Kobani Davası’nda mahkeme heyeti, ara kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verirken dava avukatları, AİHM’in Yüksekdağ kararı sonrası Kobani Davası’nda tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, IŞİDin Kobanİ’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 17’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanİ Davası’nın 19’uncu duruşmasının 8’inci oturumu, Sincan Cezaevi Kampüsü Duruşma Salonu’nda görüldü. 

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından görülen davanın duruşmasına HDP Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatların yanı sıra izleyiciler katıldı.

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde ve farklı cezaevlerinde bulunan tutuklu siyasetçiler, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.

AİHM KARARLARI

Duruşma verilen aranın ardından avukat Ezgi Güngördü’nün beyanlarıyla sürdü. Güngördü, HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılaması devam ederken Eylül 2019’da 6-8 Ekim olayları kapsamında yeniden tutuklandığını hatırlattı. Dosyayı doğrudan ilgilendiren AİHM ve AYM kararlarının mahkeme heyeti tarafından uygulanmadığına dikkat çeken Güngördü, Yüksekdağ hakkında tahliye kararının, hukuken yargılaması bile olmaması gereken bir dosya yönünden verildiğini ifade etti. 

Yüksekdağ hakkında AİHM’in 8 Kasım tarihli kararına vurgu yapan Güngördü, kararda tutukluluğun kanuni olmadığına ve eylemlerle suçlama konusu arasında bir illiyet bağının olmadığına dikkat çekildiğini söyledi. Güngördü, söz konusu AİHM kararının siyasetçileri etkisiz bırakmak için yargının bir araç olarak kullanıldığını kaydettiğini dile getirdi. 

YÜKSEKDAĞ BU DOSYADAN TUTUKLU MU?

“Yüksekdağ bu dosyada tutuklu mu” diye soran Güngördü, AİHM kararlarının “tutuklu tutamazsınız” kararına vurgu yaparak, “Ben hangi dosyadan tahliye talep etmeliyim? Bunun cevabını ara kararınızda belirtmenizi istiyoruz” dedi.  Mahkeme heyetine, “Yargılama yapıyormuş gibi görünmeyin” diyen Güngördü, “Bu mahkeme hukuk güvenliğini yok etti. Sorularımıza cevap olmak zorundasınız. Adalet Bakanlığı’ndan 20 Mart 2020 tarihli Adalet Bakanlığı sorusu önünüze geldi mi? Geldiyse buna ne cevap verdiniz?” diye sordu ve Yüksekdağ’ın tahliyesini talep etti. 

‘FAİL OLMADAN CEZA DAVASI AÇILAMAZ’

Sonrasında söz alan avukat Metin Kaya, Kobanê Davası’nda gerçek faillerin bulunmadığını ifade ederken, “Fail olmadan sadece yardım edenler hakkında ceza davası açılamaz. Açılması için failin dosyada yer alması gerekir. Fail olmadan azmettiriciler hakkında da ceza davası açılamaz. Bizim davamızda düzenlenen iddianamede gösterilen 108 kişinin başka kişilerin azmettirdiği iddia edilmekte ancak mahkeme 108 kişinin olayın failleri olduğunu iddia ediyorsa ölen her bir maktüle 108 kişinin nerede, nasıl vurduğunu, kamera kayıtlarına bakarak kimin fail olduğunu tespit etmesi gerekir. 108 kişiden hangisi senin malını çaldı? Hepsi birlikte mi malını çaldı? Oysa mahkemede 108 kişinin gerçek fail olmadığını kabul ederek soru sormaya bile gerek görmemektedir. Mağdurlar hakkında katılma kararı verilirken buna uyulmayıp sadece azmettiricilerle yetinmesi CMK’nin ilgili maddellerine aykırıdır” diye konuştu. 

