Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “Siz elektriğe, gaza ardı ardına zam yapacaksınız, üretim maliyetlerini üç ayda üç katına çıkaracaksınız, sonra da ekmek fiyatları artınca fırıncıyı, gıda fiyatları artınca da marketçileri suçlayacaksınız. Üç harfli marketleri fırsatçılık yapmakla suçlayacaksınız. Çok net olarak ifade ediyorum; bu ülkede en büyük fırsatçı, maalesef bu iktidarın kendisidir. Evet, bu ülkenin bir üç harfli sorunu var. O üç harfliler de AKP, MHP ve maalesef RTE’dir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın isimlerinin ön harfleri” dedi.

Temel Karamollaoğlu, bugün partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu, şunları söyledi:

“Dün sabaha karşı Meclis’te cereyan eden bir hadise karşısında, darp edilen İYİ Parti Milletvekili Sayın Hüseyin Örs hastaneye kaldırılmış, tedaviye alınmıştır. Bir kalp rahatsızlığı olduğu da söyleniyor. Durumunun iyi olduğu haberini aldım. Ancak bu darbı gerçekleştiren milletvekilinin Meclis’te ‘Bunlar olur, olağan şeylerdir. Ben özür dilemeyeceğim’ demesini, geldiğimiz noktanın ne kadar vahim olduğunu idrak etme bakımından dile getirmek istiyorum. Evet, hatalar olabilir. Meclis’te kavga çıkabilir. Bugüne kadar birçok defa bu husus meydana gelmiştir. Ama bunun neticesinde hastaneye birisi sevk edilmiş ve buna sebep olan milletvekili de ‘Ben özür falan dilemem, pişmanlık duymam’ derse vay halimize. Yani Meclis, kavga mahali olarak görülüyor. Bu da normal karşılanıyor. Hakikaten Allah akıl fikir versin. Sadece milletvekillerine değil, bu milletvekillerinin başındaki grup başkanlarına da genel başkanlarına da Allah akıl fikir versin demekten başka çare bulamıyorum.

EVET, BU ÜLKENİN BİR ÜÇ HARFLİ SORUNU VAR. O ÜÇ HARFLİLER DE AKP, MHP VE MAALESEF RTE’DİR”

Maalesef ülkemizin ve insanımızın gerçek problemleri gündemimizde kalmaya devam ediyor ama bunlara bir çözüm üretilemiyor. İşte bu haftanın bir bakıma sis bombası da -aslında bir milletvekilinin darp edilmesi çok önemli bir mesele, o da beklenmeyen bir gelişme ama- kasıtlı olarak ülkemizin gündemini değiştirmeye matuf bir girişim, market zincirleri üzerinde koparılan fırtına oldu. Ekonomimiz alev almış. Kriz her geçen gün daha da derinleşiyor. Krizle mücadele etmesi gerekenler, krizi değil algıyı yönetmenin peşinde koşuyorlar. Siz elektriğe, gaza ardı ardına zam yapacaksınız, üretim maliyetlerini üç ayda üç katına çıkaracaksınız, sonra da ekmek fiyatları artınca fırıncıyı, gıda fiyatları artınca da marketçileri suçlayacaksınız. Üç harfli marketleri fırsatçılık yapmakla suçlayacaksınız. Çok net olarak ifade ediyorum; bu ülkede en büyük fırsatçı, maalesef bu iktidarın kendisidir. Evet, bu ülkenin bir üç harfli sorunu var. O üç harfliler de AKP, MHP ve maalesef RTE’dir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın isimlerinin ön harfleri. Bu ülkede zamların da enflasyonun da hayat pahalılığının da yoksulluğun ve yolsuzluğun da tek sorumlusu, maalesef bizzat Sayın Cumhurbaşkanı ve ortağıdır. Şiddet mağdurlarının mağduriyetlerini gidermek adına uygulamada mevcut olan her türlü yasal engeli ortadan kaldırmak için gerekli düzenlemelerin aslında yapılmasına ihtiyaç vardır. Ancak Sayın Erdoğan ve ekibi, başkanlık sisteminin ülkemizin tüm problemlerini çözeceğini ve 2023’te bambaşka bir Türkiye oluşacağını iddia ederek 5 yıl önce bu milletten yetki istemişlerdi. Gerçekten de Türkiye, 5 yıl öncekine göre bambaşka bir noktaya geldi. 5 yıl önce vatandaşlara ‘Kiralayacak ev bulmakta zorlanacaksınız, evinize iki maaş girse de ay sonunu getiremeyeceksiniz; dolar 18 lira, enflasyon da yüzde 85 olacak’ denseydi, herhalde kimse bu söylenenlere itibar etmez, inanmazdı. Fakat ne yazık ki bugün Türkiye’de çocukların açlıktan okul sıralarında baygınlık geçirdiği, büyük şehirlerin merkezlerinde barınmanın çok zorlaştığı, tek maaşla geçinmenin imkânsız hale geldiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Her hafta dile getirdiğimiz ekonomik durumu, rakamlar çok daha net olarak ortaya koyuyor. İşte tüm bu olan biten karşısında suçluluğunun konuşulmasını istemeyen AKP iktidarı, sıranın kendisine gelmemesi için her ay başka bir konuyu konuşmaya çalışıyor, konuşturtmaya çalışıyor. Enflasyondaki artışta faiz lobilerini, dış güçleri, pandemiyi, stokçuları, Rusya-Ukrayna savaşını sorumlu gösteren iktidar, şimdi de dikkatleri dağıtmak için zincir marketleri gündeme getiriyor. Ekonomi yönetimindeki akıl dışı politikalarının üstünü örtmek için, ortağı ile enflasyonun sebebi olarak zincir marketleri gösteriyorlar. 2010 yılında, ‘Mahalle arasında bakkal olayı bitmiştir. Marketler, süper marketler halinde bunu aşmanın gayreti içinde olacaklardır’ dediler. Zincir marketlerin gerekliliğine vurgu yapan Sayın Erdoğan, şimdi gölge boksu yapmak için, adeta yeni hayali düşman olarak bu marketleri karşısına almış gibi gözüküyor. Marketler taşlanıyor. Çalışanlar belediye ekipleri tarafından azarlanıyor. Mafyavari kişilikler, yalnızca hükümetin yol açtığı pahalılığı raflardaki mallara yansıtma durumunda kalan iş adamlarına hakaretler yağdırıyor. Maaşlı trolleri, kadrolu gazeteleri, sadakatli yorumcuları, hayat pahalılığının tüm sorumluluğunu zincir marketlere yıkma gayreti içine girmiş bulunuyorlar maalesef. İnsanlara çözüm yollarını gösteremeyen iktidar mensupları, ancak insanları tehdit eder ve çözümü tehditte arar hale geldiler.

