İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine karşı açılan davalar, bugün Danıştay 10. Dairesi’nde görülmeye başlandı.

HABER: ESRA TOKAT

20 Mart 2021 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden ayrıldı.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine karşı açılan davalar, Danıştay 10. Dairesi’nde görüldü.  Danıştay Savcısı, mütalaasında sözleşmeden çekilme kararının hukuka aykırı olduğunu belirtti. Savcı Aytaç Kurt, mütalaasında TBMM'nin onayına bağlı bir uluslararası sözleşmenin kaldırılmasının da, yine TBMM'nin tasarrufuyla mümkün olabileceği belirtildi. Heyet kararı daha sonra açıklayacaklarını bildirerek duruşmayı bitirdi.

DANIŞTAY TARİHİNDE İLK: BU KADAR KALABALIK BİR DURUŞMA DAHA ÖNCE YAPILMADI

Danıştay'da görülen davada Mahkeme Heyeti Başkanı, "Danıştay adına belki de bu bir ilk. İlk kez bu kadar kalabalık bir duruşma yaşayacağız" dedi.

29 Ekim Kadınlar Derneği'nden Şenal Saruhan, Ankara Barosu adına  avukat Ebru Beşe, Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Ceren Kalay Eken, LGBTİ+ Merkezi Başkanı Seher Duygu Çildoğan, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Habibe Çiftçioğlu ve avukatı Mürşide Gizem Gürpınar, Büşra Marangozoğlu, Diyarbakır Barosu adına Nahit Eren, Kadın Hakları Merkezi Başkanı Avukat Aslı Pasimi, Hatica Demir, Kocaeli Barosu adına Baro Başkanı Bahar Gültekin Candemir, Av. Melikşah Korkmaz, Erzurum Barosu adına Avukat Selin Demirbozkurt ve avukat Yelda Koçak, SES adına Av. Linda Sevinç Kocaoğulları, Av. Hülya Gülbahar ve Av. Huriye Karabacak katıldı.

"BURADA OTURAN KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYMALISINIZ"

İlk sözü alan 29 Ekim Kadınlar Derneği'nden Şenal Sarıhan, şu ifadeleri kullandı:

"Eşitliği sağlayan bir sözleşmedir İstanbul Sözleşmesi. Kadının insanlık onurunu koruyor, çocuğun ve LGBTİ'lerin haklarını koruyor bu sözleşme.

İstanbul Sözleşmesi imzalandığında iktidar dahi bayram etmişti hatırlatmak isterim. İlk imzacısı bizdik sözleşmenin. Daha sonra bir gecede erkek egemen dünyanın sürdürülmesini isteyen bir anlayış tarafından hukuk dışı bir yöntemle fesih edildi. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu bir fesih girişimidir ve bunun karşısındayız.

Burada oturan kadınların çığlıklarını duymalısınız. Bu kadınlar için İstanbul Sözleşmesi bir yaşam meselesidir. Bu ülkede son 1 yılda yüzlerce kadın katledildi. Biz kadınlar yaşamak istiyoruz. Yaşamadıkça haklarımızın ne önemi var. Yaşamalıyız ve haklarımızı sıkı sıkıya elimizde tutmalıyız."

Danıştay İstanbul Sözleşmesi 4

KADINLARA MÜDAHALE

Danıştay binasının dışında bekleyen ve kabalık olduğu gerekçesiyle duruşma salonuna alınmaya kadınlar, duruma tepki gösterdi. Bunun çzerine kadınlar gözaltına alınmaya çalışıldı.

Gözden kaçırmayın

CHP'li Hancıoğlu; "Kadınların Vebali, Bu İktidarın Boynuna Olacak" CHP'li Hancıoğlu; "Kadınların Vebali, Bu İktidarın Boynuna Olacak"

Kadınların ve avukatların tepki üzerine gözaltı girişiminden vazgeçildi.

Avukat Selin Nakipoğlu, kadınlara yönelik polis müdahalesine tepki gösterdi ve kadınların İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

"SÖZLEŞME MÜLTECİ KADINLARI DA KORUYOR"

Ankara Barosu Mülteci Hakları Merkezi Başkanı Ebru Beşe de, "İstanbul Sözleşmesi mülteci kadınları da koruyor. Binlerce kilometre yürüyerek canlarını korumak için bu ülkeye sığınıyor bu kadınlar ancak biz onları koruyan bu sözleşmeden hukuksuzca çıkıyoruz" dedi.