‘302’NCİ MADDENİN UYGULANMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR’

108 kişinin hangi cebri suçları işlediklerinin belirlenmediğini ifade eden Kaya, “Tüm mağdurlar yönünden davaya katılma kararı verilmişse de failler huzura alınıp diyecekleri sorulmadan CMK’nın ilgili maddelerine aykırıdır. Devletin birliğine ve bütünlüğüne saldırmayan, hangi örgütün yöneticisi oldukları açıklanmayan siyasetçiler hakkında TCK’nın 302’nci maddesinin uygulanması mümkün değildir. Müvekkillerim Selahattin Demirtaş, Ali Ürküt ve tüm sanıkların tahliyesini talep ediyorum” diye aktardı. 

Daha sonra avukat Çiğdem Kozan söz aldı. Avukatlarla tutuklu müvekkilleri arasındaki evrak alışverişinin mahkeme heyeti tarafından engellenmesine ve cezaevi idaresine bağlanmasına dair kurulan ara karara tepki gösteren Kozan, karardan vazgeçilmesini talep etti. 

TOKİ'den millet bahçeleri için bir ayda 1,5 milyar TL TOKİ'den millet bahçeleri için bir ayda 1,5 milyar TL

‘AKAT ATA’NIN SİYASİ FAALİYETLERİ İLLEGALİZE EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR’

Merdan Rüştü Ovalıoğlu’nun müvekkili Ayla Akat Ata hakkındaki muğlak ifadelerinin somut yurtdışı giriş çıkış kayıtlarınca çürütüldüğünü dile getiren Kozan, “Ovalıoğlu, ‘2-3 gün bizimle birlikteydi’ demişti. Kayıtlarda ise aynı gün gidip geldiği açık. Tanıkların bir sürü yalan beyanları var. Tanık beyanlarıyla müvekkilimin siyasi faaliyetleri illegalize edilmek isteniyor. TJA ve KJA illegalize edilemez. Haklarında bir karar olsa dahi AİHM’in ihlal kararları vereceğinden eminiz. Bu çabaları kabul etmiyoruz. Tamamiyle kadın mücadelesinde yer alarak siyasal faaliyet yürütmüştür” dedi. 

“Akat Ata HDP MYK’nın tweetine dair talimatı kimden almış” diye soran Kozan, buna dair dosyada hiçbir husus olmamasına rağmen Akat Ata’nın bu yönden Kobanê Dosyası ile bağlantısının kurulmaya çalışıldığını ifade etti.  

Ardından HDP eski MYK Üyesi İsmail Şengül söz alarak, Yüksekdağ AİHM kararında, HDP çağrısının düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildiğini belirtti. Şengül, “Bu tweetin mahkemenin de bu tweeti artık suç olarak görmediğini düşünüyorum. AİHM kararları yerel mahkemelerde bağlayıcıdır. Tüm siyasetçilerin artık tutuklu kalmasının herhangi bir hukuki gerekçesinin ortada kalmadığını düşünüyorum. Ben de bu dosyada AİHM’e gittiğimde benzer kararların benim için verileceği ortada. Bu bir süreç alacak. Peki ben bu süreci neden tutuklu olarak geçirmek zorundayım” diye sordu. Şengül, kaçma şüphesi olmadığının altını çizerek tahliye talebinde bulundu. 

YARGI VE SİYASİ İKTİDAR İLİŞKİSİ AİHM İÇTİHADINA KONU OLDU

Sonrasında beyanlarda bulunan avukat Kazım Bayraktar, yargılama ile siyasi iktidar arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Bir devlet düşünün ki AİHS’in 18’nci maddesinden defalarca mahkum olsun. Yargı ile siyasi iktidar arasındaki bağlantıların AİHM’in bir içtihadına konu olduğuna tanık olduk. Çözüm Süreci’nde meğer neler yaşanmış. Kamuoyuna ilan edilmiş , HDP ve temsilcilerinin süreçteki çabalarının iktidar tarafından hangi siyasi kurnazlıklarla neye alet edildiğini bir kez daha görmüş olduk. Mutabakatın nasıl ayaklar altına alındığını arkadaşlar açıkladı. Bu davanın siyasi saldırının parçalarından biri olduğunu biliyorduk. Bir kez daha AİHM’e konu oldu” diye ifade etti. 

