Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM'ye sunulan ek bütçe teklifine, "6 ay önce kabul edilen bütçenin yüzde 86’sı kadar ek bütçe istiyor, böyle ek bütçe mi olur" diye tepki gösterdi. Baş, "Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler doymadılar, şimdi ikincisini geçirmek istiyorlar" ifadelerini kullandı.

Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Baş, şunları söyledi:

“TÜRKİYE EKONOMİK OLARAK BÜYÜK BİR KRİZ YAŞIYORSA BUNUN TEMEL NEDENİ BU İKTİDARIN PATRONDAN, SERMAYEDEN, SARAYDAN YANA EKONOMİ POLİTİKALARINDA İSTİKRARLI KARARLAR ALMASIDIR”

“Memlekette ekonominin kötü yönetildiğini söylemeye herhalde gerek yok. Bütün yurttaşlar, markete, pazara, fırına gittiğinde, saraylıların aldığı ekonomi karalarının hayatlarını nasıl etkilediğini yaşıyor. Genelde ‘ne yaptıklarını bilmiyorlar, bunlar cahil, ekonomi o yüzden kötü’ diye anılıyordu; biz, başında bu yana bu yoruma itiraz ediyorduk ama bugün Türkiye’de iktidarda olanların bir avuç beceriksiz, iş bilmez olmanın ötesinde ne yaptıklarını gayet iyi bilen insanlar olduklarını söylüyorduk. Gözleri keskin zekasında çok parlayan bakan, defalarca ifade etti, ekonomide patrondan, sermayeden yana bile isteye tercihlerde bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye ekonomik olarak büyük bir kriz yaşıyorsa bunun temel nedeni, bu iktidarın patrondan, sermayeden, saraydan yana ekonomi politikalarında istikrarlı kararlar almasıdır.

Metropoll'den haziran ayı anketi: Millet İttifakı yaklaşık 4 puan önde Metropoll'den haziran ayı anketi: Millet İttifakı yaklaşık 4 puan önde

“ÖYLE ÖNGÖRÜSÜZ BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ Kİ DAHA BİR YILIK BÜTÇE YAPMAYI BECEREMİYORLAR”

Elimize yeni bir teklif ulaştı, dün Meclis’e sunuldu. Bu teklifi Meclis’e gönderenler, ek bütçe istiyor. Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen bu teklif Meclis’te onaylanırsa ek bütçe almış olacak. Aralık ayında bütçe görüşmeleri yapıldı, bütün itirazlarımıza rağmen o bütçe Meclis’ten onaylanarak geçti. O bütçe tartışılırken ‘halkın bütçesi değil’ demiştik. ‘Sadece sarayı, yandaşları, patronları düşünen bu bütçe, aynı zamanda öngörüsüz bir bütçedir’ demiştik. ‘Siz yine gelip ek bütçe isteyeceksiniz’ demiştik. Hep şunu söylediler; ‘Asla böyle bir şey olmayacak, sakın aklınızdan bile geçirmeyin’. Dün akşam itibarıyla geçen 6 ay içerisinde muhalefetin söylediği ne varsa hayata geçmiş oldu. Öyle öngörüsüz bir iktidarla karşı karşıyayız ki daha bir yılık bütçe yapmayı beceremiyorlar.

“6 AY ÖNCE KABUL EDİLEN BÜTÇENİN YÜZDE 86’SI KADAR EK BÜTÇE İSTİYOR, BÖYLE EK BÜTÇE Mİ OLUR”

Bu kadar öngörüsüz bir iktidarın bu ülkeyi yönetmesi mümkün değildir. Büyük bir aldatmacayla karşı karşıyayız. Bütün gazeteler ‘ek bütçe’ olarak girdi değil mi? 1 trilyon 80 milyar lira ek bütçe istedi. 6 ay önce kabul edilen bütçenin yüzde 86’sı kadar ek bütçe istiyor, böyle ek bütçe mi olur? Dün itibariyle Meclis’e gönderilen, Erdoğan imzası taşıyan bu belge, iflasın itirafıdır. Saray diyor ki ‘Biz iflas ettik, battık, batırdık. Şimdi kurtarmak için çare arıyoruz, aman bize yardım edin’. Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler doymadılar, şimdi ikincisini geçirmek istiyorlar. Tüm yurttaşlarımıza bir sorumluluk düşüyor. Bir yıllık bütçeyi yönetmeyi beceremeyenler, bu ülkeyi yönetemezler. Bu ülkenin bir gün dahi bu iktidar tarafından yönetilmesi, yıllarca telafisi mümkün olmayan yeni zararlara yol açıyor.

