yani “orman işletmesini ve onun alt işletme ünitelerinin alanını, bu sahalarda gelecekte neler yapılması gerektiğini, mevcut kullanımlarını ve işletmede meydana gelen değişmeleri gösteren planların, yenilendiğini belirtiyor. Tolunay, bu planın yapıldığı alanlarda bir sonraki döneme kadar değişimin belirlenemediğini ve ülke genelindeki envanter sonuçlarına yansıtılamadığını dile getiriyor. 3. Havalimanı’nın 6.173 hektarının orman üzerinde olduğunu hatırlatan ve bu orman alanlarının tamamına yakınının kesildiğini hatırlatan Tolunay, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Havalimanının yapıldığı Arnavutköy Orman İşletme Şefliği’nin Amenajman Planı 2012 yılında düzenlenmiştir ve bir sonraki plan 2032 yılında hazırlanacaktır. Dolayısıyla planın hazırlandığı tarihte orman olan havalimanının bulunduğu mevki (Havalimanı temeli 7 Haziran 2014’te atılmıştır) 2032 yılına kadar ülkemiz orman envanterinde orman olarak gözükmeye devam edecek, ancak bu tarihten sonra ağaçsız orman alanı kategorisine alınacaktır.”</p>

<p align="right"><img alt="ramazan edes orman 5" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-5.jpg" style="width: 100%" / width="605" height="305"></p>

<p align="right"><i>Türkiye’deki ağaçlandırma çalışmaları (Kaynak: OGM)</i></p>

<h3><b>ORMANSIZLAŞTIRMADA DİĞER ETKEN: YANGINLAR</b></h3>

<p>Türkiye’de her yıl hektarlarca ormanın yok olmasının bir nedeni de orman yangınları. Ülke genelinde sadece 2020’de 3399 adet orman yangını çıktı. Orman Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre geçtiğimiz yıl çıkan yangınların sebepleri arasında 1859 adet orman yangını ile ilk sırada faili meçhul yangınlar var. Bunu sırasıyla 966 ‘ihmal’, 312 ‘doğal’ yangın izliyor.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 6" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-6.png" style="width: 100%" / width="796" height="575"></p>

<p>Her yıl görülen 2.143 adet yangının %11'i doğal nedenlerle, %48'i ihmâl/kaza nedeniyle, %10'u kasıtlı olarak, %30'u ise faili meçhul (hâlâ nedeni bilinmemekte) bir şekilde çıkmıştır. Son 30 yılda en çok faili meçhul yangının çıktığı yıl ise 2020 yılı. Yangın söndürme çalışmalarında yaşanan sorunlar, bu faaliyetin yavaşlatılması, teknik ekibin azaltılması kasıtlı olarak yangınların önlenmediği iddiasını akıllara getiriyor. Konu ile ilgili görüşmek istediğimiz OGM yetkilileri röportaj talebimize yanıt vermedi.</p>

<p>2020 Sayıştay raporuna göre; Türkiye'de ormanların mevcut durumunun ortaya konması, zaman içerisinde meydana gelen değişimlerin izlenebilmesi ve orman kaynakları hakkında sağlıklı bilgilerin elde edilmesinde en etkin yöntem olan Ulusal Orman Envanterinin (UOE) mevcut olmadığı ortaya çıktı. Yine Sayıştay'ın raporunda, "yanan alanların coğrafi bilgi sisteminde sağlıklı izlenmediği" ortaya çıkan diğer ihmaller arasında.</p>

<p>Yangınların çok geç söndürülmesi ve teknik ekibin azaltılması ile ilgili olarak Türkiye Ormancılar Derneği İstanbul Şube Başkanı Sezai Kaya şu bilgileri verdi: “Yangınların söndürülmesinde en etkili yöntem yangın müdahale ekipleri olarak adlandırılan yangın işçileri ve arozözlerin sayılarının arttırılması gerekirken son yıllarda yangın müdahale ekiplerindeki işçi sayıları azaltılmış ve Arozözlerde 4-5 işçi bulunması gerekirken bu sayı 2-3’e düşürülmesi Türkiye’de uygulanan düzenli veya düzensiz ormansızlaştırmayı gözler önüne sermekte. Bu nedenle işçi sayısı azalırken yangın sayısı arttığı için yangın müdahale ekiplerinin iş yükü de arttığından dolayı orman yangınlarına öncelikli müdahale ekipleri zamanında yangını kontrol altına almakta zorlanıyor. Orman yangını sayılarında artış yaşanırken yangın müdahale ekiplerinde azalan işçi ve arazözler ormanların bilinçli olarak yok edilmesine göz yumulduğuna ortaya çıkarıyor.” açıklamalarında bulundu.</p>

<p><b>BİNLERCE HEKTAR SAĞLIKLI ORMAN İMARA AÇILIYOR</b></p>

<p>Meydana gelen orman yangınları sonrasında bölgedeki arazilerin otel yapımı için satışa çıkarılacağı endişesi her orman yangını sonrasında medyada gündeme gelirken, her yıl yanan orman alanların 3-4 katı kadar orman alanı turizm, madencilik ya da benzeri amaçlarla şirketlere, şahıslara ya da kurum ve kuruluşlara tahsis ediliyor.</p>

<p>Her ne kadar Anayasa’nın 169. Maddesinde “...Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez…” ifadesi yer alsa da 2634 Sayılı Turizm Teşvik Kanunu sağlıklı ormanların imara açılmasına izin veriyor.</p>

<p>Bu kanun ile ülkemizdeki ormanların neredeyse tamamı “Kamu yararı var” denilerek maden, enerji tesisi, yol, otel gibi kullanımlara verilebiliyor. “Kamu yararı” ifadesi imara açılacak alan için bir kılıf olarak kullanılıyor. Hatta 6831 Sayılı Orman Kanunun 16., 17. ve 18. Maddeleri ile orman alanları 49 yıla kadar başka kullanımlar için tahsis edilebiliyor. Bu sürenin bitiminde uzatma yapılarak izin süresinin 99 yıla kadar çıkarılması da mümkün.</p>

<p><b>OLMAYAN “KAMU YARARI”!</b></p>

<p>Kamu yararı olduğu gerekçesiyle yapılmasına aslında Anayasa’ya aykırı olarak çıkarılmış olan kanun ve yönetmelikler aracılığıyla imara açılıyor. Şu ana kadar 700 bin hektara yakın orman alanı bu şekilde 'kamu yararı' gerekçe gösterilerek hukuken olmasa da fiilen orman niteliğini kaybettirilmiş durumda. Bu miktar her yıl ortalama olarak yanan 8 bin hektar orman alanının yaklaşık 4 katı fazla miktarda.</p>

<p>Orman Genel Müdürlüğü Ormancılık İstatistikleri’ne göre 2012-2019 yılları arasında 293 bin 824 hektar orman alanının, "kamu yararı" denilerek orman vasfı dışına çıkarıldı. Bu izinlerin yüzde 32'sini enerji, yüzde 26'sını madencilik, yüzde 42'sini ise savunma, haberleşme, ulaşım, eğitim ve sağlık tesisi gibi izinler oluşturuyor.</p>

<p><b>KAMU YARARI YERİNE “ŞİRKETLERİN YARARI” ÖNE ÇIKTI</b></p>

<p>Son 20 yılda değiştirilen mevzuatın ormanların ekonomik amaçlı kullanımına yönelik bir ağırlık kazandığı, ormanların maden, turizm vb.. ormancılık amacı dışı kullanımlara verilmelerinin oldukça kolaylaştırıldığı görülüyor. Turizm ve maden tahsislerini "kolaylaştırmak" için yapılan düzenlemelerin, ormanlar ve korunan alanlarda nitelik bozulmasına yol açtığını ifade eden Ormancılık Politikası Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Atmış, bu alanların statülerinin izin vermediği bazı yerlerde ise alan statüsü değiştirilerek, hedeflenen uygulamaların hayata geçirildiğini dile getirdi.</p>

<p>24 Ocak 1980’deki Ekonomi Kararları’ndan sonra ormanların sanayi ve ticaretin birer metası haline dönüştüğünü söyleyen Prof. Dr. Erdoğan Atmış, 1982’teki Turizm Teşvik Kanunu’nu ve 2004 yılında Maden Kanunu’nda yapılan değişikliği buna örnek gösterdi. Kanunda yapılan değişikliklerden sonra 2003-2006 yılları arasındaki 4 yıllık sürede orman alanlarında verilen maden işletme izin sayısından örnek veren Prof. Dr. Erdoğan Atmış, bu sayının <i>yılda ortalama bin 218’den 2 bin 89’a, maden izni sayısının da 576’dan 2 bin 211’e yükseldiğini</i> söyledi.</p>

<p><b>ORMANLARIN NİTELİĞİ DEĞİŞTİRİLİYOR</b></p>

<p>Kamu yararı olduğu gerekçesiyle yapılmasına aslında Anayasa’ya aykırı olarak çıkarılmış olan kanun ve yönetmelikler aracılığıyla imara açılıyor. Son 10 yılda 700 bin hektara yakın orman alanı bu şekilde 'kamu yararı' gerekçe gösterilerek hukuken olmasa da fiilen orman niteliğini kaybettirilmiş durumda. Her yıl ortalama 30 bin hektara yakın orman alanı bu şekilde yok ediliyor. Her yıl ortalama olarak bir yıl içerisinde yanan orman alanın 4 katı kadar orman alanı verilen maden ve enerji izinleri nedeniyle yok ediliyor.</p>

<p>Türkiye Ormancılar Derneği İstanbul Şube Başkanı Sezai Kaya, “‘kamu yararı’ denilerek orman vasfının değiştirilmesi ile ilgili olarak, “Orman kanunlarının en çok değişen kanunlardan birisi. Orman Kanunu’nda, 1956’dan-2003 yılına kadar 15 kez, 2003’ten 2021’e kadar 29 kez değişikliğe gidildi. Kendilerine uygun yeri yapılaşmaya açmak için yasaya takılmamak için sürekli üzerinde yeni düzenlemeler yapılıyor. Yapılan tüm HES’ler, Santraller, RES’ler bu düzenlemelerin içinde tamamen izinler alınarak yapılıyor. Her ne kadar izinler alınarak yapılsa doğa tahrip ediliyor. Bunlara özellikle 6831 sayılı yasanın 16. 17. ve 18. maddeleri kapsamında izin veriliyor. Bu yasalarda verilen izinler yönetmeliklerle daha da genişletiliyor. İlgili yasada “Bu tür izinler kamu yararı varsa verilebilir” denilmesine karşın hiçbir kamu yararı olmayan alanlarda da ormanlara zarar veriliyor.” açıklamasında bulundu.</p>

<p><b>ORMANSIZLAŞTIRMA İZİNLERİ</b></p>

<p>2012-2018 yılları arasında, madencilik izni istenen orman alanlarında artış yaşanırken Savunma, Ulaşım, Su, atık su, haberleşme, mezarlık, sağlık, eğitim tesisi, bakımevi vb. altyapı tesisleri ile kültür ve turizm tesislerine tahsis edilen orman alanlarında da hızlı artışın yaşandığı görülüyor.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 7" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-7.png" style="width: 100%" / width="796" height="575"></p>

<p>Sadece 2012 ile 2018 yılları arasında 236.980 bin hektar orman alanı ormansızlaştırıldı. Bu rakam yaklaşık 330 bin futbol sahası alanına denk gelmektedir.</p>

<p>Orman Kanunu’nun 16, 17 ve 18. maddeleriyle “kamu yararı” var denilerek OGM verilerine göre; 2005, 2007, 2014, 2015 ve 2017 yıllarında ağaçlandırmayla ormanlaştırılan alanlardan daha fazla orman alanı başka kullanımlar için tahsis edildi. 2013 yılı ve sonrasında ormanlardan verilen izinlerde 2018 yılına kadar sürekli artış olduğu görülmekte. Verilen izinlerin başında madencilik ve enerji yatırımları geliyor. Ayrıca yol, otel, üniversite kampüsü, hayvan barınağı, hatta çöplük gibi çok sayıda tesis için de ormanlar alanları tahsis ediliyor. Hatta 2017 yılında ise ormansızlaştırma için izin verilen orman alanı ağaçlandırılan orman alanını geçmiş durumda.</p>

<p>2014 yılında 6 bin 117, 2015’te 4 bin 433, 2016’da 3 bin 891, 2017’de 6 bin 110, 2018’de 3 bin 473 ve 2019’da 6 bin 662 adet taşınmaz satışı yapıldı. Aynı yıllarda Hazine’ye ait 73 milyon 179 bin metrekare büyüklüğünde 30 bin 686 adet arazi yine elden çıkartıldı.</p>

<p>Satış verilerine göre 2012 yılından itibaren 2 milyar 166 milyon 113 bin metrekare alana 559 bin 298 adet 2/B arazisi satıldı.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 8" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-8.png" style="width: 100%" / width="598" height="400"><br />
<img alt="ramazan edes orman 9" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-9.png" style="width: 100%" / width="796" height="575"></p>

<p>Hidroelektrik Santrali için tahsis edilen orman alanlarında çok büyük bir artışın olduğu gözlemlenirken yine sağlık, eğitim, spor ve turistik tesisler içinde ormansızlaştırma izinleri verildiği ortaya çıkmakta. Bu tesislerin yapımı için herhangi bir orman vasfının kaybedilmesi durumu ortada yokken bu tesislerin yapımı yüzlerce hektar ormanın yok edildiği görülmekte. Her ne kadar bu alanların kıyımı medyada yansımazken, bu alanların korunması içinde herhangi bir yasal düzenleme yok. Yasalar sağlıklı ormanların dahi çeşitli kurumlara ormansızlaştırma için tahsis edilmesi için sürekli olarak değiştirilmeye devam ediyor. 2012 ile 2017 yılları arasında sadece turistik alan tahsisi için 31 ayrı ormansızlaştırma izni verildi. Yine aynı dönemler arasında Üniversiteler için 761 ayrı izin verildi. Sağlık tesisleri için 430, eğitim tesisleri için 1297, spor tesisleri için 344, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na 1108 adet ayrı izin verildi. Hidroelektrik Santralleri için ise toplamda 8810 adet ayrı ormansızlaştırma izni verildi.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 10" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-10.png" style="width: 100%" / width="748" height="467"></p>

<p style="text-align: right;"><em>Mesa Bodrum /Muğla</em></p>

<p>Bodrum Gölköy Mahallesi’nde yer alan Demirbükü’nde zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı olan ormanda Mesa Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Mert Boysanoğlu’nun sahibi olduğu ve 280 bin metrekarelik alan üzerine 2018 ocak ayında yapımına başlanan MESA Bodrum’da 48 villa, 196 rezidans, bir butik ve bir otelin yapımı nedeniyle 200 bin metrekarelik orman arazisi tahrip edildi. Mert Boysanoğlu’nun özel yazılım geliştirerek arazi üzerindeki zeytin ve çam ağaçlarını koruyacaklarını belirten açıklamalarının aksine projede binlerce ağaç kesildi. MESA’nın ‘doğa dostu’ olarak lanse ettiği projede imar planlarına da uymadığı da görülmekte.</p>

<p>Resimde çember içine alınan alanların herhangi bir imar planı ve tapusu olmadığı halde binaların olduğu görülüyor.&nbsp;Mesa Şirketler Grubu daha önce yaptığı bir açıklama da “Arazide bulunan 2350 adet zeytin ağacı inşaat sonunda arazi içinde yeniden konumlandırılmak üzere farklı bir alana taşındı. İddia edildiği gibi proje alanındaki ağaçlar kesilmemiş, tamamen koruma amacıyla başka bir alana transfer edilmiştir. Proje <i>200.697 m2’lik bir arazide 50.000 m2 emsal alan kullanılarak tasarlandı. Projede yeşile ayrılan alan ise 140.000 m2</i> büyüklüğündedir.” ifadelerini kullandı. Yine yapılan bir başka açıklamada tüm dairelerin deniz manzarasına sahip olduğu proje, <i>200.00 m2’lik bir arazide 67.000 m2 satılabilir alan kullanılarak tasarlandı. Projede yeşile ayrılan alan ise 130.000 m2 </i>büyüklüğünde” ifadelerine yer verildi. Her iki açıklamanın birbirinden farklı olması gözlerden kaçmadı.</p>

<p>Mesa Şirketler Grubu’nun yine aynı yerde herhangi bir izin almadan iskele inşaatına başlamış, iskelenin inşaatının bitmesinin ardından izin almadan yapıldığı için mühürlendi ve yıkıldı.</p>

<p><img alt="ramazan edes resim 11" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-resim-11.jpg" style="width: 100%" / width="700" height="363"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 12" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-12.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 13" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-13.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><b>SİX SENSES KAPLANKAYA </b></p>

<p>Eski CHP’li siyasetçi Onur Öymen’in oğlu Burak Öymen, 2001 yılında Erkan Erkek ve Kazak ortağı Serzhan Zhumashov’la birlikte kurduğu Capital Partners’in Kaplankaya projesinin işletmesini üstlenen ABD’li fon şirketine ait sağlıklı yaşam oteli Canyon Ranch ile anlaşamadıktan sonra anlayıp yollarını ayırıp, yine Amerikalı fona ait; Yunanistan, İsrail, Hindistan, Vietnam, Maldivler, Portekiz, Tayland, Singapur gibi farklı ülkelerde tesisleri olan Six Senses grubuyla işbirliğine gitmişti.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 14" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-14.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p>Milas Bozbük’te yaklaşık 5000 dönüm arazi üstüne kurulan, kendine ait 7 koyu bulunan dünyadaki en büyük 20 projeden biri olan Six Senses Kaplankaya, 66 yamaç odası, 6 adet süiti de içeren 141 odadan oluşuyor. Tesiste SPA, Sağlık ve Spor bölümlerinin kapladığı alan 10 bin metrekare. Tesisin 3 plajı, 2 yarımadası da var. 6 kilometre sahil bandına sahip tesisin toplam alanı 400 dönümü buluyor.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 15" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-15.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><b>The Bodrum by Paramount Hotels &amp; Resorts </b></p>

<p>Son zamanların tartışmalı yerlerinden birisi olan Paramount Otel’in yapımındaki önceki ormanlık alanın durumu ve sonraki durumu.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 16" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-16.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 17" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-17.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><b>The Spa at Mandarin Oriental Bodrum</b></p>