Danıştay İstanbul Sözleşmesi 4 (1)

"HUKUKA AYKIRIDIR"

Ankara Barosu adına konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, şunları kaydetti:

"Dosyanın hukuki değerlendirilmesinde sorulması gereken sorunun uluslararası bir anlaşmanın onaylanması yürütme yetkisine ilişkin bir konu mudur? Değildir. Cumhurbaşkanı kararı ile İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi hukuka aykırıdır. Ancak Meclis kararı ile çekilinebilir. Bugün burda alacağınız karar Cumhurbaşkanlık Hükümet Sistemi'nin yargıya karışmasına dair alınacak derecede de büyük ve tarihi bir karardır. Bugün İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılırsa bir sabah uyandığımızda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden de Cumhurbaşkanlığı kararı ile çıkmanın önü açılabilir."

"BU KEYFİ VE MAKAM KARARI"

Ankara Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av Ceren Kalay Eken de, şöyle konuştu:

"Keyfi ve makam kararıdır bu. Hukuki değildir. Bir gece yarısı tüm kadınları, şiddetle mücadele etmek isteyen herkesi mağdur eden bir karardır. Hiçbir makam hiçbir kararla kendisine Anayasa'yı değiştiren bir yetki ve karar veremez. Bu yüzden hukuksuzdur."

danıstay-sözlesme-yeni (1)

"FESİH KARARI BİZİM AÇIMIZDAN YOK HÜKMÜNDEDİR"

Ankara Barosu adına konuşan Av. İlayda Doğan Kahraman, şu ifadeleri kullandı:

"Yurttaşların iradesi tek bir makam kararı ile yok sayılamaz. İstanbul Sözleşmesi şiddeti önleyen ve şiddetsiz bir yaşam sunan sözleşmedir. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasını kamu yararına hiçbir yararı yoktur. Türkiye'de her gün pek çok kadın katlediliyor ancak faillere iyi hal indirimi veriliyor. Yapılması gereken tek şey ise 'İstanbul Sözleşmesi'ni uygulamaktı. Bir kez daha hatırlatıyoruz devlet vatandaşlarını korumak ve buna dair politikalar geliştirmekle yükümlüdür. Bu yüzden fesih kararı bizim açımızdan yok hükmündedir."

"İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEFRET SUÇUNU ÖNLEMEYİ HEDEFLER"

Ankara Barosu LGBTİ+ Hakları Merkezi Başkanı ise, şöyle konuştu:

"LGBTİ+'ların var oluşuna dair konuşacağım. LGBTİ'ler her gün iktidar tarafından hedef gösterildi. İstanbul Sözleşmesi nefret suçunu önlemeyi hedefler. Şiddete uğrayan kişilerin cinsiyetine bakmaz. Bugün geldiğimiz noktada LGBTİ'lerin can güvenliği yoktur. Bugün vereceğiniz karar çok önemli. Tüm bu nefret söylemlerini, hedef göstermeleri meşru gösterecektir."

danıstay-sözlesme (4)

"TÜM KADINLARIN GÖZÜ KULAĞI BURADA"

Gelecek Partisi İnsan Hakları Genel Başkan Yardımcısı ve Anayasa Profesörü Serap Yazıcı da, "Cumhurbaşkanının kararı Anayasa'ya aykırıdır. Anayasamızın 138. Maddesini görevine getirmenizi yani bağımsız olarak kararınızı vermeli ve İstanbul Sözleşmesi'nin feshinin iptal edilmesini istiyoruz" dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Habibe Çiftçioğlu ise, "Bizler sözleşmenin daha da geliştirilmesini beklerken bir sabah uyandığımızda sözleşmeden çıkıldığını görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi sadece buradaki kadınların değil, tüm kadınların gözü kulağı burada. Dezavantajlı herkesi koruyan İstanbul Sözleşmesi'nin feshini iptal etmenizi istiyorum" diye konuştu.

Gaziantep Barosu Başkanı Av. İskender Kahraman, "İstanbul Sözleşmesi toplumsal güveni sağlayan bir sözleşmedir. Sözleşmeye uyulmadığı için bu kadar çok kadın cinayeti oluyor" dedi.

"BİZ KADINLAR ÖLMEK DEĞİL, YAŞAMAK İSTİYORUZ"

Diyarbakır Barosu adına konuşan avukat Hatice Demir, "Cumhurbaşkanının kendine Cumhurbaşkanlığı Kararı ile yetki vermesi hukuksuzdur. İstanbul Sözleşmesi'nin feshi bu noktada da hukuka aykırıdır" dedi.