“BÜYÜK İHTİMAL GİDERAYAK, KENDİ KASALARINI DA EMANET ETTİKLERİ KATAR’DAKİ HESAPLARA BİR GÜZELLİK YAPMA PLANI İÇİNDELER”

Bütçeyi gönderdikleri öneriyi inceledik; ‘Hesaplayamadık bu işleri, öngördüğümüz gibi kur fiyatları olmadı, enflasyon öngördüğümüz gibi olmadı, dolaysıyla para lazım. Para yetmedi, şuralara harcayacağız’ diye kalem kalem anlatıyor. Peki bu bizi neden ilgilendiriyor? Siz bir bütçe hazırlıyorsunuz da parayı nereden toplayacaklar? Zamlarla, hayat pahalılığı ile, kira krizi ile gırtlağına çöktükleri bu ülkenin emeği ile geçinen milyonlarca yurttaştan toplayacaklar, yine götürecekler o çetelere teslim edecekler. Bunu gönderme yüzsüzlüğünü gösterenlere soruyoruz. Yetmedi mi ya? Mazot zammı, elektrik zammı yetmedi mi? Markete gidip tükettiğimiz tüm temel besinlerden aldığınız vergi yetmedi mi? Memlekette çocuklar açlık kaynaklı hastalıklarla boğuşuyor. Doktoru, öğretmeni bile kirasını ödeyemiyor. Sizin aç gözlülüğünüzü, hırsızlığınızı, zenginliğinizi doyuramıyoruz, üstüne diyorsunuz ki ‘Biraz daha para istiyoruz’. Bunlar ne yaptığını gayet iyi biliyor, taammüden suç işliyorlar. Vatandaşın alın terinden kurulacak, ek değil bu koca yeni bütçe nereye harcanacak, biz bunu biliyoruz. Alacak yoksuldan, patronun çarkını döndürecek. Büyük ihtimal giderayak, kendi kasalarını da emanet ettikleri Katar’daki hesaplara bir güzellik yapma planı içindeler. Göz göre göre gerçekleşen hırsızlığa, yoksulluğa sessiz kalmayacağız. Açıkça ilan ediyorum; bu halkın 3 kuruşunu daha haramzadelere vermemek için elimizden gelen ne varsa yapacağız ve bu teklife karşı sonuna kadar direneceğiz. Tüm muhalefet güçlerine de hep birlikte direnme çağrısı yapıyoruz. Kararsız seçmenlere sesleniyorum. Alın size karar vermek için bir gerekçe; boğazınızdan geçen son lokmaya da göz koyanlar var. Bu göz dikmeye onay mı verilecek, karşı mı çıkılacak? TİP, emekçinin hakkını korumak için bu bütçeye ‘hayır’ demek konusunda çok kararlıdır, bunu şimdiden ilan ediyoruz.

“SİZİN, ÖLDÜRENLERİ AKLAYAN, KOLLAYAN BU DÜZENİNİZ BATSIN”

Yargı, skandal kararlara imza atmaya devam ediyor. Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i işkence ederek diri diri yakan Cemal Metin Avcı, sözde müebbet cezaya çarptırıldı. Arkasından haksız tahrik indirimi ile 23 yıla indirildi ceza; yatarı 14,5 yıl olarak hesaplanıyor. Bir kadını canavarca hislerle ve eziyet ederek öldüren bir erkek için yargının uygun gördüğü ceza bu. İnsanın söyleyecek sözü tükeniyor. Lanet olsun sizin adaletinize, insanlığınıza. Sizin, öldürenleri aklayan, kollayan bu düzeniniz batsın. Kızları öldürülen annenin, babanın yüzüne baka baka o katile ödül gibi sözde cezayı verdiniz ya söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Ama söz olsun, o kadın katillerine, onları aklayan, koruyanlara. Bu kadın katillerinin iktidar partisine, kadın ve LGBTİ’lerin yaşam hakkının güvencesi İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkmaya cüret edenleri asla unutmayacağımızı bir kez daha söylemek istiyorum, hiçbirinizi unutmayacağız. Bu ülkenin gencecik kadınlarını hunharca katledenleri yaratan ve kollayan sizin iktidarınızdır. Sakın bu kararların bozulmayacağını, bugünlerin hesabının sorulmayacağını düşünmeyin, uykularınız kaçsın. İktidar tarafından katledilen bütün kadınlara, o adalet arayan annelere ant olsun ki hesaplaşacağız.