<p>Tamamı özel mülk olan alan Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan otel için ilgili tüm izinler yapılarak yapılmış. 3. derece arkeolojik SİT statüsünde olan 600 dönümlük arazide 10 bin zeytin ağacı bulunuyor. Zeytinlerin büyük kısmı otel yapımı için söküldü. Arazinin Cennet Koyu'na bakan tarafı 2. derece doğal SİT alanı. 600 dönümlük arazide 3. derece arkeolojik SİT alanı da bulunuyor. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müdürlüğü'nün verdiği bilgilere göre, 3. derece SİT alanı olan alanda Roma dönemine ait kaya mezarları da yer alıyor. Bu alanlarda yapılaşma ancak koruma kurullarının izniyle oluyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı projeyi onayladı ve yapımı bitti.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 18" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-18.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p>Daha önce Mavi Yol Girişimi'nden Filiz Dizdar verdiği bir demeçte: “Turizm kılıfı adı altında lüks konutlar yapılıp satılıyor. Amaç turizm ise turizm yapsınlar. Konut değil. Planlarında bir usulsüzlük yok. Tüm kurumların izni var. Bu izinler nasıl ve neye göre verilmiş? Yazık değil mi Cennet Koyu'na?”</p>

<p>Göltürkbükü Çevre ve Koruma Derneği'nden Süleyman Tokat ise daha önce verdiği bir demeçte, Cennet Koyu'ndaki ormanın 1987'de yandığını belirterek şunları söylüyor: “Daha sonra o araziyi turizme açtılar. Biz evlerimize tadilat bile yapamıyoruz. Koruma statüsünden dolayı. Ancak onlar yapıyor. Biz çivi çakamıyoruz, imar yok, izin yok...”</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 19" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-19.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>Lujo Hotel Bodrum À La Carte All Inclusive</b></p>

<p>15 Temmuz 2007’de Güvercinlik mahallesinde 100 hektarlık Kızılçam ağaçlarının bulunduğu ormanlık alanda meydana gelen orman yangını sonucunda 250 hektar orman alanı ile 30 hektara yakın tarım arazisi ve zeytinlik yok olmuştu.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 20" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-20.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p>Güvercinlik'teki yanan orman arazisi için 1987 yılında Bakanlar Kurulu tarafından 'Turizm Tesis Alanı' olarak ilan edilmiş ve 1991 yılından itibaren de Kültür ve Turizm Bakanlığı'na verilen ihaleyle ruhsatlandırılmış alan ile ilgili dönemin Muğla Orman Bölge Müdürü ve eski AKP Antalya Milletvekili İbrahim Aydın, “Ormanlık alanlar ve imar yerleri belli. Kesinlikle iddia ediyorum ki yanan yerler ne 2B kapsamında olacak ne de imara açılacak. Dışarıda söylenenlere itibar edilmesin. Yakın zamanda yanan yerleri temizleyeceğiz. Ekim ayında ilk yağmurlarla birlikte tohumlama ve fidan dikimi yaparak yeşillendireceğiz” ifadelerini kullanmıştı.</p>

<p><img alt="ramazan edes orman 21" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-21.jpg" style="width: 100%" / width="1210" height="659"></p>

<p><b>Diğer ormansızlaştırılan alanlardan bazıları</b></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 22" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-22.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 23" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-23.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><b>Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. Kemerköy Termik Santrali</b></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 24" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-24.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 25" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-25.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><b>Kempinski Hotel Barbaros Bay Bodrum</b></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 26" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-26.jpg" style="width: 100%" / width="1134" height="618"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 27" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-27.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><b>Yalıkavak </b></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 28" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-28.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 29" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-29.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><b>Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. Yeniköy Termik Santrali</b></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 30" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-30.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p><img alt="ramazan edes orman 31" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-31.jpg" style="width: 100%" / width="1158" height="631"></p>

<p align="left">*<strong>&nbsp;Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKOLOJİ-ÇEVRE, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-turkiye-bile-isteye-ormansizlastiriliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Mar 2022 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/ramazan-edes-orman-4.jpg" type="image/jpeg" length="48785"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Her 7 kişiden birinin ölüm, milyonlarca insanın hastalık sebebi aynı: SİGARA]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-her-7-kisiden-birinin-olum-milyonlarca-insanin-hastalik-sebebi-ayni-sigara</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-her-7-kisiden-birinin-olum-milyonlarca-insanin-hastalik-sebebi-ayni-sigara" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada her yıl sigara nedeniyle erken ölen insan sayısı 8 milyonun üzerinde. Dünyada yüz milyonlarca insan ise sigara nedeniyle oldukça sağlıksız olarak yaşıyor. Devletler ekonomik yollarla bu alışkanlıklardan uzaklaştırmak istese de, Türkiye’de tüketilen sigara sayısı artıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5 align="left">Hazırlayan: ONUR METİN</h5>

<p align="left">Dünyada her yıl sigara nedeniyle erken ölen insan sayısı 8 milyonun üzerinde. Başka bir deyişle, dünya genelinde her 7 ölümden 1’inin nedeni sigara. Bazı ülkelerde bu sayı her 5 ölümden birine yükselmiş durumda (Çin, Danimarka, Hollanda, Yunanistan, Bosna Hersek ve Grönland). Daha kötüsü ise ölmeyip sigara içmeye devam edenler: Dünyada yüz milyonlarca insan sigara nedeniyle oldukça sağlıksız olarak yaşıyor. Devletler ekonomik yollarla bu alışkanlıklardan uzaklaştırmak istese de, Türkiye’de tüketilen sigara sayısı artıyor.</p>

<p align="left">Sigara içmek, hem içenler için hem de içmeyen ve sigara karşıtı olan birçok insan için oldukça tanıdık bir alışkanlık. Bu haber, sigara içmenin etkisinin ne kadar fazla ve bu alışkanlığın ne kadar öldürücü olduğunu verilerle göstermeyi amaçlıyor.</p>

<h3 align="left">ERKEKLERİN SİGARA KULLANMA ORANI KADINLARIN 5 KATI</h3>

<p align="left">DSÖ’nün raporuna göre, dünyadaki insanların %19.9’u sigara içiyor. Erkeklerde bu oran %33,7 iken, kadınlarda sigara içme oranı %6,2. Erkeklerin sigara içme oranı kadınların sigara içme oranının 5 katından daha fazla.</p>

<h3 align="left">TÜRKİYE’DE YILDA SİGARANIN 49 BİN TONU ÇÖPE ATILIYOR</h3>

<p align="left">Başka kurumların hazırladığı raporlarda iki cinsiyet için de sigara içme oranları biraz daha yüksek. (Tobacco Atlas 2016<sup><a href="#sdfootnote1sym" name="sdfootnote1anc"><sup>1</sup></a></sup>’ya göre Erkeklerde %41.4, Kadınlarda %16, Çocuklarda *10-14 yaş* %3.7). Tobacco Atlas raporuna göre, 2016’da Türkiye’de ölen erkeklerin yüzde 26.06’sı, kadınların yüzde 7.58’i sigaradan kaynaklı öldü. Bu oran, sadece Türkiye’de haftada ortalama 1016 erkek ve 237 kadının -her hafta toplam 1253 kişinin- sadece sigara nedeniyle ölmesi demek. Bu da yılda yaklaşık 65.000 kişinin ölmesi anlamına geliyor. Bir karşılaştırma yapmak için; koronavirüsten dolayı ölen sayısı ise salgının devam ettiği son 1.5 yılda, şu an ölüm sayısı 52 bin seviyesine gelmiş durumda. Yani sigara, koronavirüsten daha öldürücü ancak sigaranın etkilerinden de kendisinden de uzaklaşmak mümkün.</p>

<p align="left"></p>

<div class="flourish-embed flourish-chart" data-src="visualisation/6946241"><script src="a href="https://public.flourish.studio/resources/embed.js"https://public.flourish.studio/resources/embed.js/a"></script></div>

<p></p>

<p align="left">Dünya çapında çok yaygın bir atık olan sigara izmaritleri, her yerde büyük bir çöp yığını anlamına geliyor. Türkiye’de her yıl 49.708 ton izmarit ve paketin zehirli bir çöp yığını olarak dolaştığı tahmin ediliyor. (Tobacco Atlas)</p>

<h3 align="left">HER YIL 8.2 MİLYON KİŞİ ÖLÜYOR</h3>

<p align="left">Dünyada her yıl sigara kullanımı nedeniyle hayatını kaybeden insan sayısı 8.2 milyon. Doğrudan sigara kullanımı nedeniyle her yıl yaklaşık 7 milyon ölüm yaşanırken, 1,2 milyon kişi ise sigara kullanmayan ancak pasif içicilikle sigaraya maruz kalan yetişkin insanlar ve çocuklar. Her yıl pasif olarak sigaranın dumanına maruz kalan çocukların yaklaşık 65 bininin solunum yollarında meydana gelen rahatsızlıklara dayanamayarak öldüğü biliniyor. Dünyada 30 yaş ve üstü ölümlerin yüzde 12’si sigaradan kaynaklı.</p>

<h3 align="left">TÜRKİYE SİGARA İÇME ORANINDA BİRÇOK ÜLKEYİ GERİDE BIRAKIYOR</h3>

<p align="left">Tütün ürünleri ve sigara, Türkiye’nin sağlığına ve milli servetine zarar veriyor. Tütün kullanımı karşısında duyulan rehavet, Türkiye'deki tütün endüstrisini büyütürken, tütün ölümlerinin her yıl artmasına neden oluyor. Türkiye’de her yıl on binlerce kişi, tütün ürünlerinin neden olduğu hastalıklardan dolayı <a href="https://www.tobaccofreekids.org/problem/toll-global/asia/turkey" rel="nofollow"><u>ölüyor</u></a>. Buna rağmen, 185.000+ çocuk (10-14 yaş arası) ve 1.700.000 yetişkin (15+ yaş) her gün tütün kullanmaya devam ediyor (Tobacco Atlas Türkiye).</p>

<p align="left">Sigaranın Türkiye için ekonomik anlamı, tam 41.494 milyon lira. Bu sağlık giderlerini ve erken ölüm, hastalık, sakatlık nedeniyle üretimin düşmesini de kapsıyor (Tobacco Atlas). Dünyadaki 1.3 milyar tütün/sigara kullanıcısının yüzde 80’inden fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyorlar<sup><a href="#sdfootnote2sym" name="sdfootnote2anc"><sup>2</sup></a></sup>. Öte yandan, tütün kullanımı, hane halkı harcamalarını beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlardan tütüne yönlendirerek yoksulluğa da katkıda bulunan bir pozisyonda. Türkiye’de ortalama bir maaşın %11’i, popüler sigara markalarından birinden her gün 1 paket içen birinin sigara masrafına gidiyor.</p>

<p align="left">Sadece 2016 yılında, dünyanın en büyük 6 tütün şirketinin geliri, 346 milyar ABD dolarının üzerinde. Başka bir deyişle, Türkiye Gayri Safi Milli Gelirinin, %40’ına eşit.</p>

<p align="left">2014 yılında Türkiye'de 74.696 ton tütün üretildi ve tarım arazilerinin %0,26'sı tütün ekimine ayrılmış durumda. 2016’da Türkiye’de üretilen sigara sayısı ise 159,91 milyar adet.</p>

<p align="left">Türkiye’de sigara kullanımı halka açık birçok yerde yasak olmasına rağmen, bu yasak farklı durumlarda delinebilir durumda. Sağlık kurumları, eğitim kurumları, üniversiteler, kamu binaları, kapalı ofisler, restoranlar, publar ve barlar, toplu taşıma araçları yasak kapsamında. Ancak özellikle halkın kullanmadığı kurumlarda ya da alanlarda sık sık bu yasaklar deliniyor.</p>

<h3 align="left">TÜTÜNE MARUZ KALMANIN GÜVENLİ DÜZEYİ YOK</h3>

<p align="left">Dünya Sağlık Örgütü, tütüne maruz kalmanın her türünün sağlığa kalıcı olarak zarar verdiğini kabul etmiş durumda. Sigara en yaygın biçimi olsa da, tütün ürünleri karşımıza nargile tütünü, çeşitli dumansız tütün ürünleri, purolar, sigarillolar, sarma tütünler, pipo tütünleri olarak da çıkabiliyor. Dumansız tütünler, kullanımının bağımlılık yapması dışında, etkileri ile oldukça zararlı. DSÖ’ye göre, bu tütünler baş, boyun, boğaz, yemek borusu ve ağız boşluğu (ağız, dil, dudak ve diş eti kanseri dahil) kanserlerinin yanı sıra çeşitli diş hastalıkları riskini artırıyor.</p>

<h3 align="left">DÜNYADA DURUM NE?</h3>

<p align="left">Dünyada en yoğun sigara içilen bölgenin Avrupa olduğu görülüyor (DSÖ-2018 raporuna göre yüzde 29,4). Bu bölgede erkeklerde sigara içme oranı yüzde 38,4; kadınlarda ise bu oran 20.7. Türkiye’de ise genel sigara içme oranı yüzde 27,6. Türkiye’de erkeklerde bu oran yüzde 41,1 ve kadınlarda yüzde 14,1 olarak görülüyor. Batı Pasifik, Doğu Akdeniz, Güneydoğu Asya, Amerika ve Afrika ise Avrupa’yı izliyor.</p>

<p align="left"></p>

<div class="flourish-embed flourish-chart" data-src="visualisation/6925557"><script src="https://public.flourish.studio/resources/embed.js"></script></div>

<p></p>

<p align="left">Dünya Sağlık Örgütü, sigarayı bıraktıktan sonra 10 yıl sonra akciğer kanserine yakalanma olasılığının, sigara içenlere oranla yarıya düştüğüne dikkat çekiyor.</p>

<h3 align="left">TERÖRİZMDEN DAHA ÇOK ÖLÜM</h3>

<p align="left">Sigara öncelikle, kalp hastalıkları ve kanserler yoluyla erken ölümlere katkıda bulunuyor. Dünya çapında, kanserden kaynaklı her beş ölümün birinden fazlası sigara yüzünden. Tütün nedeniyle gerçekleşen ölümlerin sayıları, terörizm nedeniyle her yıl ölen insandan daha fazla<sup><a href="#sdfootnote3sym" name="sdfootnote3anc"><sup>3</sup></a></sup>.</p>

<p align="left">Özellikle, yüksek gelirli ülkelerde sigara içmek, önlenebilir hastalıkların ve ölümlerin en önemli nedeni olarak görülebilir. Erkeklerin kadınlara göre daha fazla sigara bağımlısı olduğu görülüyor. Dünya genelinde sigara bağımlılarının 4’te 3’ü erkekken, 4’te 1’i ise kadın.</p>

<p align="left"></p>

<div class="flourish-embed flourish-chart" data-src="visualisation/6925874"><script src="a href="https://public.flourish.studio/resources/embed.js"https://public.flourish.studio/resources/embed.js/a"></script></div>

<p></p>

<p align="left">Sigaranın etkisi ise her şeyden önce bireysel olarak da yıkıcı olması. Bırakmak için ilk yapmak gereken şey ise kendinizi ikna etmek. Sigarayı bırakmak için biraz motivasyona ihtiyacınız varsa, düzenli sigara içenlerin yaşam beklentisinin, içmeyenlere göre yaklaşık 10 yıl daha düşük olduğunu düşünerek başlayabilirsiniz<sup><a href="#sdfootnote4sym" name="sdfootnote4anc"><sup>4</sup></a></sup>.</p>

<p align="left">Sigara kullanımı, bireysel yıkıcılığına ek olarak, toplu olarak da yıkıcı bir faaliyet. Son 30 yılda 200 milyondan fazla kişinin ölüm sebebi sigara oldu<sup><a href="#sdfootnote5sym" name="sdfootnote5anc"><sup>5</sup></a></sup>.</p>

<p align="left">Epidemiyologlar Prabhat Jha ve Richard Peto, “Mevcut sigara içme alışkanlıkları devam ederse, tütün bu yüzyılda yaklaşık 1 milyar insanı öldürecek”<sup><a href="#sdfootnote6sym" name="sdfootnote6anc"><sup>6</sup></a></sup> diye tahmin ediyor. Bunu engellemek ise insanların elinde.</p>

<h3 align="left">HER ÖLEN 1 KİŞİ YANINDA 30 KİŞİ DE CİDDİ HASTALIKLARLA BOĞUŞUYOR</h3>

<p align="left">Sigara nedeniyle ölen her kişi için en az 30 kişi sigaraya bağlı ciddi bir hastalıkla yaşıyor. Sigara içmek kansere, kalp hastalığına, felce, akciğer hastalıklarına, diyabete ve amfizem ve kronik bronşit içeren kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) neden oluyor.</p>

<p align="left">Sigara içmek ayrıca tüberküloz, bazı göz hastalıkları ve romatoid artrit dahil olmak üzere bağışıklık sistemi sorunları riskini artırıyor. Erkeklerde iktidarsızlık olarak da bilinen erektil disfonksiyonun bilinen bir nedeni de sigara kullanımı. En önemli etkisi ise, önlenebilir ölümlerin önde gelen nedeni olması.</p>

<p align="left">Tüm dünyada sigara içme düzeni değişmezse, 2030 yılına kadar her yıl ortalama 8 milyondan fazla insan tütün kullanımına bağlı hastalıklardan ölmeye devam edecek.</p>

<h3 align="left">SİGARANIN ZARARLI OLDUĞU NASIL ANLAŞILDI?</h3>

<p align="left">Milyonlarca ölümü önlemek için en temel çalışma çoktan yapıldı. “İstatistikçilerin çalışmaları sayesinde” sigaranın bugün öldürdüğünü biliyoruz.</p>

<p align="left">Bugün sigaranın insanları öldürdüğünü veya içenlerin ömrünü kısalttığını hepimiz biliyoruz. Bu gerçek bugün o kadar yaygın olarak biliniyor ki, geçen yüzyılın ortalarına kadar kimsenin bundan haberdar olmadığını hayal etmek bile zor.</p>

<p align="left">İngiliz epidemiyologlar Richard Doll ve Austin Bradford Hill, 1940'ların sonlarında sigara ve ölüm arasında bir bağlantıdan şüphelenmeye başladılar, ancak önce kendilerini, sonra diğer sağlık profesyonellerini ve son olarak da halkı ikna etmeleri çok uzun zaman aldı. ABD Askeri Sağlık Dairesi Başkanlığı’nın 1964'teki ilk “Sigara ve Sağlık” raporu, sigara içmenin akciğer kanseri ve kalp hastalığı dahil olmak üzere sağlığa zararlı etkilerinin birçok insan tarafından bilinmesini sağlayan dönüm noktası olarak görülüyor. Diğer bazı öncüler kanıtlarını 1930'ların sonlarında sunmuşlardı, ancak bir fikir birliği ancak çok sonra kurulabildi.</p>

<h3 align="left">İSTATİSTİKLER YALAN MI SÖYLÜYOR?</h3>

<p align="left">En önemli gerçeklerin çoğu, bu gerçeklerden etkilenenler tarafından bile görülemez. Çoğu zaman dünyanızın gerçekte nasıl göründüğünü görmek için istatistiklere ihtiyaç duyarsınız.</p>