‘AMAÇ İLLİYET BAĞI KURMAK’

HDP MYK’nın çağrısının demokratik bir çağrı olduğuna vurgu yapan Bayraktar, “Bu bir siyasi parti. Yıllarca mitingler, basın açıklamaları, çağrılar yapmış. Bu etkinliklere insanları çağırmış. Bu kadar deneyimli bir partinin DAİŞ katliamına karşı halkı sokağa çağırması için PKK’den talimat almaya ne amaç var? Amaç illiyet bağı kurmak. HDP kendi başına bu tweeti atabilir. Normal insan mantığına bile aykırılık söz konusu. Mahkemenin kurgusuna göre düşünürsek farzedelim ki tweet için PKK’den talimat geldi. Talimatın PKK’den geldiğini MYK üyelerinin bildiğine dair  bir delil, bilgi var mı? İddianamede de yok böyle birşey” şeklinde konuştu.

Bayraktar, AİHM Yüksekdağ kararı ile birlikte tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesinin zorunluluk olduğunu belirterek, “Aksi halde tam kanunsuzluk söz konusudur” dedi ve tüm siyasetçilerin tahliyesini talep etti. 

Sonrasında duruşmaya 20 dakika ara verildi. 

Aranın ardından avukat Cenk Yiğiter beyanlarda bulundu. Müvekkili Şengül’ün 2 yılı aşkın bir süredir tutuklu olduğunu hatırlatan Yiğiter, hakkında ifade veren gizli tanığın beyanlarındaki çelişkiye dikkat çekerken, dosyaya eklenen AİHM kararının Şengül yönünden de değerlendirilmesi gerektiğini aktardı. 

Yiğiter, 2 Ekim 2014’te MEclis’te Irak ve Suriye’ye dair bir tezkere çıktığını anımsatan Yiğiter, “Fakat 2 Ekim’den sonra koridor açılmıyor. Zaten AĞustos ayında Şengal’de bir katliam yaşanmış. Hemen akabinde böyle bir süreç başlamış. HDP Genel Merkezi Twitter adresi. Adresin attığı tweetler hala yayında. 6 Ekim’de ilk attığı tweette, ‘Parti Meclisi’miz eş genel başkanlarımız başkanlığında toplanıyor. GÜndem Kobanê’deki durum ve Türkiye’deki yansımaları.’ Türkiye siyasetini azıcık izleyen birisi o süreçlerde bu tweeti gördüğü zaman bunun sonucunda HDP’nin bir protesto çağrısı yapacağını bilir. Bu toplantının yapıldığı yer Eğitim-Sen Genel Merkezi. Toplantıdan bir buçuk yıl önce ortam dinlenmesi yapılmış bir yerdir. Kolay takip edilebilir bir yerde yapılıyor” dedi.

MYK toplantısına illegal birilerinin girdiği iddialarının boşa düştüğünü belirten Yiğiter, “Bu çağrıdan sonra nelere çağrılar yapılmış diye baktım. İstanbul için ‘ilçe meydanlarına’ denilmiş. İstanbul’da 6 Ekim günü yaşanan bir şiddet olayı yok. 6 Ekim günü için İzmir’de Alsancak için Ankara için Yüksel caddesi denilmiş. 6 Ekim’deki çağrılar bunlar. 7 Ekim’de İstanbul Sarıgazi HDP için, Bursa, Antalya, Antakya ve Mersin, Çorum ve Marmaris’e  yapılmış. Bu çağrıların yapıldığı yerler TÜrkiye’nin batısında. 6 Ekim’den itibaren bir takım twitter hesapları photoshop ile HDP’den atılmış gibi provokatif tweetler atmış. Buna dair HDP, açıklama yapmış ve DAİŞ’e Türkiye’den yapılan yardımlar kesilsin’ gibi bir açıklama yapmış Öyle özerklik falan filan gibi talepler yok” diye aktardı. 