“İKTİDARIN İSTEDİĞİ KARARI ALANLAR ÖDÜLLENDİRİLİYOR, İKTİDARIN İSTEDİĞİ KARARLARA ŞERH DÜŞEN ÜYELER SÜRGÜNE GÖNDERİLİYOR”

Yargı nasıl bu karaları veriyor sorusunun cevabı, son HSK kararnamesi oldu. 33 ilin başsavcısının, toplamda 5 bin 426 hakim ve savcının görev yeri değişti. Çok kısa bir süre önce seçim kurullarının başkanlarının düzenlenmesine dair bir değişiklik yapılmıştı. ‘Birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından kura ile çekilecek’ denmişti. Büyük ihtimalle bunu dikkatle gözeten bir HSK kararnamesi ile karşı karşıyayız. Mesela Gezi Davası’nda muhalefet şerhi düşen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi, Tokat Turhal’a tayin edilmiş. Kamuda çalışan herkes taktir ederken biz ‘sürgün’ diyebiliyoruz. Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı yürüten ve operasyonlara imza atan savcı, Malatya’dan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi üyeliğine atanmış, ödüllendirilmiş. İktidarın istediği kararı alanlar ödüllendiriliyor, iktidarın istediği kararlara şerh düşen üyeler sürgüne gönderiliyor. Böyle bir atama düzeni kurarsanız insanlar bu topraklardan umudunu keser ya kabuğuna çekilir ya da yurt dışına gider. Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtülmesine müsaade etmeyeceğini, gerekirse Birleşmiş Milletleri devreye sokacağını söyleyen bir Erdoğan vardı. Yarın ne oluyor? Prens Selman Türkiye’ye geliyor. Bununla HSK kararnamesini beraber okuduğunuzda şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız; Kaşıkçı cinayetinin şerh düşen hakimi Maraş’a, Prens Selman saraya. Kurdukları düzenin adı bu. Bu utanç aslında insan olana yeter ama iktidara yetmiyor.

“DÜNYADA EN ÇOK GAZETECİNİN HAPİSTE OLDUĞU KAYITLARA GEÇEN ÜLKE TÜRKİYE”

Meclis’i, yargıyı denetim altına almışlar, yürütme zaten ellerinde. Bir de 4. kuvvet vardı değil mi demokrasilerde; medya. Şimdi madem parlamento muhabiri arkadaşlarımız takıyor, biz de bu yasayı protesto etmek için biraz sesimizi yükseltelim, maskeyle konuşalım. Bu, sansür yasası. Bu, gazetecilerin ağzını bağlayan yasa. Sözde dezenformasyonla mücadele edeceklermiş; yersen. 2022’de dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke içinde 149. 2021’de 100 binden fazla sosyal medya hesabında inceleme yapılan ülke, 2019’da 84 bin 258 Twitter hesabını kapatan ülke, 2021’de binin üzerinde habere mahkeme kararı ile erişim engeli getiren ülke Türkiye. Dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu kayıtlara geçen ülke Türkiye. Daha geçen gün 16 gazeteciyi, üstatları FETÖ taktikleri ile demir parlaklıkların arkasına gönderen ülke Türkiye. Gerçek şu; yenildiler, kazanma şansları yok, gidecekler. Ne yapabiliriz diye tırmalıyorlar. En önemli kozları, ‘gerçekleri ne kadar gizleyebiliriz’; bunun için çok çaba sarf ediyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar gerçeklerin halka ulaşması için her türlü sorumluluğu yapacağız. Bu yasaya karşı gazeteciler, meslek örgütleri sokaklara çıkacaklar, yanlarında olacağız. Halkın ifade özgürlüğünü, haber alma hakkını hep birlikte savunacağız.