<p align="left">İstatistikçilerin çalışmaları hakkında iyi düşünmeyen insanlar, bazen istatistiklerin gözümüzün önündeki gerçeği görme ve anlama konusunda yetersiz olduğu fikrine kapılırlar. Sigara içmenin etkisi, bunun tam tersinin doğru olduğu açık bir örnektir: onlarca yıldır sigara içenler, alışkanlıklarının onları zehirlemek ve sonunda onları öldürmek olduğu gerçeğine tamamen kapalıdır. Sigara içmenin kansere ve kalp hastalığına neden olduğu gerçeği ancak dikkatli istatistiksel analizlerle görülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p align="left">Sigara içmek 20. yüzyılın büyük bir sorunuydu. Yüzyılın başında kullanımı çok daha nadirdi, ancak birkaç on yıl sonra giderek daha yaygın hale geldi. 1960'lara gelindiğinde son derece yaygındı: Ortalama olarak, bir Amerikalı yetişkin her gün 10'dan fazla sigara tüketiyordu.</p>

<p align="left">Sigara içmeyi akciğer kanseri ölümlerindeki artışın başlıca nedeni olarak tanımlayan istatistiksel çalışma, savaş sonrası dönemlerde başladı ve ABD Askeri Sağlık Dairesi Başkanlığı <a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK179276/" rel="nofollow"><u>1964 raporu</u></a>nda doruğa ulaştı. Bu rapor, sigaranın ne kadar ölümcül olduğunu kamuoyuna açıkladığı için sigaranın tarihinde bir dönüm noktası olarak görülmektedir. İnsanlar sigaranın öldürdüğünü öğrendiklerinde, harekete geçmeye ve sigarayı bırakmaya başladılar. ABD’de bu tarihten itibaren sigara satışları 3’te 1’ine düştü, ancak yoksul ülkelerde durum daha farklı.</p>

<p align="left">Bugün, hiçbir genç şehiriçi ve şehirler arası otobüslerde sigara içilebileceğini bile düşünmez, ancak ben çocukluğumun ilk yıllarında Ankara’da şehir içi otobüslerde bile sigara içildiğini hatırlıyorum.</p>

<h3 align="left">KÜRESEL BAKIŞ: SİGARA İÇEN ORANI AZALIYOR</h3>

<p align="left">İlk başlarda daha fakir ülkelerdeki insanlar, daha zengin ülkelerdeki insanların yolunu takip etmiş gibi görünüyordu. Özellikle daha dar gelirli olan insanlar zenginleştikçe daha çok sigara içmeye başladılar.</p>

<p align="left">Ancak son zamanlarda bu durum, çizgi grafiğin gösterdiği gibi değişti: zengin ve fakir ülkelerde sigara içen insanların oranı düşüyor. Dünya Bankası’nın verilerine göre, Orta Doğu’da %18 olan oran artarken, Türkiye’de birçok ülkede olduğu gibi içilen sigara miktarında bir azalma var. Yine de oran, birçok ülkeden daha yüksek.</p>

<p align="left"></p>

<div class="flourish-embed flourish-chart" data-src="visualisation/6926504"><script src="a href="https://public.flourish.studio/resources/embed.js"https://public.flourish.studio/resources/embed.js/a"></script></div>

<p></p>

<p align="left">Türkiye’de 1990’da her 100.000 ölüm içinde 181.7 kişi sigaradan kaynaklı ölürken, 2017’de bu sayı 89,08 ölüme kadar düştü. Gerçekten de birçok ülkede 1990’dan beri sigaradan dolayı ölme oranında düşüş görülüyor. Özbekistan, Azerbaycan, Kuzey Kore, Gürcistan gibi birkaç ülke ise 2017’de ölüm sayısını arttıran sınırlı sayıdaki ülkelerden. Ancak, bir de sigara üreticilerinin son birkaç on yıldır deneyimlerinden, ölü insanlardan para kazanamadıklarını, bu yüzden öldürmeyip içirmeye devam etmeye niyetli olduklarını da söylemek şart.</p>

<h3 align="left">DEVLET NASIL BİR POLİTİKA İZLİYOR?</h3>

<p align="left">Sigara içmenin azalması ise hem küresel hem de ulusal sağlık kampanyaları yapılıyor. Ancak öte yandan, maddi olarak daha az harcamak istemek nedeniyle sigarayı paket olarak satın almak yerine tütün sarıp onu içme alışkanlığı edinen bir kitle de var.</p>

<p align="left">Gelişmekte olan bir ülkede %10’luk bir fiyat artışı, gençlerde %12’lik bir <a href="http://www.ssuk.org.tr/eski_site_verileri/elazig_kongre_sunumlar/meliksah_ertem.pdf" rel="nofollow"><u>azalma </u></a>sağlıyor. Ancak elbetteki bu oranlar ülkenin gelir durumuna göre de değişiyor.</p>

<p align="left">Ayrıca sigara vergilerine bağlı olarak şekillenen sigara fiyatları sigara içme sıklığına etki etmekte. Hükümet sigaraları ağır bir şekilde vergilendirerek sigaraları daha pahalı hale getirdi. Fiyatı artırmak, sigaranın satın alınabilirliğini azaltmak, sigarayı azaltmanın ve halk sağlığını artırmanın en önemli ve uygun maliyetli yollarından biri olarak görülse de, alternatif yolların açık olması nedeniyle tam başarıya ulaşamadı.</p>

<h3 align="left">TÜRKİYE’DE VERGİ YÜZDE 82-89 ARASI</h3>

<p align="left">Türkiye, devlet olarak, sigara yasağı konusunda Dünya Sağlık Örgütü'nün ekonomik önerilerinin büyük kısmını yerine getiriyor.</p>

<p align="left">Dünya Sağlık Örgütü sigara fiyatlarının yüzde 75'inin nispi vergiden oluşmasını tavsiye ediyor. Türkiye'de nispi vergi oranı yüzde 65. Ancak Türkiye'de sigaranın üzerine eklenen KDV gibi vergiler sonucunda satış fiyatlarının yüzde 82 ile 89 arasındaki miktarı vergiyi oluşturuyor.</p>

<p align="left"></p>

<div class="flourish-embed flourish-map" data-src="visualisation/6950813"><script src="a href="https://public.flourish.studio/resources/embed.js"https://public.flourish.studio/resources/embed.js/a"></script></div>

<p></p>

<p align="left">Türkiye, sigaraya karşı en başarılı uyarı yöntemlerinden biri olarak bilinen, “pakette fotoğraflı uyarı”yı kullanan ülkeler arasında. Tayland’da sigaraya karşı aynı yöntem kullanılıyor, ancak uyarının paketteki oranı yüzde 85.</p>

<h3 align="left">SİGARA PAKETLERİNDEKİ UYARI MESAJLARI</h3>

<p align="left">Türkiye’de Tütün Mamulleri ve Alkol Dairesince tütün mamulleri paketlerinde uygulanacak resimli sağlık uyarıları, genel uyarılar ve bilgi mesajları belirleniyor.</p>

<p align="left">Sigara paketleri üzerinde, "Sigara içmek öldürür-hemen bırakın", sigara dışındaki içimlik tütün mamullerinde ise "Tütün içmek öldürür-hemen bırakın" genel uyarıları yer alıyor.</p>

<p align="left">Paketlerde, bilgi mesajı olarak "Tütün dumanı, kansere yol açtığı bilinen 70'ten fazla madde içerir" bilgi mesajı da bulunuyor. Paketler için belirlenen 14 ayrı resimli sağlık uyarısındaki ifadelerden bazıları şöyle:</p>

<p align="left">"Sigara içiyorsanız çocuğunuzun da sigara içme ihtimali iki kat fazladır. Yaşam boyu sigara içenlerde erken ölümlerin yarısı sigara içmekten kaynaklanmaktadır."</p>

<p align="left">"Sigara içmek kan akışını yavaşlatır ve cinsel iktidarsızlığa neden olur."</p>

<p align="left">"Sigara kullanımı gebelikte erken doğuma yol açarak bu bebeklerdeki ölüm, hastalık ve engellilik riskini artırır."</p>

<p align="left">"Sigara kullanımı her aldığınız nefesi zorlaştıran kronik bronşite neden olmaktadır."</p>

<p align="left">"Sigara en büyük inme nedenidir."</p>

<p align="left">"Sigara dumanında benzen, nitrozamin, formaldehit ve hidrojensiyanit gibi kanser yapıcı maddeler bulunur."</p>

<p align="left">"Sigara içmek ayakta kangrene neden olur."</p>

<p align="left">"Sigara içenler genç yaşta ölür."</p>

<h3 align="left">TÜTÜN REKLAMLARI YERLİ MEDYADA YASAKLI</h3>

<p align="left">Tütün ürünleri reklamları, dünyada medyada çeşitli oranlarda yasaklı olsa da, hala serbest olan ülkeler de var. ABD, Meksika, Venezuela, Peru, Paraguay, Suudi Arabistan, Nijerya, Angola, Zimbabwe, Zambiya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Endonezya ve Japonya’da 2014 yılı itibariyle reklamlara bir engel yok.</p>

<p align="left">Türkiye, Rusya, İspanya, İran, Libya, Çad, Kenya, Yemen, Kolombiya, Nepal ve Brezilya’da ise aynı yıl itibariyle bütüncül bir tütün ürünleri reklamları yasağı var.</p>

<p align="left">Birçok ülke ayrıca sigara içenlere sigarayı bırakmalarına yardımcı olmak için halka açık destek teklif etti. 2014’de Kanada, ABD, Meksika, Brezilya, Arjantin, Avustralya, İran; Avrupa’da Birleşik Krallık, İrlanda, Hollanda, Danimarka ve Türkiye’de sigarayı bıraktırmak için tüm maliyetleri karşılanan sigara bıraktırma desteklerinin verildiği ülkeler.</p>

<p align="left"></p>

<div class="flourish-embed flourish-map" data-src="visualisation/7034439"><script src="a href="https://public.flourish.studio/resources/embed.js"https://public.flourish.studio/resources/embed.js/a"></script></div>

<p></p>

<h3 align="left">KAÇAK SİGARAYLA MÜCADELE</h3>

<p align="left">Tüm dünyada ticari kaçakçılık alanında en öne çıkan sektör tütün ürünleri sektörü olarak görülebilir. Bu sektörde kaçak üretimin fazlalığının nedeni, sigaraya uygulanan vergi oranlarının <a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1020989" rel="nofollow"><u>yüksek olması</u></a>, ayrıca tüketiminin çok hızlı olmasıdır.</p>

<p align="left">Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanmış, “yıllara göre sigara yakalamaları” sayıları şöyle:</p>

<p align="left"></p>

<p align="left">Buna göre, Türkiye’de 2019 ve 2020 yıllarında ortalama 250 milyon TL’nin sadece tütün ürünleri kaçakçılığından kaynaklı olarak kaybedildiğinin anlaşıldığı görülebilir.</p>

<div class="flourish-embed" data-src="story/961718"><script src="a href="https://public.flourish.studio/resources/embed.js"https://public.flourish.studio/resources/embed.js/a"></script></div>

<h3 align="left">TÜRKİYE’DE SOMUT DURUM NE?</h3>

<p align="left">Sigara, önümüzdeki yıllarda da dünyanın en büyük sağlık sorunlarından biri olmaya devam edecek. Uzun bir düşüşten sonra bile, dünyadaki yaklaşık beş yetişkinden biri sigara içiyor ve sigara içmeyi azaltmanın ölüm oranında bir azalmaya dönüşmesi onlarca yıl alıyor.</p>

<p align="left">Bir bağımlılığın üstesinden gelmek zor, ancak bunu başarmanın faydaları da oldukça fazla. Araştırmalar, 40 yaşına kadar sigarayı bırakanların yüksek ölüm riskine daha az maruz kaldığını gösteriyor; ancak cebinizdeki paketi ne kadar çabuk atarsanız sizin için o kadar iyi.</p>

<p align="left">Sigara içmenin lehine olan argüman, birçok insanın bundan zevk almasıdır; bu elbette önemli bir argüman. Ama bunu haklı çıkarmak için bundan çok zevk almanız gerektiğini kendinize açıkça belirtmelisiniz. Öte yandan, öldüklerinde hala sigara içenlerin yaklaşık üçte ikisi sigara nedeniyle öldü. Oysaki, sigara bağımlılığının asıl sebebi, vücudunuzun bu maddeyi istemesi, sizin iradeniz değil!</p>

<p align="left"></p>

<p align="left">*<strong>&nbsp;Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</strong></p>

<p><a href="#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym">1</a> <a href="https://tobaccoatlas.org/country/turkey/" rel="nofollow"><u>https://tobaccoatlas.org/country/turkey/</u></a></p>

<p><a href="#sdfootnote2anc" name="sdfootnote2sym">2</a> <a href="https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/tobacco" rel="nofollow"><u>https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/tobacco</u></a></p>

<p><a href="#sdfootnote3anc" name="sdfootnote3sym">3</a>Sigara kaynaklı ölüm sayısı yıllık olarak 8.7 milyon kişi. (Günlük sayı 23.836). Terörden ölüm sayısı ise günlük 21.000 civarı.</p>

<p><a href="#sdfootnote4anc" name="sdfootnote4sym">4</a> Banks et al (2015): “Sigara içenler içmeyenlere göre 10 yıl daha önce ölüyor.”</p>

<p>Banks, E., Joshy, G., Weber, M.F. et al. (2015) – Tobacco smoking and all-cause mortality in a large Australian cohort study: findings from a mature epidemic with current low smoking prevalence. BMC Med 13, 38 (2015).<a href="https://doi.org/10.1186/s12916-015-0281-z" rel="nofollow"> </a><a href="https://doi.org/10.1186/s12916-015-0281-z" rel="nofollow"><u>https://doi.org/10.1186/s12916-015-0281-z</u></a></p>

<p>Pirie et al (2013) yaklaşık 11 yıl hayat kaybından bahsediyor</p>

<p>Pirie K, Peto R, Reeves GK, Green J, Beral V, Million Women Study Collaborators (2013) –<a href="https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(12)61720-6/fulltext" rel="nofollow"> </a><a href="https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(12)61720-6/fulltext" rel="nofollow"><u>The 21st century hazards of smoking and benefits of stopping: a prospective study of one million women in the UK</u></a>. Lancet. 2013;381:133–41.</p>

<p><a href="#sdfootnote5anc" name="sdfootnote5sym">5</a> Reitsma et al. (2021) –<a href="https://doi.org/10.1016/S0140-6736(21)01169-7" rel="nofollow"> </a><a href="https://doi.org/10.1016/S0140-6736(21)01169-7" rel="nofollow"><u>Spatial, temporal, and demographic patterns in prevalence of smoking tobacco use and attributable disease burden in 204 countries and territories, 1990–2019: A systematic analysis from the Global Burden of Disease Study 2019</u></a>. In <i>The Lancet</i>, 397(10292), 2337–2360.</p>

<p><a href="#sdfootnote6anc" name="sdfootnote6sym">6</a> Prabhat Jha and Richard Peto (2014) –<a href="https://www.nejm.org/doi/10.1056/NEJMra1308383" rel="nofollow"> </a><a href="https://www.nejm.org/doi/10.1056/NEJMra1308383" rel="nofollow"><u>Global Effects of Smoking, of Quitting, and of Taxing Tobacco</u></a>. N Engl J Med 2014; 370:60-68 DOI: 10.1056/NEJMra1308383</p>

<p></p>

<p align="left"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-her-7-kisiden-birinin-olum-milyonlarca-insanin-hastalik-sebebi-ayni-sigara</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Mar 2022 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/smoking-g180cf4918-1920.jpg" type="image/jpeg" length="62610"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Tozkoparan'daki milyonluk imar rantının öyküsü]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-tozkoparan-milyonluk-rant</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-tozkoparan-milyonluk-rant" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’un ticaret merkezlerinden biri olan Merter’e beş dakika, ulaşım ağlarına 10 dakika mesafedeki Tozkoparan Mahallesi, uzun süredir kurnazca planlanmış kentsel dönüşüme direniyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5><b>Haber: HAZAR DOST – NAZLICAN ERMİŞ</b></h5>

<p>Güngören Belediyesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından uygulanması planlanan kentsel dönüşüm projesi, 900 hanenin yaşadığı alanı kapsıyor.&nbsp;2006’dan bu yana Tozkoparanlıların ana gündemi olan kentsel dönüşüm projesi aynı zamanda haksızlıklara uğradıkları bir süreç. 2006’da dönemin AKP’li Belediye Başkanı Yahya Baş tarafından onaylanan proje, mahallelinin sözleşmeyi reddetmesi sonrasında, 2010 yılında Danıştay tarafından durduruldu.&nbsp;Fakat 22 Aralık 2020’de Güngören Belediyesi tarafından gönderilen tebligat, evlerin bir ay içerisinde boşaltılması gerektiğini söylüyordu. Gerekçe ise bölgenin riskli alan ilan edilmesiydi.</p>

<p><img alt="Tozkoparan tebligat" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/tozkoparan-tebligat.jpg" style="width: 100%" / width="595" height="899"></p>

<p>Belediyenin yaptığı bu uygulamada, kağıt üzerinde herhangi bir sıkıntı yoktu. Çünkü Resmi Gazetede 21 Nisan 2020’de yayımlanan genelgeye göre mahalle riskli alan ilan edilmişti bile.&nbsp;Güngören Belediyesi, adeta ilanın Resmi Gazete’de yayımlanmasını beklermiş gibi, ilanın yayımlanmasından bir gün sonra, yani 22 Nisan 2020’de Tozkoparan’daki projeyi gerçekleştirmesi planlanan şirketle sözleşme imzaladı.</p>

<p><img alt="Tozkoparan RESMİ GAZETE" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/tozkoparan-resmi-gazete.jpg" style="width: 100%" / width="564" height="400"></p>

<p>Tozkoparanlılar, riskli alan ilanına 2020’nin Haziran ayında Danıştay’a yaptığı itiraz ile karşı çıktı.&nbsp;Fakat 22 Aralık 2020’de binalarına asılan tebligatlarla, sürecin hala devam ettiğini öğrendiler. İki gün içinde, kentsel dönüşüm projesine karşı da İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne de giderek itiraz dilekçesi veren vatandaşlar, yürütmenin durdurulmasını istedi.&nbsp; Tahliyenin durdurulmasını isteyen Tozkoparanlılar, yargı sürecinin devam ettiğini, kentsel dönüşüm projesi için yargılamanın sona ermesinin beklenmesini savunuyordu.</p>