“EKONOMİYİ BU KADAR KIRILGAN HALE GETİREN, BU İKTİDARIN TA KENDİSİDİR”

Adı geçen marketlere zaten hiç gitmeyen tuzu kurular, şimdi boykot çağrısı yapıyorlar. İnsanlara ‘doları boykot edin’ çağrısı yapıp kendileri dolar istifleyenler yapıyor tüm bunları. Fakat bilinmelidir ki bugünkü hayat pahalılığının sebebi, üç harfli marketler değil, tek adamlı bu yönetim anlayışının çaresizliğidir. Pahalılığın sebebi, zincir marketler değil, MHP’ye prangayla bağlı olan AKP, Cumhur İttifakı’dır. Alınan tutarsız kararlardır ve uygulanan yanlış ekonomi politikalarıdır. Daha önce defalarca örnek verdik. Bugün dünyaya batığımızda; enflasyonda, gıda fiyatlarında, enerjide, sefalet endeksinde hep en kötü ülkeler arasında sayıldığımızı görüyoruz. Bazı verilerde ise dünya birincisiyiz; kötülük noktasında. Eğer iktidarın dediği gibi tüm bu tablonun sorumlusu birkaç marketse vay halimize. Herkes biliyor ki ekonomiyi bu kadar kırılgan hale getiren, bu iktidarın ta kendisidir. Suçlu iktidardır. İktidarın yanlış politikalarıdır. Bir başka açıdan, eğer ülkedeki ekonominin bu kadar kötüye gitmesine marketler sebep oluyorsa ekonomi yönetimindeki birkaç marketle baş edemeyen bu iktidarın beceriksizliği daha da endişe vericidir. ‘Üç tane marketle baş edemiyor’ manasına gelir.