“Çatışma isteyen bir parti, ‘barışın yolu kobanê’den geçer’ mi yazar” diye soran Yiğiter, “7 Ekim gecesi can kayıpları olan olaylar başlıyor. Bundan sonra bakıyorsunuz ki HDP artık çağrı yapmıyor. Böyle bir zeminde bizim hikaye, ‘hiçbirşey olmadıysa birşey oldu’dan başka birşey değil. Dosyaya ne girerse girsin demokratik protesto değişemez. HDP çağrılarının kapsamı değişemez. Bir insanın eline su tabancası vererek adam öldürmeye azmettiremezsiniz. Buradaki metinden TCK 302 çıkarımı yapılamaz. HDP’nin tavrı ortadadır. O yüzden artık yargılamanın geldiği yer itibariyle durumun açıklığa kavuştuğunu düşünüyorum ve tutuklu siyasetçilerin tahliyesini talep ediyorum” diye belirtti. 

‘YARGILAMA KÖREBE OYUNUNA DÖNDÜ’

Daha sonra HDP eski MYK Üyesi Meryem Adıbelli’nin avukatı Mustafa Baran beyanlarda bulundu. Adıbelli hakkında dosyada hiçbir somut delil olmadığını ifade eden Baran, “Müvekkilim hangi tarihlerde hangi eylemi yaptı? Savcı bey bunu somutlaştıramıyor. Mahkeme kararlarında gerekçelerin somutlaştırılması gerekiyor. Mahkeme de somutlaştırmıyor. Tanık Merdan Rüştü Ovalıoğlu, müvekkilim hakkında duyumlardan bahsediyor. Duymuş! Bunlar somutlaştırılmadan tutuklama gerekçesi yapamayız. Yargılama bir körebe oyununa döndü. Gözlerimiz kapatılıyor ve hadi çabalayın deniliyor. Tutukluluğun devamı artık adil yargılamanın ihlali durumuna getirildi” diye konuştu ve müvekkili Adıbelli ile tüm siyasetçilerin tahliyesini talep etti. 

AİHM Yüksekdağ Kararı’nın müvekkili HDP eski Parti Meclisi Üyesi (PM) Pervin Oduncu’yu da ilgilendirdiğini dile getiren avukat Zeynep Sedef Özdoğan, “Bu içtihad niteliğindeki kararlar gereğince tüm siyasetçilerin derhal tahliye edilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Mahkemeniz yeri geldiğinde evrensel hukuku uygulamak zorunda kalmaktadır, yeri geldiğinde ise bu tutumdan vazgeçmektedir. Oduncu’nun son olarak tahliye edilen iki dava arkadaşından dosyadaki ithamlar ve deliller itibariyle fazlası yok eksiği var konumundadır” ifadelerini kullandı. 

Dosyadaki açık ve gizli tanıkların “alenen yalan söylediklerini” belirten Özdoğan, Oduncu hakkında tahliye talep etti. 

Gültan Kışanak müdafi avukatı Gül Altay, Kışanak’ın sorgusunun yapılarak bu dosyaya dahil edilmesinin bir dizi hukuka aykırı işlemler sonucu gerçekleştirildiğini söyledi. Altay, “Gizli tanık beyanı diye birşey yok. KIşanak hakkında bir şey söylemiyorlar. Siz ise ısrarla teşhis yaptırarak ifade vermelerini istediniz. Neden ismini söyleyerek teşhis yaptırdınız? Gizli tanık demiş ki ‘Kışanak milletvekilidir.’ Bunu bütün dünya biliyor. Bunlar gizli çalışmalar değil ki” diye ifade etti. Müvekkilinin 6 yıldır tutuklu olduğunu hatırlatan Altay, yasa gereği 7 yıldan fazla tutuklu kalınamayacağını belirtirken derhal tahliye istedi. 