<p>Yargı sürecini özetlemek gerekirse; Binalara tahliye tebligatının asıldığı 22 Aralık’tan iki gün sonra Tozkoparan halkı, kentsel dönüşüm projesinin durdurulması için İstanbul Bölge Mahkemesine; 22 Nisan 2020’de yayımlanan riskli alan ilanının iptali için ise Danıştay’a Haziran 2020’de itirazda bulundu.&nbsp;Danıştay 6'ncı Dairesi'nde görevli savcı, 11 Ocak 2021’de ‘Tozkoparan’ın riskli alan ilan edilmesine karşı yapılan itiraz’ için verdiği görüşte, 14 evde yapılan inceleme sonucunda çıkarılan teknik raporun, mahalledeki toplam 5 bin 560 yapının farklı özelliklerde olması nedeniyle ''kuşatıcı bilimsel'' olmadığı belirtilirken bu raporun kabulüne olanak bulunmadığı söyledi.&nbsp;Ayrıca savcı, bilirkişi raporunun ruhsatlı binalarda yapılmadığını, sadece ‘Can ve mal kaybına neden olur’ denilmesinin kanıtlayıcı bilgi olmadığını belirtti.</p>

<h3><strong>BELEDİYENİN DEPREM İDDİASI VE YETKİLİ KURUM RAPORU UYUŞMUYOR</strong></h3>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kandilli Rasathanesi’yle birlikte hazırladığı “Olası Deprem Kayıp Tahminleri” raporunun Güngören ilçesini anlatan bölümünde, Tozkoparan’da 212 binanın hafif hasar alacağı belirtilmiş. Rapora göre Tozkoparan’da orta ve üstü hasar alacak 213 yapı bulunuyor. İlçedeki mahallelere göre Tozkoparan’daki hasar alacak yapı sayısıyla dördüncü sırada.&nbsp;Ayrıca yine aynı rapora göre Tozkoparan’da hafif hasar alacak yapı sayısı 212. Bu sayı, Güngören ilçesinde dayanıklı bina açısından en fazla sağlam yapının bulunduğu ikinci mahallenin Tozkoparan olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Danıştay savcısının Tozkoparanlılardan yana olan görüşünün ardından mahalle halkı için bir güzel haberde Bölge İdare Mahkemesi’nden geldi. 33 yürütmeyi durdurma talebi 15 Ocak 2021’de mahkeme tarafından kabul edildi. Yani Tozkoparanlılar kendi mülklerinde oturabilecekti.&nbsp;Durum, mahalle halkından yanayken İstanbul Bölge Mahkemesi 10’ncu dairesi, 2021’in Mayıs ayında yürütmeyi durdurma kararı verdiği başvurular hakkında Güngören Belediyesi’nden gelen itirazı kabul etti ve yürütmeyi durdurma kararı verdiği dosyaların 28’ini iptal etti. Geri kalan 5 yürütmeyi durdurma kararı ise bu tarihlerde halihazırda bulunuyordu.&nbsp;Bölge İdare Mahkemesi’nde bulunan 5 yürütmeyi durdurma kararına rağmen Güngören Belediyesi ekipleri, 24 Haziran 2021’de mahalleye gelerek vatandaşları zorla tahliye etmek istedi.</p>

<h3><strong>PROJENİN DETAYLARI: BAKAN KURUM'UN VERDİĞİ SÖZLER TUTULMADI</strong></h3>

<p>Tozkoparan’da kentsel dönüşümün fiili mağduriyetlere dönüşmesi, Mayıs 2021’de İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararlarını iptal etmesiyle başladı. Bu noktada, kentsel dönüşüm projesinin maddi detaylarını ve yetkililer tarafından verilen sözleri anımsamak gerekiyor.&nbsp;Tozkoparan’a geldiğiniz zaman, İstanbul’un ortasında olup bu kadar yeşil kalabilmiş bir mahallenin varlığına şaşırıyorsunuz. Mahallenin ortasında bulunan Barış Parkı, mahallenin merkezlerinden biri konumunda. Mahallenin çocukları, günün her saatinde orada vakit geçiriyor, evde olanlar, banklarda çaylarını yudumluyor.</p>

<p>Mahallenin tarihini ve sosyal yapısını, 50 yıldır mahallede yaşayan Ömer Kiriş’ten dinlerken, mahallenin Türkiye’nin siyasi gelişmelerine nasıl direnebildiğini anlıyoruz. “Burası dar gelirli ailelere yapılan binalarla var oluyor. Mahalleye ilk gelenler, bataklıkla, çamur içinde bir yerle karşılaştılar. Mahallemizi 50 yılda bu hale getirdiler. Bu ağaçları annelerimiz ve babalarımız büyük bir sevgiyle dikti” diyor. Gerçekten de beşer katlı binaların bahçelerindeki ağaçlar, mahalleye yeşil bir doku veriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Tozkoparan pankart" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/tozkoparan-pankart.JPG" style="width: 100%" / width="2048" height="1204"></p>

<p>Tozkoparan’ın fiziksel olarak oluşması, 1965’lere dayanıyor. Türkiye’deki gecekondulara karşı uygulanan devlet politikaları ile beraber dar gelirli ve çocuklu ailelere, Fransız ve Sovyet mimarisi örnek alınarak sosyal konutlar yapılıyor.&nbsp;Kiriş’in anlattığına göre bu konutlarda, Topkapı, Eminönü ve Mahmutpaşa çevresinde tekstil, ayakkabı ve ilaç sektörlerinde çalışan aileler oturmaya başlıyor. Ardından 1983’te mahalleye, kooperatif ve belediye konutları da inşa ediliyor. Emekçilerle beraber, avukat, mühendis gibi belediye çalışanları da mahalleye taşınıyor. Bu yapılarla beraber mahallenin sosyo-kültürel yapısı da olumlu yönde değişiyor.</p>

<p>Mahallede, dar gelirli aileler için yapılan sosyal, belediyenin çalışanları için yaptığı ve kooperatiflerin inşaa ettiği üç farklı yapı bulunuyor. Bu yapılar, 45 ila 110 metrekare arasında değişik boyutlara sahip.&nbsp;Kiriş, 80’li dönemlerde mahallede iki yaz, bir de kış sinemaları olduğunu söylerken mahallenin spora çok büyük ilgisi olduğunun altını çiziyor.&nbsp;Sosyal anlamda mahalle halkının 90’lı ve 2000’li yıllarla beraber büyüdüğünü ve bütünleştiğini söyleyen Kiriş, yapılmak istenen kentsel dönüşümün mahalledeki bu bütünlüğü bozacağını, mahalle halkının göçe zorlanacağına dikkat çekiyor.</p>

<p>Mahalleye 50 yılını vermiş Ömer Kiriş’in düşüncesine, parkta oyun oynayan çocuklar da katılıyor. Sohbet ettiğimiz çocuklar, “Biz buraya alıştık, başka yer bilmeyiz. Tüm arkadaşlarımız burada” diyerek kentsel dönüşüm projesini istemediklerini söylüyor.</p>

<p>30 Aralık 2020’de Tozkoparanlılarla buluşan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, ödemelerin, ortalama kira oranında olacağını, isteyenin istediği daireyi seçebileceğini söyledi. Yani projenin yerinde iskan odaklı olacağını ilan etti. Mahallenin eski yapı stoku yenilenecek, eski dairelerin sahipleri cüzi ödemeler karşılığında konutlarını yenilemiş olacaklardı.&nbsp;Sadece beş gün sonra Tozkoparan Bilgilendirme Ofisi’nde bir başka toplantı düzenleyen Güngören Belediyesi ve projenin diğer paydaşları, Tozkoparanlıların önüne çok daha farklı bir sözleşme sundu. Bu sözleşmeye göre, kentsel dönüşüme girecek tapulu evleri için en az 180 bin TL ödemeye mecbur kalacaktı.&nbsp;Güngören Belediyesi ve ortaklarının gerçekleştirmek istediği proje, 900 hanelik mahalleyi, bin 600 haneye çıkarıyor, her apartmana işletme ve dükkanlara ayrılacak alanlar ekliyordu.</p>

<p>İnşaat Mühendisleri Odasının 3 Şubat 2021’de çıkardığı maliyet tablosuna göre ise proje sahiplerinin 180 bin TL’lik yenileme ücreti talebi sadece maliyetleri karşılamaya yönelik değil. Oda yöneticilerine göre, 180 bin TL’lik yenileme ücretleri, kentsel dönüşümü yapacak aracıların mülk sahipleri üzerinden kâr etmesini de sağlayacak.</p>

<h3><strong>14 BİNADAN ALINAN KAROT ÖRNEĞİ TÜM MAHALLEYE DAYATILDI</strong></h3>

<p>Tozkoparan halkının istemediği kentsel dönüşüm projesi, bölgenin riskli alan ilan edilmesi sayesinde yasal dayanak bulmuştu. Yani kentsel dönüşüm projesini hazırlayanlara göre, bölgedeki yapı stoku depremlere karşı dayanıklı değildi ve yenilenmek zorundaydı. Fakat açılan davalar kapsamında yapılan ölçümler bunun aksini söylüyor.</p>

<p>Güngören Belediyesi’nin, Tozkoparan ve çevresinin riskli alan olduğunu kanıtlamak için kendi belirlediği inceleme heyetine [MOU3] yaptırdığı ölçümün, kentsel dönüşüm proje alanının çok küçük bir alanındaki binaların bulunduğu alanı kapsadığı çok geçmeden ortaya çıktı. Mahalledeki binalar sağlamdı, o yüzden yapıların sağlamlığını değerlendirmek için gerçekleştirilen karot ölçümünü, kentsel dönüşüm proje alanında bulunan 14 yapıdan numune alınarak yapmıştı.</p>

<p><img alt="Tozkoparan harita" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/tozkoparan-harita.jpg" style="width: 100%" / width="1382" height="729"></p>

<p>Mahalle sakinlerinin Danıştay’a açtığı riskli alan ilanının iptaline dair dava sırasında, yapılan bilirkişi incelemeleri, Güngören Belediyesinin yaptığı incelemelerin aksini ortaya koydu. Yürütmeyi durdurma davası kapsamındaki bilirkişi incelemesi ve keşif sırasında yapılar incelendi. Riskli alan içinde bulunan tüm yapıları inceleyen İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi’nden uzmanlar, binaların riskli olmadığına dair görüş verdi.</p>

<h3><strong>"OYNANMAKTA OLAN BİR OYUN VAR"</strong></h3>

<p>Tozkoparan Mahallesi Dayanışma Derneği (TOZ-DER) başkanı Ömer Kiriş, “Oynanmakta olan bir oyun var” diyerek ticaret ve ulaşım bölgelerine yakın olması nedeniyle Tozkoparan’da ‘yenileme’ değil ‘değiştirme’ projesi gerçekleştirmek istendiğini vurguluyor:&nbsp;“Küba Mahallesi dâhil 39 parsele ayrıştırma ve birleştirme yapıyorlar. Bunlar çünkü projelerde sıkışıyorlar. 20 metrelik imar kanununa aykırı. Mahkemeler bunları teker teker iptal ederken, onlar bizim dedikleri apartmanlarımızın oldukları parselleri diğer parsellerle birleştirerek o uygulamalarını –18 metrelik yolu buraya uyguladığı zaman iki blokta kamulaştırmaya gider. Kamulaştırmada da yüzde 45’ini bedelsiz devlete bırakacaksınız anlamına gelir. Yüzde 55’in ödemesini rayiç bedeli üzerinden yapar bunları aşmak için de ayrıştırma ve birleştirme yapıyor. Bunlara da açılacak olan yaklaşık 20 dava daha var. Kentsel dönüşümde Türkiye’de dava açarak rekor kırdık. Burada tek proje yok. Farklı farklı projeler var, hepsine ayrı dava açıldı. Hepsinde duvara tosluyorlar. Planlarla binaların projeleri farklı farklı.”</p>

<h3><strong>"BAKAN İSTEDİ, İKİ BİNA DAHİL EDİLDİ"</strong></h3>

<p>Projeyi görmediklerini söyleyen mahalleliler, projenin ihaleyi alan şirkete verildiğini belirtti.&nbsp;Mahallelilerden biri ise proje olduğuna inanmadığını dile getirirken, TOZ-DER Başkanı Kiriş, “Buraya büyük ihtimalle kat mülkiyeti tapusu veremeyip burayı ya öğrenci yurdu ya da cezaevi yaparlar” dedi.&nbsp;Mahallelilerden Zeki Can Bakır ise, “Tozkoparan’a bakan toplantı için geldiğinde gördüğü iki bina için ‘Burayı da projeye dâhil edin’ diyor ve projeye böyle dâhil oluyor” bilgisini verdi.</p>

<h3><strong>BAŞKAN VE TOBİM YETKİLİLERİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSU</strong></h3>

<p>Tozkoparan’da çıkan yürütmeyi durdurma kararlarının ardından Tozkoparan Bilgilendirme Merkezi (TOBİM) tarafından sistematik bir taciz ve tehdide maruz bırakıldıklarını dile getiren mahalleliler, 1102 B Blok sakini 66 yaşındaki Ramazan Kabataş’ın aldığı telefon sonrası fenalaşarak hayatını kaybettiğini hatırlatarak, belediye başkanı ve TOBİM yetkilileri hakkında insan ölümüne neden olduklarına dair suç duyurusu yapıldığını söylediler.</p>

<h3><b>DİKKAT ÇEKEN İLİŞKİLER</b></h3>

<p>Öte yandan mahalleliler, Güngören Belediyesi Başkan Yardımcısı Rıza Uçan’ın amca çocuğu Hacı Uçan’ın Çevre Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlamalar Genel Müdür Yardımcısı olduğunu belirterek, kentsel dönüşümde bağlantısı olduğunu düşünüyor.&nbsp;Çünkü Güngören’deki çoğu proje, Belediye ve İBB Meclisi ‘bypass’ edilerek doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan onaylanıyor.&nbsp;İsmini vermek istemeyen belediye kaynakları, Rıza Uçan ile beraber Güngören’in ‘inşaat belediyesi’ haline geldiğini söylüyor.</p>

<p>Belediyedeki ‘imarlaşma odağının’ en çarpıcı örneği 10 Şubat 2022’de yaşandı. Genç Osman Mahallesi'nde afet toplanma alanı olan parkın bir kısmı, ‘sosyal alan yapılacak’ denilerek imara açıldı.&nbsp;Güngören Belediyesi Başkanı Bünyamin Demir, Özel Kalem Müdürü Mehmet Seyyar, istifa ettirilen belediye başkan yardımcısı Veysel İpekçi, Belediye Başkan Yardımcısı ve Kültür Müdürü Abdülkadir Altınhan, ortak olarak bir şirketin yönetiminde yer alıyor. Şirketin adı ise Medhal Limited.</p>

<p><strong>BU BİR GÖÇ HAREKETİ</strong></p>

<p>Yaş ortalaması yüksek, çoğunlukla emekli ve tek birikimleri evlerinin olduğunu belirten insanların yaşadığı Tozkoparan mahallesinde yapılmak istenen kentsel dönüşüm projesi sonrasında ortaya çıkacak zümre, şimdikinden oldukça farklı. Mahalleli bir kadın yapılmak istenen kentsel dönüşümün amacını ‘yoksul emekçi halkı sürmek, mahallelileri soylulaştırmak’ diye tanımlarken günlük yaşantılarını şöyle anlattı:&nbsp;"Burada bizim aşağıda küçük bir çarşımız var herkes gider oradan alışverişini yapar. Buraya AVM, rezidans yapmayı amaçlıyorlar. O Rezidanslarda burada yaşayan hiç kimse oturamaz. Evlerimizin karşılığında ev istiyoruz ama mahallenin dokusunun da bozulmasını istemiyoruz. Bir yerde yoksulların yaşadığı bir yerde zenginlerin yaşadığı bir durumu istemiyoruz."</p>

<p>Tozkoparanda yaşayan insanların göç etmesinin istenmesinin amaçlandığını ifade eden mahalleliler, dönüşümden sonra ortaya çıkacak yapılarda kendilerinin yaşayamayacağını, yüksek zümreye hitap edeceğini dile getirdiler.</p>

<p><strong><em>* Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KENT HAKKI, İSTANBUL, ÖZEL DOSYA</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-tozkoparan-milyonluk-rant</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Mar 2022 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/evimiz-vatanimiz.jpeg" type="image/jpeg" length="49341"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Diyarbakır Sur’da tarihi yıkım ve sahte tarih yazımı]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-surda-tarihi-yikim-sahte-tarih</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-surda-tarihi-yikim-sahte-tarih" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın Sur bölgesi sokağa çıkma yasakları ve çatışmaların ardından tamamen boşaltıldı, 6 mahalledeki yapılar neredeyse tamamen yıkıldı. Yeni Sur’da tescilli ve tescile değer yapılar yıkılırken yerini cezaevi mimarisi ve Avni Bey Konağı gibi “sahte tarihi yapılar” ortaya çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Haber: HİCRAN CENGİZ</strong></h5>

<p>Diyarbakır’ın Suriçi bölgesinde 2015 Eylül’ünde askeri operasyonlar başlamıştı. Sivil ölümlerin de yaşandığı çatışmalar nedeniyle bölge tamamen boşaldı. İnsan hayatına ve günlük yaşama darbe vuran bu süreç, Sur’un tarihi dokusunu da tahrip etti. Çatışmaların hemen öncesinde 4 Temmuz 2015’te UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri yıkımdan sonra eski haline dönemedi. Yıkılan ve zarar gören yapıların onarımları esnasında da tarihsel dokuya zarar veren gelişmeler yaşandı.</p>

<p>Sürecin daha başında pek çok soru işareti ortaya çıktı. Suriçi’nde yıkım sonrasında toplanan ve çoğunu bazalt Diyarbakır taşı oluşturan hafriyat ne oldu? Ne kadar hafriyat toplandı, nereye döküldü? Taşıma işleminde sorumlu kurum ve kişiler bölgenin özel durumuna hakim miydi? Bölgedeki tescilli yapıların yeniden imarında orijinal dokular korunabildi mi? Yerlerinden edilen bölge sakinlerinin barınma sorunu ve kayıplarının tazminine ilişkin sorunlar çözülebildi mi?</p>

<p>Sur’da henüz kısıtlamalar ve çatışmalar devam ederken ortaya çıkan bu sorunlar karşısında istenen sonuçlar alınamadı. Diyarbakır’ın tarihi sembollerinden Dört Ayaklı Minare önünde <em>“sürecin sonlandırılması ve kültürel mirasın korunmasına vurgu yapmak”</em> amacıyla gerçekleşen basın açıklaması oldu. Sur sakinlerinin ve STK'ların açıklamada kültürel varlıkların tahribinin son bulması vurgusu da yer alıyordu. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, burada yaptığı konuşmanın ardından Dört Ayaklı Minare önünde öldürüldü.</p>

<p><img alt="felatbozarslan (1)" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/felatbozarslan-1.jpg" / width="700" height="394"></p>