İktidar, her konuda olduğu gibi bu konuda da halkı yanıltmaya çalışıyor. Üstündeki mesuliyetten kurtulmak için iktidar, bu marketlerin pahalılığı arttırdığını ileri sürüyor. Peki Tarım Kredi Kooperatifi’ne bağlı olan marketlerdeki fiyatlar zincir marketteki fiyatlardan çok mu farklı? Bir kısmı daha da fazla. 25 kalemlik bir alışveriş sepetinde Tarım Kredi Kooperatifleri’ndeki fiyatlar ile malum marketler arasında sadece 25 kuruşluk fark ortaya çıkıyor. Sadece 25 kuruşun siyasetini yapıyor bu arkadaşlar yani. Enflasyon maalesef bunu da etkiledi. Eskiden olsa ‘3 kuruşluk siyaset’ derdik bu yaklaşıma. Kira fiyatlarında da ev sahiplerini suçlamaktadır aynı iktidar. Çözümü de yüzde 25 sınır koymakta buldu. Peki devlet kurumları ve vakıflara ait lojmanlarda ev kiraları neden yüzde 100 arttırıldı? Bunun cevabının veremiyor. İktidar, şimdilerde başka yeni bir algının hamurunu da şekillendirme çabasının içinde. TÜİK’e göre, yüzde 85’e varan enflasyon, bu ay baz etkisiyle biraz düştü gibi gözüküyor. Şimdi önümüzdeki 5 ay boyunca, gıda fiyatları yüzde 5 artsa bile gıda enflasyonu, baz etkisiyle 30 puan düşmüş gibi gözükecek. İktidar, yüzde 10’lardan yüzde 80’lere çıkardığı enflasyonu ‘Bakın şimdi nasıl düşürdük’ diye tafra atmaya yeltenecek. Ama fiyatların nasıl artış gösterdiğini vatandaşımız zaten yaşayarak görüyor.

Herkes de zaten biliyor ki TÜİK fiyatları bugün gerçekleri yansıtmıyor. Bağımsız kuruluşların yapmış olduğu çalışmalarda iki misline kadar fazla olduğu da bir geçek olarak ortada duruyor maalesef. Evet, kasım ayında açıklanan yıllık tüketici enflasyonu düşüşe geçmiş gibi gözükecek. Ancak bilinmelidir ki bu durum, yükselişin zaten Kasım 2021’de başlamış olmasından kaynaklanıyor. TÜİK’in 2 yıllık TÜFE enflasyonuna bakarsak enflasyondaki artışın devam ettiğini görürüz. Ama milletimiz artık yandaş televizyon ekranına değil buzdolabındaki raflara, gazetelere değil sofra üstündeki tabağına bakıyor. Beştepe’deki birkaç bin dönümlük arazide her şey yolunda gözükebilir ama ülkemizin her bir sokağında, her bir mahallesinde, her şehirde ve semtte insanlar artık en temel ihtiyaç maddelerini alırken iki kere düşünmek mecburiyetinde hissediyor. Market sıralarındaki, sokaklardaki, okul kantinlerindeki 8-10 yaşındaki çocuklar bile hemen her hafta her şeye zam geldiğini konuşur hale geldi. Çocuklar… Çünkü onların da harçlıkları düştü. Yani yavrularımız bile ekonomiyi konuşurken iktidar ve ortakları, her konuyu konuşmalarına rağmen ekonomik meseleleri temelde bir türlü konuşma cesaretini gösteremiyorlar.

“ERDOĞAN, KENDİSİNE GÖSTERİLMEK İSTENENLERİ GÖRÜYOR”

Öyle bir kanaat var ki birçok insanda, Sayın Erdoğan’ın sosyal medya profili kişiselleştirilmiş gündemde. Yani Türkiye’de olup biteni sosyal medyada göremiyor. Kendisine gösterilmek istenenleri görüyor sadece. Bundan dolayı bir teklifimiz var. Kendi yandaşları her şeyden memnun. Bu memnuniyetinin Türkiye sathında da olduğu kanaatini Sayın Erdoğan’da oluşturmak istiyorlar. O da bu havaya kapılmış gibi. Türkiye’de herkesin aslında gidişattan memnun olduğunu zannediyor. Şimdi bu sıkıntıdan, bu çıkmazdan, kısır döngüden kurtulabilmesi için kendisine bir tavsiyemiz var. Sosyal medyadaki profilini kişiselleştirilmiş gündemden çıkartıp Türkiye gündemine alması. Çünkü kişiselleştirilmiş gündemde sadece yandaşlarının, her hâlükârda kendisini destekleyenlerin kanaatlerini takip edebiliyor. Eğer bunu gerçekleştirir, Türkiye gündemini ciddi manada takip etmek isterse o zaman KHK mağdurlarından, atama bekleyen öğretmenlerden, hayat pahalılığından, yüksek enflasyondan, işsizlikten, adaletsizlikten, liyakatsizlikten, daha değer kaybeden Türk lirasından, konut krizinden, EYT’lilerden, memur zammını bekleyenlerden, akaryakıta gelen zamlardan çok daha fazlasını bizzat kendisini görecektir.