Kocaeli Barosu Başkanı Bahar Gültekin Candemir ise, "İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmek değil, Anayasa'ya uygun yürütmek bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görevidir. Biz kadınlar ölmek değil, yaşamak istiyoruz" diye konuştu.

danıstay-sözlesme (3)

"SÖZLEŞMEYİ YAZARKEN, ERDOĞAN İLE DE GÖRÜŞTÜK"

Tekirdağ Barosu adına konuşan Av. Hülya Gülbahar, şunları kaydetti:

"Bugün her kesimden kadın İstanbul Sözleşmesi'ni savunmak için burada. Toplumun her kesiminin sahip çıktığı bir sözleşmeden çıkışı konuşuyoruz burada ne yazık ki. Kadınlar artık apartmanlardan patır kütür atılıyor, apartmanlar cinayet silahı olarak kullanılıyor. Şüpheli ölümler açısından bir araç haline geldi. Günde en az 3 kadın öldürülüyor. Sözleşmeye karşı çıkanlar çocuk istismarına af getirmek istiyor, tecavüzcü ile evlilik olsun istiyorlar. Evlilik yaşının 12'ye 13'e indirilmesi için uğraşıyorlar. Şiddete yönelik önlem alınmasın istiyorlar.

İstanbul Sözleşmesi'ni birlikte yazdık. Hatta dönemin Başbakanı Erdoğan ile de görüştük sözleşmeyi yazarken. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi aslında her noktada 'yerli ve milli'. Bu yüzden bu sözleşmeden nasıl çıkabiliriz?

Avrupa Konseyi pek çok ülkeye davetiye gönderdi İstanbul Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmesi için. Dünyanın her kıtasında kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+'lar için en ileri olan İstanbul Sözleşmesi'nin yürürlüğe girilmesi için uğraşılırken, bizler burada kendi sözleşmemizi savunmak zorunda bırakılıyoruz. Sözleşme yürürlükte olmadığı her gün kadınlar zarar görüyor, kadınlar öldürülüyor. Erkekler ise kadınları öldürmekten güç alıyor. Umarım bugün Türkiye'nin her yerinden gelen kadınların önünde İstanbul Sözleşmesi'nin feshini iptal edersiniz."

Gülbahar'ın konuşmasının ardından kadınlar, ayağa kalkarak alkışladı.

"KADINLARIN UMUDUNU VE KANINI, SİZ DEĞERLİ YARGIÇLARIN OMUZUNA BIRAKIYORUZ"

Erzurum Barosu adına konuşan TBB Başkan Yardımcısı Sibel Suiçmez, şu ifadeleri kullandı:

"Bugün bizler cübbelerimizin altında binlerce kadının çığlığını, kanını ve bir o kadar da umudunu getirdik. İstanbul Sözleşmesi bir insan hakkı belgesidir. İstanbul Sözleşmesi bizim kırmızıçizgimizdir. Sayın heyet başkanı sizden tarafsız, bağımsız ve hiçbir güçten korkmadan karar vermenizi bekliyoruz. Bugün bu dava, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan her bir vatandaşın güvenliğinin olup olmamasına dair karar verilecek bir davadır. Bugün burada verdiğiniz kararla 'Türkiye'de de yargı var' demek istiyoruz. Sizden beklediğimiz; kimseden korkmadan karar vermeniz. Getirdiğimiz kadınların umudunu ve kanını, siz değerli yargıçların omuzuna bırakıyoruz."

“BUGÜN BURADA SÖZLEŞMENİN FESHİNİ İSTEYENLER YARGILANMALIYDI”

Erzurum Barosu adına konuşan avukat Yelda Koçak, "Bugün tarihi birgün. Bu tarihi günde de hukukun üstünlüğü mü, üstünlerin hukuku mu buna karar verilecek. Kadınların hayatlarıyla daha fazla oynamayın ve gereğini yapın" dedi.

Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) adına konuşan Av Linda Sevinç, şunları söyledi:

"İstanbul Sözleşmesi kadınların mücadelesi sonucu yazılan bir sözleşme. Bu ülkede biz kadınlar her gün öldürülürken, burada bizi koruyan İstanbul Sözleşmesi'nim feshedilmesini konuşuyoruz."

Av. Huriye Karabacak ise, "Bugün burada İstanbul Sözleşmesi değil, sözleşmenin feshini isteyenler ve karşı çıkanlar yargılanmalıydı. Biz kadınlar çoktan sözleştik ve vazgeçemiyoruz" diye konuştu.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ BİZİM İÇİN HAYATİDİR”

Son konuşmacı avukat Candan Dumrul da, mahkeme heyetine dönerek şu ifadeleri kullandı:

"Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı kararı ile maske takma zorunluluğu kaldırıldı. Ancak görüyorum ki burada maskenizi takıyorsunuz hepiniz, çünkü Cumhurbaşkanı'nın verdiği bu kararın sizi korumadığını düşünüyorsunuz. İşte biz de İstanbul Sözleşmesi'nin feshinin kadınları korumayacağımı biliyoruz ve bu yüzden mücadele ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz.