<h3><strong>YENİ İMARIYLA SUR: KENT-KIRIM PROJESİ</strong></h3>

<p>“Suriçi Bölgesi Koruma Amaçlı İmar Planı” olarak başlatılan imar uygulamaları çatışmalı süreçle birlikte bir kent-kırım projesine dönüştü. Suriçi bölgesinde 2012’de başlayan yeni imarlaşmanın öyküsünü ve toplumsal hafızaya etkilerini Şehir Plancısı Dilan Kaya Taşdelen ile görüştük. Suriçi’nin bir kaç özgün yanı olduğunu vurgulayan Taşdelen, bunları şöyle sıralıyor: “Birincisi<em>, kentin çok eski bir yerleşim yeri olması. İçkale’de başlayan ilk yerleşim Hevsel ile bütünlüğünü korumuş ve kent tarihi düşünüldüğünde yaşam kesintiye uğramadan bugüne gelmiş ve birçok kültüre ev sahipliği yapmış. İkinci durum ise, çatışmalı süreç ile Sur sakinlerinin aslında yerinden edilme pratiğini ikinci kez yaşıyor olması. Sivil toplum kuruluşlarının saha çalışmaları ve muhtarlıkların ikamet veri gösteriyor ki Sur’dan çıkılıp Yenişehir’e yerleşme 1950'lerde başlamış. İkinci dalga olarak Suriçi’nde yaşayanların ve çatışmalı süreçte yerinden edilenlerin çoğu 90’larda köy boşaltmaları sırasında ya da sonrasında dolaylı olarak çevre köylerden Sur’a göçmüş ve burada sosyal, ekonomik anlamda kent yaşamını kurgulamış insanlar.”</em></p>

<p>Kısmen ödeme alan aileler olduğunu, anahtar teslimi yapılan mülk sahiplerinin mevcut yapılaşmada yaşamlarını sürdürmeleri mümkün olmadığı için evlerini satışa çıkardığını duyduklarını aktaran Dilan Kaya Taşdelen, “<em>Y</em><em>apılan planda geleneksel sokak dokusunu bugüne kadar koruyabilmiş Yenikapı Sokak gibi özgün yerlerdeki konut yoğunluğunun ticari alana çevrilmesi söz konusu. Bu örneklerde yapı mülk sahiplerine geri verilmiyor, ticari alan gösterildiği için karşılığını ödemeyi kabul etseniz bile yapıyı satın alamıyorsunuz. Yeni imarlaşmada sur sakinleri tam anlamıyla kendi yaşam alanlarına ve topraklarına dönemeyecekler” </em>diyor.</p>

<p><img alt="uydu 2016" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/uydu-2016.jpg" / width="4800" height="2718"></p>

<h3><img alt="uydu 2017" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/uydu-2017.jpg" / width="4800" height="2718"></h3>

<h3><img alt="Sur 2021-1" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/sur-2021-1.png" / width="1514" height="874"></h3>

<h3>“<strong>GÜVENLİK” ODAKLI BİR KENT PLANI</strong></h3>

<p>Suriçi’nde çatışmalı sürecin bitmesiyle, 21 Mart 2016 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile taşınmaz mallar üzerinde alınan “acele kamulaştırma” kararı sadece çatışmanın yaşandığı alan değil, Suriçi’ndeki toplam alanın yüzde 82’sini kapsıyor. Geriye kalan alan ise daha önceki kentsel dönüşüm sürecinde kamulaştırıldığından Suriçi’nin tamamı kamulaştırılmış oluyor.</p>

<p>Dilan Kaya Taşdelen, Suriçi’ndeki ilk plan revizyonunda 6 bölgenin karakol bölgesi olarak belirlendiğini belirterek, Şehir Plancıları Odası Diyarbakır Şubesi’nin 2017’de “Suriçi’ndeki sokak dokusunu bozacak yönde bir karar olduğu” için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dava açtığını hatırlatıyor. Yeni plana karşı açılan bu dava, “güvenlik konusuna öncelik verilmesi” nedeniyle kaybediliyor. Dilan Kaya Taşdelen, yeni imarlaşmada güvenlik odaklı bir yaklaşım izlendiğini, imar planı bile çıkartılmadan güvenlik noktalarının belirlendiğini dile getiriyor: “<em>Kentsel sit alanı olan Sur’un bir turizm merkezi olarak kurguladığı çok belli çünkü ticari ve konut alanı dengesine ya da imarların fonksiyon tanımlamalarına bakıldığında burada gündelik yaşamın konut odaklı akmasına pek olanak sağlanmadığı görülüyor. Mesai saatleri dışında ölü şehir gibi boşalan ve konutlaşmanın olmadığı alana döndürme niyeti bu planda okunabilir. Suriçi’nde yapılan çalışmaların kentteki çatışma ve sorunların çözümüne odaklanmak yerine olası çatışmalar için kent planını araçsallaştırdığını görüyoruz. Aslında kent planı toplumsal adaletin ya da kent çıkarı gözetilerek toplumun barış içinde yaşamasına bi</em><em>r </em><em>araç iken Sur gibi örneklerde imar planları, iktidarın kendi alanını kollama ve olası çatışma süreçlerinde kendi kazanım alanlarını arttırmaya dönüşmüş durumda.”</em></p>

<p>Suriçi’ndeki yerinden edilme süreci kent sakinlerinin tekrar evlerinde yaşam kuramayacağı bir biçimde ilerlerken, Taşdelen’e göre yeni yapıların fiziki dokusu, ekonomik karşılığı ve oluşturduğu yeni insan dokusu yerinden edilen grubun bütün tutunma noktalarını yok ediyor. Suriçi bölgesinde kültürün ana taşıyıcısı olan insan bütünüyle devre dışı kalıyor, ortaya turizm odaklı, özgünlükten uzak bir Suriçi çıkıyor.</p>

<p><img alt="yeni haller (5)" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/yeni-haller-5.jpg" / width="4032" height="3024"></p>

<h3><strong>TESCİLLİ VE TESCİLE DEĞER YAPILAR YIKILDI</strong></h3>

<p>Suriçi’nde çatışmaların yaşandığı bölgeye sonradan girişin yasaklanması da tahribatın boyutlarını artırdı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) gibi teknik olarak alana hakim kurumlar veya Sur Belediyesi çalışanları bölgeye sokulmadı. Suriçi’nde hafriyat atımı adı altında başlayan süreçte bölgenin zemini arkeolojik katmanlara kadar kazıldı. Bu durum, yer üstündeki kent hafızasının yanında bölgenin yer altında kalmış eserleri de yok edilmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Sur bölgesindeki yeni imarlaşmada tescilli ya da tescille değer yapıların önemli bölümü yıkılırken, bürokratik kısmındaki eksiklikler ya da işlemlerin gerektiği gibi yapılmadığı pek çok örnek yaşandı. Dilan Kaya Taşdelen bu süreci şöyle özetliyor: “<em>TMMOB heyeti olarak 2020’de alana girildiğinde tescilli 30-40 yapı üzerinden gözlemler yapıldı. Mesela Paşa Hamamı restore edildi bu süreçte ama Paşa Hamamı’nın parsel sınırları korunmadı. Önündeki dükkanları kendiyle bütünleşik avlusunu yola kattılar. Sadece binasını koruduğu için bu tam bir koruma değil. Bu durum alandaki birçok anıtsal yapı için de geçerli. Tescilli yapı parsel sınırlarıyla ve diğer yapılarla kurduğu ilişkiyle bütünlüklü olarak ele alınmalı. Kentsel sit gibi alanlarda yapı tescilli değilse bile sokağa verdiği özgün dokusuyla tescile değer yapı olarak ele alınmalıdır. Sur’da bu durumdaki yapılar da yıkım sürecinde tahrip oldu.”</em></p>

<p>Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi verilerine göre Sur'da toplam 4985 bina hasar gördü. Acil kamulaştırma yapılan altı mahalledeki tüm yapılar yıkıldı, yerlerine 500 konut ve 200 iş yeri yapıldı.</p>

<p>Hendek olayları sırasında 5 bin 440 aile Sur'dan göç etti. Yaklaşık 30 bin kişi, bir gün geri dönebilmek umuduyla şehrin farklı yerlerine taşındı. Ancak yapılan konut sayısı, göç eden ailelerin yüzde 10'una bile yetmeyecek düzeyde.</p>

<p>Diyarbakır Müze’sinden emekli olan ve uzun yıllar Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Başkanı olarak görev yapan Nevin Soyukaya, uydu fotoğrafları üzerinden kadastral planı çakıştırarak yaptıkları karşılaştırmada 1800’e yakın yapının yıkıldığını tespit ettiklerini açıkladı. Soylu kaya, Sur’da 100’e yakın çevresel yapı, 40 küsur tescilli yapının da yıkıldığını aktardı.</p>

<p><img alt="kemikli evi harita" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/kemikli-evi-harita.jpg" / width="3840" height="2160"></p>

<h3><strong>YOK OLUŞ VE “SAHTE TARİH” YAZIMI: AVNİ BEY KONAĞI</strong></h3>

<p>Sur bölgesine geri dönüşlerin başlamasıyla Sur sakinlerinin ilk tepkisi bıraktıkları hiçbir şeyin aynı olmaması, hatta yerinde bile olmaması ile ilgiliydi. Şehrin ve sakinlerinin tarihinin yok edildiği bu sürece, “sahte tarih” yazımı da eklendi. Kentin hafızası yok edilirken yeni yapılar da bir yandan tarihi yanlış lanse edecek biçimde, hatta “sahte tarih” kurgulanarak inşa edildi.</p>

<p>Çatışma alanı dışında kalan bölgedeki Kemikli Evi diye bilinen işletme bu açıdan önemli bir örnek oluşturuyor. Bu yapının yerinde daha önce küçük bir sağlık ocağı bulunduğu biliniyor. Dilan Kaya Taşdelen çatışmalı süreç sonrasında dahi yerinde olan sağlık ocağının yıkılıp yerine “Avni Bey Konağı” denilen bir yapı inşa edildiğini söylüyor. Bu yapının hafriyattan elde edilen eski taşlarla yapıldığını dile getiren Taşdelen, “Üzerine Avni Bey Konağı yazan işletme yerleştirildi. Avni Bey’in kim olduğu konusu tartışılıyor ve Kemikli Evi işletmesinin sahiplerinin babası olduğu esnafça biliniyor. Bu her anlamda sıkıntılı bir durum yaratıyor. Mimari açıdan kaçak bir yapı, sahte bir tarih üretimi ve ciddi anlamda kent hafızasının manipülasyonu söz konusu” diyor.</p>

<p>Uzmanların "sahte tarih üretimi" dediği yapıyla Avni Bey Konağı ile ilgili “Sur’un tarihi dokusu içerisinde hizmet vermeye başlayan Kemikli Evi açıldı” şeklinde haberler yapıldı, Kemikli Evi’nin 1955 yılından faaliyette olduğu, tarihi mekanın ise 1850 yılında yapıldığı <a href="https://www.diyarbakirgazete.com/yillardir-degismeyen-essiz-lezzet-duragi-kemikli-evi-yeni-mekanina-tasindi/" rel="nofollow">yazıldı.</a></p>

<p><img alt="felatbozarslan (2)" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/felatbozarslan-2.jpg" / width="700" height="394"></p>

<h3><strong>SUR ARTIK SUR DEĞİL, TOLEDO HİÇ DEĞİL</strong></h3>

<p>Özgün Diyarbakır evleri, bazalt taşlardan çeperi olmayan avlularla komşu evlerle birleşen yapılardı. Avluları birbirine bakan küçük pencereli evlerde yaşayanların deneyimlediği Sur’da, ortak avlu kullanımlı, paylaşımlı evlerde genellikle akrabalar yaşıyordu. Küçücük kapılarıyla dışa kapalı sokaklara açılan geleneksel Diyarbakır evleri çoğunlukla tek katlıydı. Bugün anahtar teslimlerinin ya da tapu sorunların konuşulduğu yeni Sur’da şöyle bir sorun daha var: Kadastral haritalarda parsel metrekare sorunlarının olduğu bölgeye ait güncel verilerin olmaması. Bu haritaların ya da imar planlarının güncel olmamasının yanı sıra ev bahçelerindeki imarlar da kayıt altına alınmıyor ve yeni imarlaşmada bu alanlar tazmin edilecek metrekare hesaplamasına dahil edilmiyor. Yeni evlerin yaşam pratiği ve ev dokusu Sur’da geleneksel yaşam tarzının bir daha “kendini” var etmesine olanak tanımıyor. Yabancılaşma burada başlıyor.</p>

<p>Dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun 124 gündür sokağa çıkma yasağının devam ettiği Sur’a geldiği 1 Nisan 2016 günü yaptığı açıklama dikkat çekici. Suriçi’nin yerine inşa edilecek yapılara ilişkin olarak, “<em>Bu olaylar yaşanmamış olsaydı bile kentsel dönüşümün yapılması gereken yerlerdi. Sur, Silopi, Nusaybin ve benzer yerlere insanca yaşanabilecek konutlar yapılabilecek. Tescilli </em><a href="https://www.sozcu.com.tr/haberleri/diyarbakir/?utm_source=anchortext&amp;utm_medium=free&amp;utm_campaign=diyarbakir" rel="nofollow"><em><u>Diyarbakır</u></em></a> <em>evleri, camiler, kiliseler, hanlar Diyarbakır'ın mimari dokusuna hiçbir zarar vermeden restore edilecek. Sur'u öyle inşa edeceğiz ki aynen Toledo (İspanya) gibi mimari dokusuyla herkesin görmek istediği bir yer haline gelecek”</em> dedi.</p>

<p><img alt="sur evleri cezaevi MA" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/sur-evleri-cezaevi-ma.jpg" / width="594" height="291"></p>

<h3><strong>SUR BÖLGESİNDE CEZAEVİ MİMARİSİ!</strong></h3>

<p>Toledo bir yana, Sur’un eski halinde de eser kalmadı. İnşa edilen yeni yapılarda cezaevi mimarisi kullanıldı. Mezopotamya Ajansı’nın Temmuz 2021’de edindiği görüntülerde, halen birçok yapının yıkımına devam edildiği ve bazı tarihi yerlerin restore edildiği görülüyor. Tek tip ve tek renk yapılan evlerde kullanılan mimari model dikkat çekiyor. Surlara yakın yerde inşa edilen evlerin kapılarının tek avluya çıkması ve etraflarının tamamen kapalı olması cezaevinde kullanılan mimari planına benziyor.</p>

<p>Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan evler ve avularından eser yok. Her birinin ortasına birer ağacın dikildiği avlular, F ve S Tipi cezaevlerinın avluları gibi inşa edilmiş. Pencerelere korkuluk takılı olması avlulara bakınca dört duvar arasında hapsedilmiş hissi uyandırıyor. Her evin ikinci katından, ince duvarlarla bölmelere ayrılmış tüm avluları ve diğer evlerin içlerini görmek mümkün. Tek tip ve tek renk evlerin ilk katının dış cepheleri, "Diyarbakır Evleri” benzetilmek amacıyla bazalt kaplama taşlardan yapılmış. İkinci katlarının dış cepheleri beyaz boyayla boyanan evlerin genişliği ve oda sayısı bloktan bloğa değişiyor. Yeni yapılmasına rağmen şimdiden evlerin alt kısımlarındaki laminant parkeler şişmiş durumda. Bazı evlerin lavabosu sallanırken, bazı evlerin ise pencere tahtaları kırılmış.</p>

<p>Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi Eşbaşkanı Ferit Kahraman bu durumu,<em> “</em><em>Tek tipleştirme zihniyetinin bir görüntüsü” </em>olarak yorumluyor.</p>

<h3><strong>KRONOLOJİ: ADIM ADIM SUR’DA NE OLDU?</strong></h3>

<p>&nbsp;<strong>4 Temmuz 2015:</strong> Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine alındı. Bu bilgiyi hükümet adına Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik duyurdu.</p>

<p><strong>6 Eylül 2015: </strong>İlk hendek ve barikatlar 2015 Eylül’ünde kazılmaya başlanırken, ilçede 6 Eylül günü ilk sokağa çıkma yasağı ilan edildi, sonraki gün kaldırıldı.</p>

<p><strong>13 Eylül 2015: </strong>Diyarbakır’ın Sur ilçesinde ikinci kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu ikinci yasak iki gün sürdü. Kolluk güçleri kısmen operasyonlar düzenledi, ancak hendek ve barikatlardan dolayı mahalle içlerine giremedi. Sokağa çıkma yasakları cami hoparlörlerinden duyurulmaya başlandı.</p>

<p><strong>28 Kasım 2015:</strong> Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, saat 11.00’da Diyarbakır Dört Ayaklı Minare’nin önünde basın açıklaması yaptıktan birkaç dakika sonra, öldürüldü. Tahir Elçi vurulmadan önce, “Bu tarihi bölgede; birçok medeniyete beşiklik etmiş, evsahipliği yapmış bu kadim bölgede; insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun, diyoruz” demişti. Cinayetin ardından dördüncü kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi, iki gün sürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2 Aralık 2015:</strong> Sur’daki beşinci ve son sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Dünyanın en uzun sokağa çıkma yasağı olarak kayıtlara geçti.</p>

<p><strong>11 Aralık 2015:</strong> Sokağa çıkma yasağına 17 saatlik bir ara verildi. Binlerce insan özel timlerin arasından geçerek Sur’u terk etti.</p>

<p><strong>7 Aralık 2015:</strong> Yasağın devam ettiği Fatihpaşa Mahallesinde bulunan 500 yıllık Kurşunlu Camii'nde topa ateşi sonucu yangın çıktı.</p>

<p><strong>27 Ocak 2016:</strong> Sokağa çıkma yasağı altı mahallenin dışında genişletilerek, çatışmaların olmadığı, Melikahmet Caddesi ve beş mahalleyi daha kapsamaya başladı (Abdaldede, Alipaşa, Lalebey, Süleyman Nazif ve Ziya Gökalp mahalleleri). Altı gün sonra bu mahallelerde yasak kaldırıldı, ancak ev ve işyerinde yağmalama olayları görüldü.</p>

<p><strong>9 Mart 2016:</strong> Saat 16.00 itibariyle Sur’da operasyonlar sona erdi.</p>

<p><strong>10 Mart 2016</strong>: Çatışmalarla bir kısmı tahrip olan Sur’un kalan kısmında yıkım başladı. Yasağın devam ettiği 6 mahalleye kepçe ve kamyonlar girildi.</p>

<p><strong>21 Mart 2016: </strong>Çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı ile Sur’un yüzde 82’si “kamu düzeni” gerekçe gösterilerek kamusallaştırıldı.</p>

<p><strong>29 Mart 2016:</strong> Diyarbakır Barosu, “acele kamulaştırma” kararını Danıştay’a taşıdı. Binlerce insan, belediye ve sivil toplum örgütlerinin ortak oluşturduğu platforma başvurularını yaparak kamulaştırmaya karşı hukuki itiraz dilekçelerini sundular.</p>