Buradan kayyuma direne Boğaziçi öğrencilerini bir kez daha selamlamak istiyorum. Bu arkadaşlarımıza 5’er ay hapis cezası verildiği haberini aldık, inanılmaz. Eylemlere katılmanın ötesinde, en önde kol kola girmeleri ceza gerekçesi olarak gösterildi. Bu da memleketin hukuksuzluklarına eklenmiş yeni bir örnek. Van’da gözaltına alınacağı söylenen bir kişi askeri araca bindirilirken kadınlar darp ediliyor, onlarca asker havaya ateş ediyor. Karşılarında onlara direnen herhangi bir güç yok ama bu amaç nedir, neyin şovunu yapıyorsunuz, kimi korkutmaya çalışıyorsunuz? Üzülerek söylüyorum; İsrail askerlerine benziyorsunuz, ‘aynı görüntüleri biz de verebiliriz’ yaklaşımı. Oradaki köylülerle dayanışma içerisinde olacağımızı, süreci takip edeceğimiz söyleyelim.

“SAYISIZ FOTOĞRAFI OLAN BİR ZAT SOYLU AMA HALKA AHLAK DERSLERİ VERİYOR”

Bunların merkezinde olan isimlerden bir tanesi, kamuoyunun ‘suç işleri bakanı’ olarak tanıdığı Soylu. Bu hafta yine bir fotoğrafı çıktı. MHP’nin görevden aldığı Diyarbakır İl Başkanı, soruşturma haberi MHP’ye erkenden ulaşınca bir görevden alma duyurusu yapıldı, ardından çocuk istismarı iddiasıyla tutuklandı. Daha önce Meclis gündemine taşınan fotoğrafları vardı Soylu’nun ilgili kişiyle. Bu samimiyet tartışması sorulmuştu kendisine. Şimdi tam anlamıyla yavuz hırsız ev sahibini bastırır; bir çocuk istismarcısı ile ilişkisinin kendisine sorulacağını beklerken Soylu, çok çarpıcı bir açıklama yapıyor. Bizi cinsiyetsizleştirip LGBTİ yapacaklarmış. Sen, çok istiyorsan kendi yakınlarında başla. Bu ülkenin ahlakı ile neden uğraşıyorsun? Saymaya kalaksak yetmez, sayısız fotoğrafı olan bir zat Soylu ama halka ahlak dersleri veriyor, memlekette İçişleri’nin başında, dönüp bir aynaya bakması gerekiyor.

“BU HALKIN EN KÜÇÜK BİR DEĞERİNİ ÇALAN ÇIRPAN KİM VARSA İKİ ELİMİZ YAKASINDA OLACAK”

AKP’nin önemli isimlerinden Nurettin Canikli… Gazeteci arkadaşımız Metin Cihan bu dosyaları açıklamaya devam ediyor, dün yeni bir dosya açıkladı. ByLock holdingin soyguncusu Ertunç Laçiner’in izine ulaşmış Metin Cihan. Bu soygun sürecinde Nurettin Canikli’nin payını açıklamış. Bu yolsuzluklara, hırsızlıklara rağmen iktidar cephesinden tık yok, çıkıp yalanlayamıyorlar bile. Sosyal medya yasasını bunlar için çıkarıyorlar, bunları engellemeye çalışıyorlar. Bu halkın en küçük bir değerini çalan çırpan kim varsa iki elimiz yakasında olacak. Derhal bu konu ile ilgili soruşturma başlatılmalı. Muhatapları açıklama yapmalı. Onlar açıklama yapmazsa biz, her hafta burada gerçekleşen bu yolsuzlukların, çökmelerin, halka ait olması gereken değerleri kendi kişisel servetine katanları kulaklarında tutup kamuoyunun önüne çıkaracağız, takipçisi olacağız. Bunların gözümüzün önünde çalınmasına çırpılmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha ifade etmiş olalım.”