Bu sözleşmeden çekilmek Çilem Doğan'ın, Şule Çet'in, Yasemin Çakal ve binlerce katledilen kadınların lehine değildir. Bizler ev içinde şiddet gören engelli kadınları, açık artırmayla satılan Ezidi kadınları, babası hala serbest olan nefret cinayeti ile katledilen Ahmet Yıldız'ı temsil ediliyoruz. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi bizim için hayatidir. Yaşamaktan vazgeçmemek için, bu ülkede güvenli bir şekilde yaşayabilmek için bu sözleşmeden vazgeçmek bizim için söz konusu bile değildir."

"FESİH KARARI HUKUKİDİR

Davalı avukatı Fatma Turan Daşdemir, "Cumhurbaşkanlığı kararı ile fesih hukukidir" dedi.

Cumhurbaşkanlığı kararını savunan avukat Emre Topal ise, şu ifadeleri kullandı:

"İstanbul Sözleşmesi'nin feshinin sonrası, kadınlara karşılık şiddeti önlemek konusunda bir aksaklık yaşanmamıştır. Burada iddia edilen herşey kopyala yapıştırdır ve gerçekçi değildir.

İstanbul Sözleşmesi'nin maddeleri taraf ülkelerin iç hukukunda nasıl uygulanacağını yanıtlamıyor. Bu yüzden fesih kararı yerindedir. Parlementonun onayladığı bir anlaşma yeniden parlamentonun kararı alınmadan fesih edilebilir, bu durum hukukidir. Bazı çevreler bunu hukuki değilmiş gibi gösteriyor."

Topal, "Biz Sayın Cumhurbaşkanımızın kararını yabancı raporlara göre değerlendirecek değiliz. Elbette ancak yine de böyle bir rapor var ve okumak isterim" diyerek Venedik Komisyonu raporunu okudu.

Karşı söz alan Av. Oya Aydın, "'Cumhurbaşkanı onaylamıyorsa, hiçbir değeri yoktur' anlayışı kabul edilebilir değildir. Kaldı ki 200 yıl önceden kalma düşüncelerle 'Yönetenin hikmetidir' denilerek sorgulamadan 'Her karar doğrudur' demek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na da aykırıdır" dedi.

Karşı söz alan TBB Başkan Yardımcısı Av. Sibel Suiçmez ise, davalı avukatlarına şöyle yanıt verdi:

"Dini kelimeleri kullanmayı hiç sevmem ancak, Allah kimseye inanmadığı kağıtları okuyacak duruma düşürmesin."

DANIŞTAY SAVCISI SÖZCÜSÜ: "KARAR İPTAL EDİLMELİ"

Danıştay Savcısı Sözcüsü, "Tarafları dinledim. Daha önce de söylediğim gibi Cumhurbaşkanlığı kararı iptal edilmeli" dedi. Kadınlar bu sözleri alkışlarla karşıladı. Heyet kararı daha sonra açıklayacaklarını bildirerek duruşmayı bitirdi.

68 BARODAN DURUŞMAYA KATILIM

İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Bingöl, Van dahil 68 baronun Kadın Hakları Merkezi, “İstanbul Sözleşmesi’ni ve hukuksuz kararın iptalini, çekilmenin anayasaya ve hukuka aykırılığını savunmak için 28 Nisan’da duruşmada olacağız” açıklamasını yaptı.

BAŞSAVCILIK “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'DEN ÇEKİLMEK HUKUKA AYKIRI” DEMİŞTİ

Danıştay Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla İstanbul Sözleşmesi'nden çıkırılmasına ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davada 3 Mart 2022’de mütalaasını Danıştay 10. Daire'ye vermişti. İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirten Başsavcılık, sözleşmeden ancak TBMM'de kabul edilecek yeni bir yasayla çıkılabileceğini kaydetmişti. Danıştay Başsavcılığı, "Kanun hükmünde sayılan ve usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hak ve özgürlüklerle ilgili İstanbul Sözleşmesi korunmalıdır" demişti.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

20 Mart 2021'de Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi"nden çıkılmasına karşı açılan davalar, 28 Nisan Perşembe günü esastan Danıştay'da görüşülecek. 'Toplumsal Cinsiyet' kavramının tanımını yapan ilk uluslararası sözleşme olma özelliği taşıyan İstanbul Sözleşmesi, kadınların yaşam hakkının korunması için oldukça önemli. Peki İstanbul Sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan bir Avrupa Konseyi sözleşmesi. Mart 2019 itibarıyla toplam 46 devlet ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı. Türkiye ise 12 Mart 2012'de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke oldu.11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’nin resmi adı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi. Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini amaçlayan, hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge niteliğinde. 1 Ağustos 2014 itibariyle yürürlüğe giren sözleşme bugüne kadar 34 ülkece imzalandı ve onaylandı. Sözleşmeyi imzalamasına karşın henüz onaylamamış ülkelerin sayısı 12, Avrupa Konseyi üyesi olup sözleşmeye imza atmayan ülkeler ise Rusya ile Azerbaycan.