<p><strong>1 Nisan 2016:</strong> Başbakan Davutoğlu 124 gündür sokağa çıkma yasağının devam ettiği Sur’a geldi. Suriçi’nin yerine inşa edilecek imarlara ilişkin bir animasyon film izleterek, Sur’u Toledo gibi yapacağını söyledi.</p>

<p><strong>5 Eylül 2016:</strong> Başbakan Binali Yıldırım kendisini koruyan yüzlerce özel tim ve havada uçuşan helikopterlerle eşliğinde Diyarbakır'daydı. Sur’a selam yollayarak, ‘Sur'un tarihi dokusunu gözümüz gibi koruyacağız” dedi.</p>

<p><strong>2 Aralık 2016:</strong> Suriçi’nin altı mahallesindeki yasak birinci yılını doldurdu. Birkaç tarihi eser dışında bu alan neredeyse hiçbir yapı kalmadı, düz bir araziye dönüştü.</p>

<p><strong>Nisan 2017:</strong> Alipaşa ve Lalebey mahallesi -Suriçi’nde yasağın olmadığı mahallelerden biri olmamasına rağmen sakinlerine ay içerisinde evlerini boşaltmaları için tebligat gitti. Yıllar önce kentsel dönüşüm projesi içine konulan bu 2 mahallede de yıkım hazırlıkları başladı.</p>

<p><strong>23 Mayıs 2017:</strong> Sur’un tarihi mahallelerinden olan Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde “kentsel dönüşüm” adı altında yıkım başladı. Alipaşa’daki aileler evlerinden çıkmamak için dirense de zorla evlerinden çıkarılmaya çalışıldı.</p>

<p><strong>29 Mayıs 2017: </strong>Sur’un Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde "kentsel dönüşüm" adı altında başlatılan yıkıma karşı, kentteki sivil toplum örgütü temsilcileri, siyasi partiler, kanaat önderleri ve ekolojistler bir araya gelerek Sur’un Yıkımına Hayır Platformu’nu kurdular.</p>

<p><strong>18 Eylül 2017:</strong> Surp Giragos Ermeni Kilisesinin yağmalandığı haberleri basında yer aldı.</p>

<p><strong>23 Ekim 2017:</strong> Danıştay Sur’daki yapılar için verdiği “riskli alan” ve “acele kamulaştırma” kararlarına yapılan itirazları kabul etti. Bu karara rağmen Sur’daki yıkımı durdurulmadı.</p>

<p><strong>30 Kasım 2017: </strong>Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Sur’da yaşanan yıkıma ilişkin suç duyurusunu, “soruşturmayı gerektiren suç teşkil eden bir eylem bulunmadığı” gerekçesi ile bugün reddetti.&nbsp;</p>

<p><em>(Bu kronoloji yazar Nurcan Baysal'ın hazırladığı kronolojiden kısaltılarak alınmıştır. <a href="https://m.bianet.org/biamag/yasam/197542-nurcan-baysal-dan-sur-kronolojisi" rel="nofollow">Tamamı için tıklayın.</a>)</em></p>

<p><strong><em>* Bu haber&nbsp;<a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KENT HAKKI, GÜNDEM, ÖZEL DOSYA, DİYARBAKIR</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-surda-tarihi-yikim-sahte-tarih</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Mar 2022 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/uydu-2019.jpg" type="image/jpeg" length="83172"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ÖZEL DOSYA | Çöpler Altın Madeni’nde artık daha fazla siyanür ve asit kullanılıyor]]></title>
      <link>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-copler-altin-madeninde-artik-daha-fazla-siyanur-ve-asit-kullaniliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-copler-altin-madeninde-artik-daha-fazla-siyanur-ve-asit-kullaniliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SSR Mining ve Çalık Holding ortaklığındaki Çöpler Altın Madeni ikinci kez kapasite artırımına gidiyor. Artırımla birlikte, Fırat Nehri’nin doğduğu bölgede, nehre 300 metre mesafede kurulu madende, yılda 11 bin ton siyanür, 122 bin ton sülfürik asit kullanılmasına izin çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h5>Haber: VEDAT ÖRÜÇ</h5>

<p>Erzincan’ın İliç ilçesinde Çöpler Köyünde, <em>siyanür </em><em>liçi</em> [“toprak yığınlarını siyanür kullanarak çözmek yoluyla altın madenine ulaşma tekniği” ] yöntemiyle altın üretimi gerçekleştiren Çöpler Altın Madeni, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 7 Ekim 2021 tarihinde verdiği Çevresel Etki Değerlendirmesi <u><a href="http://eced.csb.gov.tr/ced/jsp/ek1/28283" rel="nofollow">(ÇED)</a></u> Olumlu Kararı üzerine, ikinci defa kapasite artırımına gidiyor. Yaklaşık 20 yıldır altın üretimi gerçekleştiren maden, bölge ekolojisini tahrip edip yaban hayatını öldürüyor. Bölge sakinleri ise maden faaliyetleri nedeniyle sağlık sorunları yaşıyor. Astım, bronşit ve kanser yaygın hastalıklardan sadece birkaçı. Arıcılık ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Sabırlı ve Yakuplu köylerinde artık hayvancılık yapılmıyor.</p>

<h3><strong>FELAKETİN İLİÇ’E UĞRAMASI MI BEKLENECEK?</strong></h3>

<p>18 Kasım’da Türkiye’de endişe yaratan bir olay meydana geldi. Giresun'a bağlı Şebinkarahisar ilçesinde <u><a href="https://www.evrensel.net/haber/448297/kimyasal-atik-baraji-patladi-koylu-kaderiyle-bas-basa-birakildi" rel="nofollow">Nesko</a></u> Madencilik firmasına ait madenin cevher zenginleştirme tesisinde kullanılan siyanür, atık depolama tesisindeki patlama sonrasında tesis yakınındaki dereye karıştı. Madencilik atıkları dereyle birlikte, bölgenin tarımsal sulama ihtiyacını karşılayan Kılıçkaya Barajına ulaştı. Yaşanan felaketle birlikte çevrede bulunan tarım arazileri ve su kaynakları zehirlendi. Şirketin faaliyetleri çevreye kontrolsüz atık sızdırdığı gerekçesiyle süresiz durduruldu.</p>

<p>Ancak görüldü ki, şirket atık felaketinden daha birkaç gün önce dördüncü <u><a href="http://eced.csb.gov.tr/ced/jsp/ek1/36244" rel="nofollow">kapasite artırımı</a></u> için Bakanlığa başvuru yapmıştı. Madendeki atık barajı yıkılıp kamuoyu dikkatini buraya yöneltmemiş olsa, kapasite artırımı için muhtemelen onay verilecek, ileride etkileri daha büyük bir felaket yaşanacaktı. Aynı maden ocağında <u><a href="https://www.evrensel.net/haber/448714/sebinkarahisarda-coken-atik-barajina-tepki-gelecek-on-yillari-da-etkileyecek-bir-cevre-felaketi" rel="nofollow">2018</a></u>’de de benzeri bir felaket yaşanmış ve sekiz milyon balık ölmüştü. Şirkette cüzi bir para cezası kesilip olayın üstü kapatılmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Giresun’da yaşanan felaketler Türkiye’de ender görülen olaylar değil. 2011 yılında benzer bir olay Kütahya’daki Eti Gümüş madeninde de meydana gelmişti. Aşırı yağıştan dolayı kimyasal atıkların depolandığı havuzlar çökmüş, binlerce metreküp zehirli atık <u><a href="http://www.tmmob.org.tr/icerik/cmodan-kutahyada-siyanur-havuzunda-yasanan-kaza-ile-ilgili-basin-aciklamasi" rel="nofollow">çevreye</a></u> saçılmıştı. Bu felaketten sonra bölgede arsenik ve siyanürden kaynaklı zehirlenmeler ve ölümler gerçekleşti. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası (SES) tarafından alınan içme suyu numunelerini inceleyen İzmir Hıfzıssıhha Bölge Müdürlüğü, içme suyunda 44.24 mg/l gibi ciddi miktarda siyanür olduğunu ortaya koydu. Bu da limit değerinin 221 kat üstünde bir orana dek geliyordu. Yaşanan felaket nedeniyle çevre örgütleri ve sendikaların suç duyurusu sonrasında açılan davada sorumlulara çok düşük cezalar verildi. Maden ocağının dört yetkilisine, bilinçli taksirle çevreyi kirletmek suçundan <u><a href="../../../../../lenovo/AppData/Roaming/Microsoft/Word/LI%CC%87NK">1 yıl 10 ay hapis cezası verildi</a></u>, sanıklardan biriyse beraat etti ve cezaların tümü ertelendi.</p>

<h3>YENİ FELAKETLER KAPIDA</h3>

<p>Türkiye’de denetimi sağlayacak nitelikli çevre yönetmelikleri veya mevzuatlar bulunmadığından yeni felaketler kapıda. Bu risklerden birini Avrupa ve Türkiye’nin en büyük siyanürlü maden ocağı potansiyeline sahip Çöpler Altın Madeni oluşturuyor. Maden Ocağı ülkede yaşanan felaketlere rağmen ikinci kez kapasite artırımına gidiyor.</p>

<p>Türkiye'de ormanlar ve mera alanları, Anayasa'nın 169. maddesi ile korunuyor. Bu maddede özetle, “...ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez...” deniliyor. Ancak 26 Nisan 2004 tarihli yasa değişikliği, Madencilik Kanunu’nda önemli dönüşümlere yol açtı. Birçoklarına göre, ülke adeta madencilere terk edildi. Ardından 2005, 2009 ve 2017 yılarında <em>Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği</em> değişiklikleri yoluyla yasanın kapsamı genişletildi. Orman, mera, Sit alanları, su havzaları ve mücavir alanlar maden sahalarına açıldı.</p>

<p>Ancak değiştirilen yönetmelikler “özel mülkiyete tâbi alanları” kapsamıyordu. Madencilik Kanununda ve yönetmeliklerdeki değişiklikler sonrasında Anagold Maden şirketi, Erzincan’ın İliç ilçesi için planlanan Çöpler Kompleks Maden İşletmesinin ilk ÇED onayını 2008’de aldı. ÇED raporuna göre proje sahası hazine, orman, mera ve tapulu arazilerden oluşuyordu. Değişen yönetmelikler sayesinde, mera arazileri ve ormanlar maden sahasına dönüşebiliyordu ama tapulu arazi sahiplerinin ikna edilmesi gerekiyordu. İliç’te işlenmeyi bekleyen tonlarca altını, yerel halkın tepkisini çekmeden çıkarmak isteyen Anagold, karşılaşabileceği sorunları daha önce görülmedik bir yöntemle çözmeyi denedi.<strong> </strong></p>

<h3>KÖYLÜLERE NAKİT DESTEĞİ VE İKNA SÖZLEŞMELERİ</h3>

<p>Anagold’un yerel tepkileri önlemek için başvurduğu yöntemlerin ilki, Türkiye’deki <u><a href="https://komurhikayeleri.org/ali-can-yaya-can/" rel="nofollow">birçok maden</a></u> ve enerji projesinin halkla ilişkiler kampanyasında rastlanan, yurtdışına düzenlenen <em>iyi uygulama</em> gezileriydi. Bu gezilerin, iyi uygulamaları gören yerel halkı ve yerel yöneticileri ikna etmesi bekleniyor. Örneğin bir termik santral projesi planlanıyorsa, yatırımcı şirket bölgedeki muhtarları ve bölgenin önde gelenlerini, Batı Avrupa’daki bir termik santrale götürüp, üretimin ne kadar temiz sürdüğünü gösteriyor. Gezi bölgenin turistik yerlerini de kapsıyor; güzel otellerde konaklanılıyor, iyi yerlerde yemekler yeniyor ve katılımcılar Türkiye’ye mutlu dönüyor. Bu gezilerin maden ya da enerji projelerine yönelecek direnci azaltacağı tahmin ediliyor.</p>

<p>İliç’teki projeye ilk kazma vurulmadan, benzer gezileri Anagold da düzenledi.</p>

<p><img alt="vedat oruc copler maden ocağı gezi 2" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-maden-ocagi-gezi-2.jpg" / width="1280" height="720"></p>

<p style="text-align:right"><em>ABD’nin Colarado ve Nevada eyaletlerinde bulunan maden tesislerini ziyaret etmek için ilk etapta Çöpler, Sabırlı, Dostal ve Bağıştaş köylerinin muhtarları, bazı köylüler, İliç Kaymakamı, İliç Belediye Başkanı, siyasi parti temsilcileri ve valilik bürokratları götürüldü. Foto: <u><a href="https://www.haber3.com/guncel/koylulerin-amerikan-ruyasi-haberi-124658" rel="nofollow">A3 Haber</a></u></em></p>

<p>Bölgenin kanaat önderleri 2005’ten itibaren ABD’deki maden tesislerine götürüldü. Üç defa gerçekleştirilen gezilerin ilk etabında, madene yakın Çöpler, Sabırlı, Dostal ve Bağıştaş köylerinin muhtarları, bazı köylüler, İliç Kaymakamı, İliç Belediye Başkanı, siyasi partilerin ilçe başkanları, Erzincan Valiliği Özel Kalem ve İl Özel İdare Müdür Yardımcısının da aralarında bulunduğu 18 kişi, 15 Ekim 2005 tarihinde ABD'ye götürüldü. ABD'de 10 gün kalan heyet, Colarado ve Nevada eyaletlerinde madenlerle ilgili teknik ve turistik geziler yaptı.</p>

<p><img alt="vedat oruc copler maden ocağı gezi 3" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-maden-ocagi-gezi-3.jpg" / width="271" height="186"></p>

<p><em>Maden tesisine ikna edilmek için 2006 yılında bölgedeki köylüler, ilçe eşrafı ve Erzincan'daki bazı bürokratlar ikinci kez ABD'ye geziye götürüldü. Foto:<u><a href="https://www.mynet.com/erzincanda-koyluleri-ikna-gezisi-110100241191" rel="nofollow"> Mynet</a></u> </em></p>

<p>İkna gezilerinin ikinci etabında, AKP Erzincan Milletvekilleri ile Erzincan Belediyeler Birliği adına Mercan Belde Belediye Başkanı, Erzincan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, İl Genel Meclisi Başkanı ve<sup> </sup>Erzincan Emniyet Müdürü ABD’ye götürüldü. Şirket son<sup> </sup>olarak 17 Eylül 2006 tarihinde düzenlediği üçüncü geziye de Erzincan ve Kemaliye Belediye Başkanları, Aras Elektrik Dağıtım Müessese Müdürü, Erzincan'daki iki yerel gazeteci ve iki madencilik uzmanını ABD’ye götürdü. Ancak görüştüğümüz bölge halkı geziye katılanların maden sahalarını dolaşmak yerine genellikle beş yıldızlı otellerde tatil yaptığını iddia ediyor. Anagold madenciliğin bir iştiraki olan Çukurdere Madencilik Genel Müdür Yardımcısı <em>İlhan Poyraz’ın söylediğine göre, bu gezide yaklaşık </em><u><a href="https://www.mynet.com/altin-madeni-icin-abdye-ikna-gezisi-110100241077" rel="nofollow">205 bin dolar</a></u><em> harcanmış. </em>Üç geziye katılan bu heyetler, gittikleri her yerde beş yıldızlı otellerde ağırlanmış. Heyetler Nevada ve Chicago'da turistik yerleri gezip, alışveriş yapmış.</p>

<p>Gezilere katılan heyetlerden birinde yer alan Süleyman Duygun, 2013’te gazeteci Özer Akdemir’e ABD gezisini <u><a href="https://www.youtube.com/watch?v=KD29g2D-Y7E&amp;feature=youtu.be" rel="nofollow"><strong>şöyle anlatıyordu</strong></a></u>: “<em>Götürüldüğümüz madenler yerleşim yerlerine çok uzaktaydı. Yerleşim yerine yakın olan yerlerde ise kimse yaşamıyordu. Yerleşim yerlerinin neden bu kadar ısız olduğunu sorduğumda beni geçiştirdiler. Geziden döndükten iki gün sonra şirketin halkla ilişikler müdürü bize teyit amacıyla bir kâğıt imzalatmaya çalıştı. ABD’ye gittiğimize dair bir kâğıttı. Kâğıtta, siyanürle ayrıştırma yapılan madenleri gördüğümüz ve siyanürün doğaya, hayvanlara ve insanlara herhangi bir zarar vermediği yazıyordu. Siyanür konusunda bir bilgim olmadığı için kâğıdı imzalamayı reddettim. Zaten geziden döndükten sonra tuhaf şeyler oldu. Burada söz sahibi olan, arazi sahibi insanlar madende işe alındı. Madene karşı çıkan siyasiler madenden taraf oldu. Hatta kaymakam bile muhtarlarla toplantı düzenleyip maden konusunda olumlu bir algı yaratmaya çalıştı.”</em></p>

<p><img alt="vedat oruc copler maden ocagı koy taşıma" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-maden-ocagi-koy-tasima.png" / width="1385" height="924"></p>

<p>İkna gezileri yerel tepkileri önlemeye yetmeyince, Anagold milyonlarca doları gözden çıkardı. Köylülerin maden sahası içinde kalan tarlaları yüksek bedeller karşılığında satın alındı. O dönemde bölgedeki tarlaların dönümü yaklaşık iki bin liraya el değiştiriyordu. Şirket ortalama fiyatın birkaç katı bedeller ödeyerek, neredeyse dönümüne beş-altı bin lira ödeme yaparak tarlaları topladı. Ancak tarlaları satın almak yetmedi. Anagold, köyün boşaltılmasını istiyordu. Bunun için çöpler köyünde bulunan yaklaşık 40 hane Karasu Nehrin’in kıyısına taşındı. 230 köylü 2015 yılında bu yeni bölgeye yerleştirildi.</p>

<p><img alt="vedat oruc copler maden ocagı sabırlı köyü 1" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-maden-ocagi-sabirli-koyu-1.jpg" / width="1386" height="924"></p>

<p style="text-align:right"><em>Sabırlı Köyü'nün eski ve yeni hali.</em></p>

<p>Maden tesislerinin yapılacağı alan, Çöpler Köyü’nün bitişiğindeydi. Köyün taşınmasını isteyen maden şirketi, gerekli onayları aldıktan sonra Çöpler Köyünü maden alanının 250 metre aşağısına, Fırat Nehrinin kıyısına taşıdı. Şirket, 40 hane için 40 yeni dubleks ev inşa etti. Bu taşınma Çöpler Köyünde yaşayanların büyük çoğunluğu için aslında "ikinci hicret" anlamına geliyordu. Keban Barajı yapıldığında toprakları sular altına kalan Elazığlı Şafak Aşiretinin mensupları, 1968 yılında Erzincan'ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyüne yerleştirilmişti. Ancak bu kez de altın madeni nedeniyle köylerini ikinci kez taşımak zorunda kalmışlardı.</p>