2023 yılı, Türkiye’nin değişim ve dönüşüm yılı olacaktır. 2023 yılında Türkiye’nin seçim sonrasında yeni bir onarım ve atılım yılına gireceğini söyleyebiliriz. Ekonomiden siyasete, eğitimden adalete her alanda ortaya çıkan tahribatı çok kısa sürede ortadan kaldıracak ve çok hızlı bir şekilde Türkiye’de bir atılım süreci başlatacağız diye ümit ediyoruz. Bunu Millet İttifakı olarak, diğer bir tabirle Altılı Masa olarak gerçekleştireceğimize inanıyorum.

Türkiye’nin bugünkü halini şöyle bir özetlersek maalesef uygulanan yanlış politikalar ve yanlış yürütülen siyaset tarzı yüzünden nelerle karşı karşıyayız, onu görmek mecburiyetindeyiz. Bugün ülkemiz, hiç olmadığı kadar kutuplaşmış ve kamplara ayrılmıştır. Olağanüstü uygulamalar olağan hale gelmiş, baskı ve tahakküm artmış, tahammül edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Devletin omurgasını oluşturan kurumlar maalesef yıpratılmıştır. Ekonomi darboğaza girmiş, tarım ve hayvancılık tükenme noktasına gelmiştir. Dış politikada büyük bir kargaşa yaşanmakta; koskoca bir ülke sabah bir yana, akşam bir yana savurulur hale gelmiştir. Adalet sistemi iflas etmiş, mağdurlar ordusu oluşmuştur. Rüşvet, iltimas, adam kayırma, torpil ve partizanlık sıradanlaşmıştır artık. Eğitim yaz-boz tahtasına dönmüş, aile yapısı bozulmuş, suç ve şiddet artmıştır. Aziz milletimizin geleceği, yanlış yatırımlar nedeniyle ipotek altına alınmıştır. Gençlerimiz geleceklerinden ümitsizdir ve yarınlara dair umutları kırılmış, adeta yok olmuştur. Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün derinleşmiş ve milli gelirde işçinin payı azalırken sermayenin payı artmıştır. Yılın daha ilk 10 ayında, ilk kez, 100 liralık ana para için bütçede 142 lira faiz yükü, 85 milyon insanın sırtına yüklenmiştir. 100 liralık borç alacaksınız, bunun karşılığında da 142 lira faiz ödeyeceksiniz. Türkiye tarihinde ilk defa böyle bir durumla karşı karşıyayız. Daha da vahimi, israf ve yolsuzluk had safhaya ulaşmıştır. Bu rakamları görenlerin önce kendilerine bir çeki düzen verme ihtiyacı duymaları icap eder ki düzelme istikametinde bir adım atılabilsin.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ, SAĞLIK BAKANLIĞI'NIN SÖZLEŞMELİ PERSONEL GENELGESİNİ DEĞERLENDİRDİ: "HASTANELER ADETA HEKİMSİZ ÇALIŞTIRILIYORMUŞ" GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ, SAĞLIK BAKANLIĞI'NIN SÖZLEŞMELİ PERSONEL GENELGESİNİ DEĞERLENDİRDİ: "HASTANELER ADETA HEKİMSİZ ÇALIŞTIRILIYORMUŞ"

Her şeyden önemlisi, karşı karşıya kaldığımız ahlaki ve manevi tahribattır. Maalesef bugün bu ülkede inançlı insanların itibarı önemli ölçüde zedelenmiştir. Bütün sıkıntının başında, ahlaki ve manevi tahribat gelir. Bunu kimse unutmasın. Türkiye’yi bu vizyonsuzluktan, bu krizden çıkarmak için, bu sebeple 2023 yılı bir fırsattır. Türkiye’nin, -çok açık ve net olarak söylüyorum- Milli Görüş anlayışına ve vizyonuna, bugüne kadar hiç olmadığı kadar ihtiyacı vardır. Hiç bu kadar ihtiyaç duymadık Milli Görüş nosyonuna ve vizyonuna. Bizim vizyonumuz, kardeşçe yaşanabilir bir Türkiye oluşturmaktır. Farklı fikir ve kanaatlere sahip birbiriyle taban tabana zıt fikirleri savunan, ama bu ülkede kardeşçe yaşayabilen bir topluluk olmak mecburiyetindedir. Bunu da ancak Milli Görüş zihniyeti, anlayışı gerçekleştirebilir. Kimsenin kimse üzerinde tahakküm kurmadığı, insanlarımızın kendi inanç ve düşünceleri ile özgürce ve kardeşçe yaşayacağı bir Türkiye inşa etmek zorundayız ve biz bunu başarmakta da kararlıyız.”