Diyanet'e bağlı Kuran kursundaki çocuk istismarının ortaya çıkmasının ardından RTÜK tarafından haber kanallarına ceza verilmesi üzerine Pir Sultan Abdal Derneği açıklama yaptı.

Erzurum'da Diyanet'e bağlı Kuran kursunda 7 çocuğa cinsel istismarda bulunulmasının ortaya çıkmasının ardından istismara ilişkin haberleri ekranlara taşıyan kurumlara Radyo, Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından ceza verilmesi yurttaşların tepkisini çekerken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi'nden de açıklama yapıldı.

Kararın Diyanet'in şikayeti üzerine alındığı hatırlatılan açıklamada, Diyanet'in varlığı ile laiklik ilkesinin ihlal edildiği vurgulandı. "Diyanet yalnızca sunni Müslüman cemaatin inanç hizmetlerini karşılıyor olup tüm inanç gruplarını ve inançsızları temsil etmemektedir" ifadelerine yer verilen açıklamada, pek çok dinci örgütün de Diyanet bünyesinde faaliyet yürüttüğü belirtildi.

"GELECEĞİMİZİ BU KARANLIK ZİHNİYETE TESLİM ETMEYECEĞİZ"

"Laik bir cumhuriyette Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun bulunması başlı başına laikliğe aykırı bir durum değilmiş gibi bu kurumun özgür basına sansür uygulanmasını sağlaması asla kabul edilemez" denilen açıklamada, "Ülkemiz artık suçluların değil, suçu halka duyuranların cezalandırıldığı bir yer haline gelmiştir!" ifadeleri de kullanıldı.

Açıklamada Diyanet'in kapatılması talebi de dile getirilirken, "Halkın haber alma hakkı ve bağımsız medyanın korunması da RTÜK’ün çoğunluğunun umrunda değildir. Oysa çocuklar bizim geleceğimizdir ve halkın umrundadır! Her birimiz tüm engellemelere rağmen çocukların çıkartamadıkları ses olmak zorundayız! Geleceğimizi bu karanlık zihniyete teslim edemeyiz, etmeyeceğiz!" denildi. 

Pir Sultan Abdal Derneği tarafından yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

Erzurum’da bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir Kuran kursunda 7 çocuğa 5 ay boyunca cinsel istismarda bulunulduğu ortaya çıkmıştı. İstismar faili dahil aynı kurstaki 7 görevli hakkında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yürüttüğü idari soruşturma neticesinde kimseye ceza verilmediği de ortaya çıkmıştı. Haklarında Erzurum İl Müftülüğü tarafından yürütülen soruşturmanın ardından bu kişilerin görevlerine iade edilmeleri üzerine Erzurum Valiliği’nin müfettiş görevlendirdiği de bilinmektedir.

Olaya dair haberleri ekranlara taşıyan Halk TV, KRT ve TELE-1 televizyon kanalları hakkında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şikayeti üzerine RTÜK tarafından oy çokluğuyla yüzde 2 para cezası verildi. 

"DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI LAİKLİĞE AYKIRIDIR"

Laiklik en genel anlamıyla herhangi bir inancınn devlet işleyişine müdahale etmemesi ve aynı şekilde devletin de inançlara müdahale etmemesi ilkesine karşılık gelir. Laiklik hem demokratik bir hukuk devletinin hem de inanç özgürlüğünün teminatıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı ise laiklik ilkesine aykırı şekilde devlet teşkilatı içerisinde yer alıyor olup merkezi bütçeden kendisine pay ayrılır. İnanç hizmetlerinin devlet aygırının içeriisnde olması hem inanç özgürlüğüne hem de devletin tarafsızlığına açıkça aykırılık teşkil eder. Ayrıca Diyanet yalnızca sunni Müslüman cemaatin inanç hizmetlerini karşılıyor olup tüm inanç gruplarını ve inançsızları temsil etmemektedir. Buna rağmen inanç alanındaki tüm konularda tam yetkili kılınması ve tüm vatandaşların vergilerinden pay alması açıkça inanç temelli ayrımcılık yasağının da kurumsallaşmış bir örneğidir. 

"KURUMUN KENDİSİ HİÇBİR ŞATAFATTAN TASARRUF ETMEMEKTEDİR"

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sürecinde özellikle hilafetin kaldırılması sonrasındaki inanç temelli tepkisel hareketleri önlemek ve inanç gruplarını yeni devletle barıştırmak amacıyla kurulduğu sanılan Diyanet'in bu amacına yerine getiremediği FETÖ darbe girişiminde açıkça ortaya çıkmıştır. Bilakis FETÖ ve diğer pek çok radikal dinci örgütlerin mensuplarının Diyanet bünyesinde faaliyet yürüttüğü bilinmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın merkezi bütçeden aldığı pay pek çok önemli bakanlığı geride bırakmıştır. Buna rağmen kurum yetkilileri lüks araçlardan inmemekte, yat gezilerinden geri kalmamakta ve sürekli olara bütçenin yetmediğinden yakınmaktadırlar. Halka azla kanaat etmeyi fetva eden kurumun kendisi hiçbir şatafattan tasarruf etmemektedir. İçerisinde olduğıumuz ekonomik kriz koşullarında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu akıl almaz harcamaları çok daha acı şekilde göze batmaktadır.

"ÖZGÜR BASINA SANSÜR UYGULANMASI ASLA KABUL EDİLEMEZ"

Laik bir cumhuriyette Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun bulunması başlı başına laikliğe aykırı bir durum değilmiş gibi bu kurumun özgür basına sansür uygulanmasını sağlaması asla kabul edilemez.

Erzurum’daki Kuran kursunda çocukların Diyanet personelince aylarca cinsel istismara maruz bırakılması olayını örtbas etmeye çalışan DİB’in tüm engelleme girişimlerine rağmen mağdur ailelerin çığlıkları yandaş olmayan basın kuruluşlarınca ekranlara taşınmıştır. Halkın haber alma hakkını yerine getiren özgür medya kuruluşları ne gazetecilik ilkelerini ne de hukuk kurallarını çiğnemeden yalnızca işlerini yapmışlardır. Ancak buna karşı çoğunluğunu Saray rejimi mensupların oluşturduğu RTÜK tarafından Diyanet'e bağlı Kuran kursunda yaşanan skandalları haberleştiren bağımsız televizyon kanallarına ceza kesilmiştir.

Trajikomik şekilde ise cinsel istismarın yaşandığı kurumdan sorumlu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan tek bir görevli dahi cezalandırılmamıştır. Ülkemiz artık suçluların değil, suçu halka duyuranların cezalandırıldığı bir yer haline gelmiştir!

"ÇOCUKLAR BİZİM GELECEĞİMİZDİR"

Laikliğe karşı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle yargılanmış olan Saray rejimi, laikliğe aykırılığın kurumsallaşmış hali olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nı iktidarının devamı için araç olarak kullanmak istemektedir. Ülkemizin körpecik evlatları ne Saray rejiminin ne de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın umrunda değildir. Halkın haber alma hakkı ve bağımsız medyanın korunması da RTÜK’ün çoğunluğunun umrunda değildir.

Oysa çocuklar bizim geleceğimizdir ve halkın umrundadır!

Her birimiz tüm engellemelere rağmen çocukların çıkartamadıkları ses olmak zorundayız!

Gözden kaçırmayın

"Türkiye'nin zayıf karnı sığınmacılar değil ekonomi" "Türkiye'nin zayıf karnı sığınmacılar değil ekonomi"

Geleceğimizi bu karanlık zihniyete teslim edemeyiz, etmeyeceğiz!