<p>Anagold’un cömertliğinden Sabırlı Köyü sakinleri de payını aldı. Maden şirketi ve köylüler arasında, Ekonomik Yer Değiştirme ve Geçim Kaynakları Destek Protokolü adında belgeler imzalandı ve kurulacak maden ocağına rıza gösterecekleri ve dava açmayacakları taahhüdünde bulunan köylülere şirket tarafından 130’ar bin lira ödeme yapıldı.</p>

<p><img alt="vedat oruc copler maden ocagi protokol" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-maden-ocagi-protokol.jpg" / width="1386" height="1075"></p>

<p style="text-align:right"><em>Anagold'un köylülerle yapmış olduğu protokol.</em></p>

<p>İmzalanan protokolde, “destek alan köy sakinleri, hâlihazırda çalışan ve/veya ileriki süreçte çalışacak Anagold ve Alacer Gold Maden AŞ'ye [artık resmi adı SSR Mining] ortak olduğu grup ve bağlı şirketlerin sürdürdüğü ve sürdüreceği madencilikle bağlantılı projelere onay vermişlerdir. Yardım alanların, gerçek bir hak ihlâli dışında hiçbir türlü özel, idari ve/veya adli başvuruda bulunmaları yasaktır. Bu yasağın ihlâli durumunda, şirket verdiği 130 bin TL’lik yardım miktarını faizi ile birlikte geri isteme hakkına sahip olacaktır" deniliyor.</p>

<p>O dönem tek bir ons altın bile çıkarmamış Anagold’un bilançosuna yazılan tek masraf geziler değildi. Şirket bölgedeki itibarını artırmak için <u><a href="https://ebyu.edu.tr/anagold-madencilik-a-s-ile-universitemiz-arasinda-protokol-imzalandi/" rel="nofollow">2019 yılında</a></u> Erzincan Üniversitesine sponsor olup, mühendislik fakültesinin laboratuvar yapımını üstlendi. Benzer bir desteği 2014 yılında Erzincanspor’a sponsor olarak verdi. Sponsorluk anlaşmaları sayesinde Erzincanspor 2014-2021 tarihleri arasında Anagold24 Erzincanspor ismiyle müsabakalara çıktı. İliç'e 16 derslikli bir ilkokul yapılması için de valilik ve kaymakamlıkla protokol imzalandı. Maden ocağının web sitesinde bu projeler için yaklaşık <u><a href="http://www.anagold.com.tr/tr/responsibilities/kurumsal_sosyal_sorumluluk.html" rel="nofollow">5 milyon TL</a></u> harcandığı belirtiliyor.</p>

<ul>
 <li>
 <h3>MADENLER “VUR-KAÇ” TAKTİĞİYLE ÇALIŞIYOR</h3>
 </li>
</ul>

<p>Bölge insanı aslında madencilere aşina. Bölgede küçük çaplı madenler uzun süredir faaliyet gösteriyor. Ancak yerel halka göre, madenlerin çoğu “<em>vur-kaç taktiğiyle”</em> çalışıyor. Şirketler bölgeye geliyor, toprak örtüsünü kazıyıp cevheri alıyor ve çoğunlukla da geride borç bırakıp Erzincan’dan ayrılıyor. Bu yüzden de bölge halkı “<em>madenci</em>” denince iki kere düşünüyor.</p>

<p>Anagold da bölgeye ilk geldiğinde halkın onlara karşı soğuk davrandığı anlatılıyor. Ama Anagold yöneticileri bölgenin ekonomik sorunlarını fırsata çevirdi: Hayvancılık ve tarımla geçinen yerel halk, hükümetin üreticiyi borçlandırmaya dayalı politikaları nedeniyle zarar ediyordu. Birçoğu hayvancılığı bırakma noktasına gelmişti; borçlanmıştı ama hayvanlarının tamamını satsa bile borçlarını ödeyemiyordu. İthal hayvancılık kapısının açılması, bölge insanına büyük zarar vermişti. Hem ellerindeki hayvanlar hem de o hayvanlardan elde edilen süt ve peynir çok ucuza gidiyordu. Birçok besici hayvancılığı ya zar zor sürdürüyor ya da bırakmak zorunda kalıyordu. İşte böyle bir dönemde Kanadalı Anagold, ortağı Çalık'la birlikte bölgeye geldi. Önce bol bol para harcadılar. Görüştüğüm eski bir besici, “<em>5 liralık işe 500 TL ödediler. Milletin gözünü boyadılar” </em>diyor. <em>“Siyanürlü altın madeni buradaki insanlar için bir çıkış yolu olarak görüldü, gösterildi.”</em> Çok seçeneği olmayan bölge halkı, madene pek de direnemedi.</p>

<h3>BUKALEMİN TAKTİĞİ: SAHİPLERİ BİRKAÇ YILDA BİR DEĞİŞİYOR</h3>

<p>Rio Tinto, Anatolia Minerals, Çukurdere Madencilik, Alacer, Anagold, Lidya Madencilik, Çalık Holding, Avoca Resources ve SSR Mining… Bu isimler Çöpler Maden Ocağının resmen işletmeciliğini yapan şirketlere ait. Madende adeta bir şeyler gizlenmek isteniyormuşçasına, birkaç yılda bir ya maden işletmecisi firmanın ismi değişiyor ya da hisseler yeni tüzel kişiliklere devrediliyor. 1999 yılındaki ilk cevher arama faaliyetleri, dünya madenciliğinin en büyük şirketlerinden Rio Tinto ve ABD'nin Denver kenti merkezli Anatolia Minerals Development Limited’in Türkiye'de faaliyet gösteren alt iştiraki olan Çukurdere Madencilik ortaklığında başladı.</p>

<p>Rio Tinto sicili çokta parlak bir şirket değil. Dünyanın en büyük madeni unvanına sahip Gasberg Maden Ocağı yılda 125 bin ton zehirli attığı Ajikwa Nehrine bıraktığı için şu sıralarda Papua Yeni Gine’de korkunç bir çevre kirliliği yaşanıyor. Gasberg’deki bu faaliyeti yürütenler arasında Rio Tinto da var. Suları, balıkları, insanları ve toprağı zehirleyen maden yüzünden bölgede artık tarım yapılamıyor ve kıtlık yaşanıyor. Yaşanan bu kıtlıkta yüzlerce <u><a href="https://www.independent.co.uk/news/world/australasia/rio-tinto-papua-new-guinea-bougainville-mining-poison-rivers-b717118.html" rel="nofollow">insan öldü</a></u> ve ölmeye devam ediyor.</p>

<p>Çalışmalar uzun süre, işletme lisansına sahip Çukurdere Madencilik eliyle sürdürülüyor. 2009 yılında, yani siyanürlü maden çalışmaya başlamadan bir yıl önce, iktidara yakın Çalık Holding, Çöpler Madeninin yüzde 20 ortağı oluyor ve madeni işleten konsorsiyum Anagold ismini alıyor. Yani artık maden, Anatolia Minerals ve Lidya firmalarının ortaklığındaki Anagold Madencilik firmasının sahasıdır. 18 Şubat 2011’e gelindiğinde Anatolia Minerals, Avustralya’nın en büyük üçüncü altın üreticisi Avoca Resources’la birleşip Alacer Gold adını alıyor. Türkiye ve Avustralya ağırlıklı çalışan, hisseleri Avustralya ve Kanada borsalarında işlem gören Alacer Gold, Mayıs 2020’de Kanada merkezli bir başka firma olan SSR Mining’le birleşiyor ve böylece Çöpler Madeninin ortağı bir kez daha değişmiş oluyor. SSR Mining 70 yıllık bir şirket ama ismi yeni. Önceden Silver Standard Resources (SSR) adıyla uzun yıllar gümüş madenciliği yapan şirket, 1 Ağustos 2017 tarihinde adını ve logosunu değiştirip SSR Mining adını aldı.</p>

<h3>MADEN KİMYASAL ÇUKURUNA NASIL DÖNDÜ?</h3>

<p>Siyanür, pek çok metalle kolaylıkla birleşebilme özelliğine sahip olduğu için altın gibi metallerin cevherden ayrıştırılmasında kullanışlı bir kimyasal. Madencilik sektöründe de hem bu kullanım kolaylığı hem de düşük maliyeti sebebiyle tercih ediliyor. Çöpler Altın Madenindeki kimyasallaşma süreci, sülfürlü cevherin <em>siyanür liçi</em> yöntemiyle işlenmesiyle başladı. 2008 yılında sülfürlü cevherin siyanür liçi yöntemiyle işlenmesi için kurulacak sülfat tesis projesi için ÇED onayı alan Anagold, siyanür kullanma imkanına da kavuştu.</p>

<p>660 milyon dolar harcanarak yapımı 2014 yılına tamamlanan sülfat tesisi kurulduktan sora maden ocağı kapasite artırımı içi yeni bir ÇED raporu hazırladı. Raporun içinde maden ocağında kullanılacak kimyasalların listesi ve kullanılacak kimyasalların miktarını gösteren bir tabloya yer veriliyordu. Tabloya göre madende yılda 6,500 ton siyanür, 8,900 ton sülfürik asit, 410 ton nitrik asit ve tonlarca silika, gliserin gibi kimyasallar kullanılacaktı. Yani ÇED onayı aldığı taktirde bölge bir kimyasal cehennemine dönüşecekti. Buna rağmen ço geçmeden kapasite artışı başvurusu onaylandı.</p>

<p><img alt="vedat oruc copler madeni 2015 2022 İlk kapasite artırımı öncesi ve sonrası" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-madeni-2015-2022-ilk-kapasite-artirimi-oncesi-ve-sonrasi.png" / width="675" height="336"></p>

<p style="text-align:right"><em>İlk kapasite artışı öncesi ve sonrası</em></p>

<p>Nihai ÇED raporunda madendeki faaliyetlerin 16 yıl boyunca sürmesi hedeflenmişti. Yani 16 yıl sürecek proje için yaklaşık 1,720,000 ton zehirli atık doğaya salıncak. Ancak hedeflenen süre tamamlanmadan maden ocağının sahipleri değişti. 2020 yılında Alacer Gold ile Kanada merkezli SSR Mining şirketi birleşti ve yeni yönetimin aldığı ilk karar madenin kapasitesini bir kez daha artırmak oldu.</p>

<p>Munzur Dağları’nı eriterek altına dönüştüren şirket, bölgeyi kimyasal zehre boğmaya kararlıydı. Maden işletmesi kimyasallaşma sürecinde ardı ardına aldığı ÇED onaylarıyla bölgeyi çevreleyen açık ocakta agresif bir büyüme süreci sürdürdü. İşletme 13 yılda faaliyet alanını iki buçuk kat artırarak, yaklaşık 2,447 futbol sahası büyüklüğü alana yaydı. 7 Ekim 2021’de maden ocağı kapasite artırımı için ikinci ÇED onayını aldı. Yeni kapasite artışı için 1 milyon 162 bin 800 TL harcanması planlanan proje, ülkenin ve Avrupa’nın en büyük altın madeni unvanına aday.</p>

<p>7 Ekim 2021’de onaylanan ikinci kapasite artırımıyla birlikte maden, sülfürik asit kullanımını yıllık 9 bin tondan 122 bin tona çıkaracak. Siyanür kullanımı ise yıllık 11 bin tona ulaşacak. Madende siyanür ve sülfürik asit dışında, 16 çeşit çok tehlikeli kimyasal kullanacak. Halk arasında <em>kezzap</em> diye bilinen nitrik asitten ise yılda 1050 ton tüketilecek.</p>

<p><img alt="vedat oruc copler maden atık depolama havuzu" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-maden-atik-depolama-havuzu.jpg" / width="1388" height="792"></p>

<p align="right"><em>197 futbol sahası büyüklüğünde atık depolama havuzu</em></p>

<p>Kimyasal kullanımındaki artışla birlikte, ortaya çıkacak atık miktarı da yükselecek. ÇED dosyasında yer alan bilgilere göre şirket, 10 adet evaporatör (buharlaştırıcı) inşa edecek. Bu evaportörler aracılığıyla atık havuzlarında biriken zehirli maddeler buharlaştırılarak atmosfere salınacak. Ayrıca kapasite artırımı kapsamında madenin faaliyet alanı genişletilecek ve bir flotasyon (cevher zenginleştirme) tesisi kurulacak. Maden yerleşkesine bir atık depolama tesisi (ADT) daha inşa edilecek. İlk kapasite artırımı kapsamında inşa edilen 197 futbol sahası büyüklüğündeki atık depolama tesisi, madenden çıkan günlük 6 bin tonluk işletme atığı yüzünden, öngörülen tarihten daha önce dolduğu için, kapasite artırımıyla birlikte ikinci bir atık havuzu inşa edilecek.</p>

<p>Çöpler Köyü’nün eski yerleşim yerine inşa edilen madenin sınırları 1,747 hektarlık bir alana yayılacak. Bunun 783.72 hektarı orman, 95.93 hektarı ise mera alanlarından oluşuyor. Maden, Erzincan iline karayoluyla 120 kilometrelik mesafede ve il merkezinin batısında, İliç ilçesinin 850 metre mesafeye, Bahçe, Çöpler ve Sabırlı köyleri civarına konumlanacak. Kapasite artışıyla birlikte maden ile Fırat Nehri arasındaki mesafe 300 metreye düşecek. Madenin en yakın yerleşim merkeziyle arasındaki uzaklıksa 250 metre olacak. Genişlemiş maden yerleşkesi hem Sabırlı Köyüne hem de Çöpler Köyünün taşındığı yeni mahalleye 250 metre uzaklıkta olacak.</p>

<h3><strong>TESİS KAZAYA VE TOPLU ÖLÜMLERE AÇIK</strong></h3>

<p>Sabırlı köyünden Sedat Cezayirlioğlu’nun talebi üzerine kapasite artışı için hazırlanan ÇED Raporunu inceleyen Türk Toraks Derneği (Uzmanlık alanları, vücudun boyun ile karın arasında kalan organlar olan doktorların oluşturduğu dernek) Prof. Dr. Metin Akgün imzasıyla bir rapor yayınladı. Hazırlanan raporda, madende kullanılan asitler ve kimyasalların insan ve çevre sağlı üzerine olumsuz etkileri hakkında çarpıcı tespitlere yer veriliyor. Rapor, madende kullanılacak maddelerin hemen hepsinin insan sağlığı ve ekoloji açısından riskli olduğunu söylüyor. Madende kullanılan çoğu maddeyle temas sonucu ciltte, gözde, sindirim sisteminde zararlar oluşabileceği, maddelerin solunması halindeyse akciğerlerde hasar oluşabileceği ifade edilerek sülfürik asidin solunum sisteminde, göz ve deride ciddi yanıklara sebep olabileceği aktarılıyor. Benzer sorunların sodyum siyanür, nitrik asit, sodyum hidroksit ve diğer kimyasallara maruz kalınması halinde de ortaya çıkabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Akgün raporda, havuzlarda biriken atıkların risklerine de değiniyor. <em>“Atık&nbsp;alanlarında sızıntı veya yıkılma riski olması ya da yağmur sularıyla içeriklerinin yer üstü sularına karışması riski bulunduğu”</em> belirtiliyor. Ayrıca <em>“patlama sırasında ortaya çıkan </em>toz da solunum yolları ve akciğerler açısından tehdit oluşturmaktadır” deniliyor. Raporun devamında şu görüşlere yer veriliyor: <em>“İşletme çalışma süresince hiçbir risk olmayacağı gibi bir varsayımda bulunulsa bile maden işletmeciliği sona erdikten sonra bu atıklar ortadan&nbsp;kaldırılamadıkları için mevcut tehlike varlığını ilelebet sürdürecektir. Tesisin atık depolama alanı 788.386 metrekaredir. Yani atık alanı, bir metre genişlikte bir yolun Ankara-İstanbul arası gidiş-dönüş mesafesine eşittir. Bölgenin Fırat Nehrine yakınlığı ele alındığında olası bir sızıntı ve yıkımın yol açabileceği çevresel felaketin ne boyutlara ulaşabileceğini öngörmek mümkün değildir.</em><em> Kullanılacak maddelerin toprak-su-hava kirliliği yaratması kaçınılmazdır Bölgenin aktif fay hatlarına ve Fırat Nehrini besleyen su kaynaklarına yakın olması nedeniyle oluşabilecek bir kaza/afet durumunda olumsuz etkilerin Fırat Nehri Havzasındaki tüm coğrafyayı ve ekosistemini etkileyebilecek potansiyele sahip olduğu görülmektedir.” </em>Prof. Dr. Akgün, asitler ile siyanürlü çözeltilerin birbirlerine çok yakın ve temas halinde kullanıldığını ekleyip uyarıyor: <em>“En ufak bir dalgınlık ve acemilik telafi edilemeyecek felaketlere yol açabilir.”</em></p>

<p>Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi’nin 1996 yılında hazırladığı Türkiye Deprem Bölgeleri ve Erzincan İli Deprem Haritasına göre, madenin kurulu olduğu alan 2. Derece Deprem Bölgesinde yer alıyor. Bölgede meydana gelebilecek depremler, Türkiye’deki diğer maden felaketlerindeki gibi, atık havuzlarındaki kimyasalların, madenin 300 metre yakınındaki Fırat Nehrine karışmasına yol açabilir. Ya da iklim değişikliği kaynaklı aşırı iklim olaylarının yol açabileceği bir sel, atık havuzlarındaki maddeleri Fırat Nehrine taşıyabilir. Atık havuzlarında Şebinkarahisar’dakine benzer bir sorun yaşanırsa, Fırat Nehrinin erişimi de düşünüldüğünde, felaketin büyük bir bölgeye yayılması ihtimali İliç’te yaşayanları korkutuyor.</p>

<h3><strong>PEKİ YÜZLERCE TON SÜLFÜRİK ASİT NEREDEN GELİYOR?</strong></h3>

<p align="left">Şirketin ÇED raporlarında sülfürik asitin Bursa'dan TEKKİM Kimya Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden alındığı belirtiliyor. Tekkim, Suriye İç Savaşı sırasında Esad karşıtı güçlerin patlayıcı yapımında Tekkim ürünlerini kullandığı iddialarıyla gündeme gelmişti. Sülfürik asitin ayrıca Cengiz Holding'e ait Samsun'daki Eti Bakır'dan da alındığı söyleniyor. Eti Bakır'ın Samsun tesislerinde yılda 420 bin ton sülfürik asit üretiliyor. Bunun büyük bir kısmı da Çöpler’de bulunan kimyasal kuyularına taşınıyor.</p>