Gizli ve açık tanık beyanlarının birbirini çürüttüğüne dikkat çeken avukat Cemile Turhallı Balsak, tanıkların müvekkili Kürt siyasetçi Ayşe Yağcı yönünden somut olarak bir iddiada bulunmadıklarını söyledi. 

Daha sonra söz alan avukat Mahsuni Karaman ise AİHM Yüksekdağ Kararı sonrası verilen tahliye kararını “lütuf” olarak görmediğini aktardı. CMK 102’nci maddeye dikkat çeken Karaman, “2018 yılında Demirtaş ile ilgili AİHM bir karar verdi. Sonrasında mahkeme ısrarla Demirtaş’ı tahliye etmedi ama ne zaman ki AİHM Büyük Daire’nin bir duruşma yapacağı öğrenilince Demirtaş hakkında tahliye kararı verildi. O gün o fırsat bilindi, bugün ise siz bu durumu fırsat bildiniz. Karara uymuş değilsiniz” dedi. 

ADALET BAKANLIĞI’NA YAZI YAZILMASI TALEBİ

AİHM’in Yüksekdağ kararını verirken dosyadaki tüm tanıkları değerlendirerek karar verdiğini aktaran Karaman mahkeme heyetine, “Siz değerlendirmediğini nereden biliyorsunuz” diye sordu. Karaman, “Adalet Bakanlığı’na yazı yazılarak mahkemenizin dosyanızda dinlenen Mahir, Kerem ve Merdan Rüştü Ovalıoğlu’nun beyanlarının hangi tarihte AİHM’e gönderildiğini öğrenmek istiyorum” dedi. 

Sonrasında tutuksuz yargılanan Kürt siyasetçi Mesut Bağcık konuştu. Kobanê Davası’nda iki yıl tutuklu yargılandığını hatırlatan Bağcık, duruşmalardan vareste tutulmak istediğini söyledi. 

Avukat Mesut Beştaş, yürütülen muhakeme tarzı ve savunma hakkına olumsuz etkide bulunan koşullar nedeniyle yargılamanın “işkenceye” dönüştüğünü aktardı. Yargılamayı doğrudan etkileyecek mercilerin davaya katılma taleplerinin kabul edilebilir olmadığını ifade eden Beştaş, “Yargılama hukuka uygun olmayan bir yaklaşımla devam ettirilmektedir. Azmettirmenin gerçekleşmediğini söylüyorum” sözlerini kullandı. 

Beştaş, “AİHM Yüksekdağ Kararı’nın TCK’nin 77’nci maddesinin tanımı olduğuna da vurgu yaptı. 

İddianamede Kışanak’ın Kobanê’ye dair herhangi bir açıklamasının olmadığını belirten Beştaş, buna karşın Türkiye’nin Kobanê kentine dönük yardımlarını hatırlattı ve iktidar için suç olmayan konuların HDP ve Kışanak  için suç konusu yapılmaya çalışıldığını ifade etti. Beştaş tüm siyasetçiler için tahliye kararının verilmesini talep etti. 

AVUKAT BOZYURT: DURUŞMA PERİYODU SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL

Son olarak söz alan avukat Hakan Bozyurt, iki haftalık süren duruşma periyotlarının hem avukatlar, hem siyasetçiler için sürdürülebilir olmadığını aktardı. Dosyaya eklenen evrakların takip edilmesinin “imkansızlaştığını” dile getiren Bozyurt, duruşma periyotlarının makul hale getirilmesi yönünde karar kurulmasını talep etti. 

Mahkeme heyeti, avukatların tahliye taleplerinin ardından ara kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi. Mahkemenin kararını geç saatlerde açıklaması bekleniyor.