İLK DEFA ULUSLARARASI BİR SÖZLEŞMEDE "TOPLUMSAL CİNSİYET" KAVRAMININ TANIMI YAPILDI

İstanbul Sözleşmesi “toplumsal cinsiyet” kavramının tanımını yapan ilk uluslararası sözleşme olma özelliği de taşıyor. Toplumun, kişilere, cinsiyete dayalı olarak biçtiği rollerin varlığına ve bu kapsamda kadınlara yönelik uygulanan şiddete dikkat çekiyor. Kadına yönelik şiddetin bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olduğunun altını çiziyor.

TÜRKİYE ONAYLAYAN İLK ÜLKE

Sözleşme İstanbul’da imzaya açıldığından bu adla anılıyor. Türkiye, aynı zamanda sözleşmeyi imzalayan ve onaylayan ilk ülke. Sözleşmeyi, herhangi bir maddeye çekince koymaksızın, imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaladı ve 14 Mart 2012’de de onayladı.

ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜ İLE MÜCADELE AMAÇLANIYOR

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.

KADINA YÖNELİK AYRIMCILIĞI DA YASAKLIYOR

Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktadır.

EKONOMİK ŞİDDET TANIMLAMASI

Sözleşme, yalnızca barış dönemlerindeki değil, silahlı çatışma dönemlerindeki ve silahlı çatışma sonrasında devam eden şiddeti de yasaklamaktadır. Sözleşme, “toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel almıştır ve toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belgedir. Sözleşme’de, ekonomik zarar veya ekonomik ızdırap da kadına yönelik şiddet biçimlerinden biri (ekonomik şiddet) olarak tanımlanmıştır.

SÖZLEŞME KAPSAMINDAKİ SUÇLAR

İstanbul Sözleşmesi taraf devletlere aşağıda belirtilen davranışlara yönelik cezai ya da hukuki yaptırım uygulamayı zorunlu kılıyor. Sözleşme kapsamındaki suçlar şu şekilde sıralanıyor:

Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)

Taciz amaçlı takip;

Tecavüz dahil, cinsel şiddet;

Cinsel taciz;

Zorla evlendirme;

Kadınların sünnet edilmesi;

Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

Sözleşme bu tip şiddet olaylarına sıfır tolerans gösterilmesini, mağdur olan kimse failin eşi, hayat arkadaşı ya da ailenin bir ferdi ise, aile içinde işlenen suçların gizli kalmamasını amaçlıyor.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİ İÇİN DEVLETTEN TALEPLER

Sözleşme ayrıca, taraf devletlerden, belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş olan kadınların özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulmasını da talep ediyor. Sözleşmenin kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla devletten talepleri;

Kadınlara yönelik şiddetin kabullenilmesine neden olan tutumların, toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesi;

Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi;

Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması;

Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi;

Halka ulaşabilmek için STK’larla, medyayla ve özel sektörle işbirliği yapılması.

KADININ KORUNMASI İÇİN

Sözleşmenin şiddete uğrayan kadının korunması için devletten talepleri;

Tüm tedbirler içinde, mağdurların ihtiyaçlarına ve güven içinde olmalarına en büyük önemin verilmesinin sağlanması;

Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanı sıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi;

Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması.

FAİLİN YARGILANMASI İÇİN

Şiddet uygulayan failin yargılanmasına yönelik devletten talepler;

Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması;

Gelenek, töre, din, yada “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması;

Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması;

Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması.

6284 SAYILI KANUN

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmak istenmesinin nedenlerinden biri; 6284 sayılı kanun. İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda; 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkarıldı. Çıkarılan bu kanuna göre; devlet, şiddetten şikâyetçi olan kadına, dilerse çocuklarıyla birlikte barınma imkânı veriyor. Süreç sona erene değin maddi yardım sağlıyor. İş ve hatta kimlik değişikliği yapmak isterse yardımcı oluyor. Şiddet uygulayan hakkında en az bir ay süreyle uzaklaştırma kararı alınıyor