<p align="left">Madenin ÇED Raporları’ndaki yıllık kimyasal madde tüketim beklentilerinden hareket ederek aylık ve günlük tüketimleri hesapladığımızda, Çöpler Madeninde günde ortalama 30 bin ton sülfürik asit kullanıldığı tahmini yapılabilir. Yani 30 ton sülfürik asit her gün Bursa'dan veya Samsun'dan Erzincan’a doğru yol alıyor. Bursa'dan 1087 kilometre, Samsun'dan 451 kilometre yol kat eden tehlikeli kimyasallar İliç’e geliyor. Siyanür ve sülfürik asit çok tehlikeli kimyasallar olması nedeniyle, çok dikkatli ve özenle, eskortlarla taşınıyor ve nakliye işlemi sırasında yol güzergâhındaki trafik ekiplerine haber verilmesi gerekiyor. Ancak denetime tabi olsa bile, tanker kazaları hem İliç hem de tüm nakliye güzergahı için ciddi bir tehdit.</p>

<p align="left"><img alt="vedat oruc copler sulfirik asit kamyonu devrildi" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-sulfirik-asit-kamyonu-devrildi.png" / width="686" height="276"></p>

<p style="text-align:right"><em>2018 tarihinde Çöpler Maden Ocağına sülfürik asit taşıyan tankerlerden biri, İliç Meydanı’nda bulunan doğal kaynak suyu çeşmesinin bitişiğinde devrildi.</em></p>

<p align="justify">24 Ekim 2018 tarihinde Çöpler Maden Ocağı’na sülfürik asit taşıyan tankerlerden biri, şehir merkezindeki yolu kullanması yasak olmasına rağmen İliç ilçe merkezinden geçti. Kasabanın ortasındayken boşaltım hortumu patladı ve tankerin içindeki sülfürik asit İliç sokaklarına döküldü. Asitin döküldüğü yere beş metre mesafede, kentin içme suyu şebekesi bulunuyordu. Büyük bir felakete neden olabilecek bu kazaya, uzman ekipler tarafında hassasiyetle anında müdahale edilmesi gerekiyordu. Ancak ilçe sakinleri, kazadan saatler sonra olay yerine gelen belediye ekiplerinin etrafı hortumlarla yıkamakla yetindiğini anlatıyor.</p>

<p align="justify">İliç kent merkezinde yaşanan ne yazık ki tek kaza değil. 6 Haziran 2019 tarihinde, İliç yakınlarında Kuruçay-Kemah yol ayrımında Çöpler Madenine sülfürik asit taşıyan tankerlerden birisi devrildi. Tankerin içindeki 30 ton sülfürik asit çevreye saçıldı. Bölge karantinaya alınması gerekirken, çevreye saçılan sülfürik <u><a href="https://www.gazetevatan.com/gundem/sulfurik-asit-yuklu-tanker-devrildi-1258381" rel="nofollow">asitin</a></u> üzerine toprak serilerek olayın üstü örtüldü.</p>

<p align="justify">Çok geçmeden 26 Haziran 2019 tarihinde Çöpler Madeni, medyaya yansıyan benzer bir olayla daha gündeme geldi. Ayağına sülfürik asit dökülen Mehmet Can isminde bir işçi ağır yaralanmıştı. İddiaya göre, sülfürik aside maruz kalarak yaralanan Can, <u><a href="https://www.evrensel.net/haber/381872/ayagina-sulfurik-asit-dokulen-isci-kaderine-terk-edildi?a=9fea1" rel="nofollow">krem sürülerek iyileştirilmeye</a></u> çalışıldı. Durumu beş gün sonra daha da kötüleşince doktora gönderildi. Bir süre sonra da işten çıkarıldı.</p>

<h3 align="justify">“<strong>ASTIM, BRONŞİT VE KANSERLER ARTMIŞ DURUMDA”</strong></h3>

<p align="justify">Eşref Demir, Sedat Cezayirlioğlu ve Nuri Uyar. Bu üç isim yaklaşık 20 yıldır maden projesine direnen köylüler. Eşref Demir ve Sedat Ceyairlioğlu zehirli atık havuzuna 250 metre mesafede bulunan Sabırlı Köyü’nden, Nuri Uyar ise madenin cevher deposunun bulunduğu Çakmaktepe Maden Ocağı’nın bitişiğindeki Yakuplu Köyü’nden. Maden ocağının kurulmasından bu yana direnen isimler, bölgenin maden kıskacında olduğunu söylüyorlar: Bu üçlüye göre, maden şirketleri hukuksuz dayatmalarda bulunuyor ve köylüleri göçe zorluyor. Madenin yaratığı ekolojik tahribat sağlığı olumsuz etkiliyor.</p>

<p>Köyde özelikle astım ve akciğer kanserinde artış olduğunu belirten Sedat Cezayirlioğlu, şunları söylüyor: <em>“Verdiği zarar itibariyle dünyada eşi benzeri olmayan bir maden burası. Burada siyanürden yüzlerce kat daha zararlı kimyasallar kullanılıyor. Astım, akciğer ve bağırsak kanseri vakaları artmış durumda. Çocuklar sakat doğuyor. İnsanlar siyanürden zehirlenerek ölüyor. Madende çalışan işçilerde astım görülüyor. Arıcılık yapılamıyor, kovanlar sönüyor. İlçede tarım bitmiş durumda. Hayvancılık desen, değneğini bırakan madene koşuyor. Maden her geçen gün büyüyor ve tüm bölgeyi adeta yutuyor. 25 yılda dolması gereken kimyasal atık barajı iki yılda doldu ve kapasite artırımına gittiler. Atık barajı, 650 futbol sahası büyüklüğüne çıkacak. 350 metre aşağısında Fırat Nehri var. En ufak bir aksilikte buradaki kimyasallar çevreye saçılacak tüm ülkeyi etkileyecek, önü alınamaz bir felakete neden olacak. Atık barajını aktif fay hattı üzerine kurdular. Atık barajında bulunan sülfürik asit ve siyanür kimyasallarını atmosfere verecekler. Çocuklarımız geleceğini ABD’ye peşkeş çekiyoruz. Bölge Çernobil’e dönmüş durumda.”</em></p>

<p>Madende çalışan işçilerle konuştuğumuzda Cezayirlioğlu’nun anlattıklarını destekleyen bulgularla karşılaştık. Madenin altın döküm ve sıyırma alanında çalışan bir işçi, farkında olmadan üç yıl boyunca yoğun amonyak gazı sızıntısına maruz kaldığını anlatıyor. İşçi, çalıştığı alanda fenalaşıp hastaneye kaldırılıyor. Daha önce hiçbir kronik rahatsızlığı bulunmayan işçinin yapılan testler sonucu astım hastası olduğu ortaya çıkıyor. Ankara Atatürk Göğüs Hastalıkları Hastanesi Meslek Kliniği biriminden raporu olmasına rağmen çalıştığı bölüm değiştirilmeyen işçi aynı ortamda çalıştırılmaya zorlanıyor ve gaz sızıntısına maruz bırakılmaya devam ediliyor. Daha sonra işçi tekrar fenalaşıp tedavi altına alındığı sırada işten atılıyor. Buna karşılık işçi işe iade davası açıyor ve bilirkişilerin çalıştığı ortamı incelemesi sonucunda, çalışırken amonyak gazına maruz kaldığı ortaya çıkıyor.</p>

<p>Konuştuğumuz bir başka işçi de çalıştıkları ortamın iş güvenliğine uygun olmadığını ve yetersiz ekipman nedeniyle sık sık rahatsızlandıklarını söylüyor. Özellikle cevher kazıma alanında çalışan kepçe operatörleri, toza karşı alınması gereken önlemler olmadan çalıştırıldıkları için sürekli mineralli toz soluyor ve genç yaşta solunum yolu hastalıklarına yakalanıyor. Çöpler Madeni işçilerine göre, sağlık sorunlarının başında toz solunması sebebiyle oluşan astım gibi akciğer rahatsızlıkları geliyor. Yoğun gürültüden kaynaklı kulaktaki işitme kayıpları bunları izliyor. Ayrıca işçiler rahatsızlanmadıkları sürece sağlık taramasından geçirilmedikleri için kronik hastalardan çok geç haberdar oluyor. Dolayısıyla tozlu ortamda çalışmaya devam ettikleri için adım adım ölüme gidiyorlar.</p>

<h3 align="left"><strong>TARIM VE HAYVANCILIĞI BİTİRİYOR, </strong><strong>YABAN HAYATINI ÖLDÜRÜYOR</strong></h3>

<p>Çöpler Kompleks Madeni ikinci kapasite artışı proje alanının 80.32 hektarlık kısmı tarım arazilerinden oluşmakta. Tarım arazilerinin büyük bir kısmı Anagold tarafından satın alındı. Üstelik <em>Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik</em> gereği, tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımına olanak sağlayan izilnler de alınmış durumda. Bölgenin sarp yamaçları ve engebeli coğrafyası, ekilebilir alanların zaten oldukça sınırlı olmasına yol açıyor. Yani maden, tarım arazilerinin büyük bir kısmını işgal etmiş durumda.</p>

<p>Tarım, hayvancılık ve arıcılık yıllardır bölgenin en önemli geçim kaynakları. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019 yılında yaklaşık 130 ton doğal bal üretimi gerçekleşti. Diğer geçim kaynağı çiftçilikte ise yılda 120 ton üzüm, yaklaşık 600 ton elma, 234 ton ise armut üretimi yapılıyor. Hayvancılık üretimiyse daha geride. 2020 TÜİK verilerine göre, bölgede kayıtlı 2,387 büyükbaş, 572,600 küçükbaş hayvan bulunuyor. 2004 yılı verileriyle karşılaştırdığımızda, bölgedeki hayvan sayısının mesafe kat etmediğini görüyoruz. 2004 yılında da bölgede 2,308 büyükbaş, 552,600 küçükbaş hayvan bulunuyordu.</p>

<p>Tarım ve hayvancılık hala bölgenin en büyük geçim kaynağı ancak Çöpler Maden Ocağı bu olanağı tehdit ediyor. Her ne kadar bölgenin en büyük istihdam kaynağı maden olduğu iddia edilse de madenin istihdam kapasitesi ilçe nüfusunun küçük bir bölümüne yetiyor. Mart 2019 itibarıyla, 2,168 kişi (668 kişi Anagold’da doğrudan, 1,500 kişi taşeron firmalarda) istihdam ediliyor. Çalışan 2,168 kişinin 715’i İliç ve köylerinden geliyor. Yani yaklaşık 9 bin kişilik nüfusa sahip ilçede, istihdamda hala tarım ve hayvancılık ciddi bir ağırlığa sahip.</p>

<p>Sabırlı Köyünün eski muhtarı, madenin bölgenin geçim kaynaklarını tehdit ettiğini söylüyor. Eski muhtar Hüseyin Yıldırım’a göre maden geldikten sonra köylüler bir dönüşüm yaşamış: <em>“Maden gelmeden önce köylü hayvancılıkla uğraşır çiftçilik yapardı. Ancak maden gelince değneğini atan madene koştu, hayvancılık yapılmaz oldu. Üç-beş koyunu olan da artık Afgan çoban getiriyor. Bölgede çiftçilik eskisi gibi yapılmadığı için arpasıydı, samanıydı artık dışardan ithal ediliyor. O da çok maliyetli olunca köylü hayvancılığı hepten bıraktı. Artık yoğurt yemez olduk. Zaten yarın maden kapatılsa, bugün lüks içinde yaşayanlar aç kalacak. Yani bu maden kapansa her şey çöker. Köylü madene bağımlı hale getirildi maalesef.” Muhtarın anlattıkları daha önce başka bölgede duyduğumuz madencilik hikâyelerine </em>benziyor: <em>Maden gelir, köylüyü dönüştürür ve arkasında bir enkaz bırakarak çeker gider.</em></p>

<p>Erzincan bölgesi meşe balıyla meşhur. Dolayısıyla hayvancılıkla uğraşan her üç insandan biri mutlaka arı yetiştiriciliği de yapıyor. İliç’in Yakuplu Köyünden Nuri Uyar da 13 yaşından beri arıcılıkla uğraşıyor. Uyar bir yandan da madenin yaratığı tahribata karşı mücadele ediyor. Madenin yaratığı çevresel koşullardan Uyar’ın arıları da nasibini alıyor. 150 kovan arıya sahip olan Uyar, bir sabah uyandığında tüm arılarının öldüğünü gördü. İlk defa böyle bir olayla karşılaşan Uyar, arıların maden ocağının yarattığı tozdan dolayı öldüğünden şüpheleniyor: <em>“</em><em>Madende kullanılan kimyasalların buharlaşması ve madenin yarattığı toz arılarımı kaybetmeme neden oldu. 13 yaşımdan beridir arıcılık yapıyorum ve ilk defa arıların tozdan öldüğünü gördüm. Aslında arılar tozdan ölmez, normalde toz arttıkça arıların verimi düşer. Arılar kimyasaldan ölür. Genelde de dışarda ölür hepsi, hepsi birden kovanın içinde ölmez. 150 kovanın tamamındaki arıların, kovanlarının içinde ölü halde olduğunu buldum. Yani düşünün, arıların yaşamadığı bir yerde insanlar nasıl yaşasın?”</em></p>

<h3 align="justify"><strong>MADEN OCAĞI ADIM ADIM TÜM FIRAT HAVZASI’NI YUTUYOR</strong></h3>

<p align="left">Bırakın orman, mera ve tarım alanlarını, üzerinde yerleşim yeri bulunan toprakların bile maden projeleri için rahatlıkla ruhsatlandırılması ve ekonomik kriz derinleştikçe doğal kaynaklara olan yönelimi artması, Fırat Havzasının geleceğine dair karamsarlığı artırıyor.</p>

<p align="left">Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) <u><a href="https://www.yesildirenis.com/2019/07/27/munzur-daglarinin-tamami-maden-sahasi-ilan-edildi/" rel="nofollow">27 Temmuz 2019 tarihinde</a></u> yaptığı bir açıklamayla, 60 kilometrelik uzunluğa sahip Munzur Dağlarının tamamının maden sahası ilan edildiğini duyurdu. Tunceli için hâlihazırda planlanan 145 maden projesi bulunuyor. Kemaliye, Keban ve Divriği için de hazırlanmış maden projeleri var. Çöpler'in işte bu noktada bölgeye giriş ve madenciliğin yayılması için atılmış ilk adım olduğu ileri sürülüyor. Hatta Tunceli-Ovacık yakınlarında Cevizlidere'den Çöpler'e cevher taşınacağı bile iddia ediliyor.</p>

<p align="left">Maden ocağının 13 yıldaki agresif büyümesini dikkate aldığımızda iddialar, maden şirketlerinin bölgeyi kısa sürede terk etmeyebileceğini akla getiriyor. Anagold’un kendisine bağlı iştirakleri aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlerinden tespit ettiğimiz kadarıyla, şirket 23 farklı bölgede maden arama ruhsatına sahip. Ruhsatların çoğu ya kireç madeni kurmak ya da taş ocağı oluşturmak için alınmış gibi gözüküyor.</p>

<p>Anagold’un (artık SSR Mining) iştiraki şirketlerinden olan Tunçpınar Maden Şirketinin işlettiği Çakmaktepe Kompleksinden çıkarılan cevherin, Çöpler Maden Ocağına taşınarak işletildiği sır değil. Bu bilgi <u><a href="https://www.lidyamadencilik.com/projeler/kartaltepe" rel="nofollow">Tunçpınar’ın</a></u> internet sitesinde açıkça belirtiliyor. Ayrıca Çakmaktepe Kompleksinin kullanım <u><a href="http://eced.csb.gov.tr/ced/jsp/ek1/13840" rel="nofollow">ruhsatı</a></u> taş ocağı statüsünde olmasına rağmen altın üretimi kapsamında kullanılıyor.</p>

<p><img alt="vedat oruc copler madeni SSR mining sitesi" class="img-fluid" src="https://dokuz8habernet.teimg.com/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-madeni-ssr-mining-sitesi.jpg" / width="1387" height="747"></p>

<p>SSR Mining resmi internet sitesinde, Çöpler Madeninin çevresinde 11 altın madeni cevher bölgesi daha işaretlenmiş durumda. Bölgede 25 km genişliğinde, 17 km uzunluğunda bir alan Anagold'un ruhsat alanı olarak işaretlenmiş. Yani sadece Çöpler Köyü değil, İliç ilçesi dahil çevredeki bütün köyler madenin ruhsat alanı içinde. Yapılan yatırımlara ve Enerji Bakanlığının bölgede habire yeni maden sahaları açıklamasına bakılırsa, madencilik bölgede kolay kolay biteceğe benzemiyor. Madenin sınırları batıda Ortatepe, Bağıştaş, doğuda Sabırlı, Yakuplu, Çaltı ve İliç ilçesinin tepeleri ve güneyde Kabataş Köyüne kadar çoktan genişlemiş bile. Hatta İliç ilçesinin taşınması bile gündemde.</p>

<p>Madenin Kemaliye ve Ovacık’a kadar uzanan çevresinde, dağlar sondajlarla delik deşik edildi ve edilmeye devam ediliyor. Bölgeye iyice yerleşen ve madeni her geçen ay büyüten SSR Mining, şimdi de gözünü Kemaliye ve Ovacık’a dikmiş durumda. Şirketler istediği yerde sondaj yapıyor, istediği yerde istediğini arıyor.</p>

<p>Fırat Havzasındaki atık havuzlarının, siyanür liçiyle işlenen cevherden kalanları Fırat’a 300 metre mesafede muhafaza etmesi yeterince kötüydü. Ama şimdi bölgedeki yeni madenlerden getirilecek cevherin de Çöpler’de işlenmesi ve atık havuzlarının daha da hızlı dolması gündemde. Yani felaketin hem ihtimali hem de olası sonuçları gün geçtikçe büyüyor.</p>

<p></p>

<p><strong><em>* Bu haber <a href="https://www.medarder.org/" rel="nofollow">Medya Araştırmaları Derneği</a>'nin ICFJ (International Center for Journalists-Uluslararası Gazeteciler Merkezi) işbirliğiyle yürüttüğü "Yeni Nesil Araştırmacı Gazetecilik Eğitimleri Projesi" kapsamında hazırlanmıştır.</em></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKOLOJİ-ÇEVRE, ÖZEL DOSYA, ERZİNCAN</category>
      <guid>https://www.dokuz8haber.net/ozel-dosya-copler-altin-madeninde-artik-daha-fazla-siyanur-ve-asit-kullaniliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Mar 2022 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuz8habernet.teimg.com/crop/1280x720/dokuz8haber-net/uploads/2022/03/vedat-oruc-copler-maden-ocagi-1.jpg" type="image/jpeg" length="35968"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
