CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Engin Altay, TBMM'de 'Sansür Yasası'nın 40’ıncı maddesinin de oylanıp kabul edilmesinin ardından aleyhte söz aldı. Altay, şunları söyledi:

“Biz ikna edemedik, görüyorum, bundan da üzüntü duyuyorum. Ben, bu nedenle, biraz önceki konuşmamı biraz değiştirdim, düşündüğüm konuşmayı değiştirdim. Türkiye’de gelmiş geçmiş beş başbakanla ilgili birer anekdot yüce Mecliste paylaşmak istiyorum. Beş başbakandan önce, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözünü Genel Kurula nakletmek istiyorum: “Fikirler cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez.” Kodesle de hapis tehdidiyle de öldürülemez.  Şimdi, bu yasanın müellifi ya da mucidi ya da isteyeni şüphesiz Sayın Erdoğan’dır ve onun ortağıdır. Herhâlde Stalin’den esinlendiler. Şunun için, Stalin’in bir sözünü de burada nakletmek istiyorum. Stalin şöyle demiş: “Kelimeler silahlardan daha güçlüdür. Düşmanların silahlanmasına izin vermiyoruz, neden konuşmasına izin verelim?” Bu yasa Stalin kafasıdır.

“ECEVİT, BAŞBAKANLIK KONUTUNDA YEDİĞİ, İÇTİĞİ HER ŞEYİ CEBİNDEN ALMIŞTIR”

Rahmetli İnönü, Başbakan, Nazilli Basma Fabrikasında o günkü parayla 2,5 liralık bir usulsüzlük müfettiş raporların yansıdığı için Başbakanlıktan istifa dilekçesini yazıp Atatürk’ün önüne koymuş; devlet adamlığı önce böyle olur. Rahmetli Menderes oğlunu ticaretten menetmiştir. ‘Sen Başbakan çocuğusun, bu ülkede para kazanacak bir iş yapamazsın’ demiştir. Başka bir Başbakan örneği vereceğim. Rahmetli Bülent Ecevit öldü. Rahmetli Ecevit, Amerika’ya Kıbrıs’ta, Afyon’un haşhaş tarlalarında meydan okumuş ve o Ecevit öldükten sonra halısı satılmak zorunda kalmıştır, satılmak ve Başbakanlık konutunda yediği, içtiği her şeyi cebinden almıştır; bu da başka bir örnek.

“BAŞBAKANA HAKARET ETTİ DİYE VATANDAŞ TUTUKLANIR MI?”

14 Ekim 1979, Demirel Başbakan. Antalya’nın Manavgat ilçesinde vatandaşın biri kahvehanede Süleyman Demirel’e sövüp saymış ve savcı da Demirel Başbakan olduğu için resen soruşturma açmış, avukatına da yazı yazmış ‘Şikâyetçi misiniz?’ diye. Avukatı Yaşar Topçu -benim de hemşehrim- bir sabah Demirel’e gidiyor, ‘Ne var, ne yok Yaşar?’ ‘Önemli bir şey yok ama böyle böyle bir olay var’ diyor. Demirel’in cevabını okuyayım: ‘Bu hâkim ve savcı arkadaşlar bazen kantarın topuzunu kaçırıyorlar. Başbakana hakaret etti diye vatandaş tutuklanır mı ya? Biz burada oturuyoruz, haberimiz yok. Yaptığımız uygulamalarla kim bilir adamı nasıl bunalttık, canını nasıl sıktık ki bize galiz küfretmiş. Yaşar, Antalya’ya git, davacı değilim, adamı hapisten çıkar’. Bu da bir Başbakan örneği. Bu ülkenin içinde bulunduğu gelip geçmiş bu tablo içerisinde bu saydığım örnekler içinde İnönü, Menderes, Ecevit, Demirel, hiçbiri Erdoğan’a benzemiyor, hiçbiri. Erdoğan’a benzettiğim tek örnek Stalin.

“BU YASAYLA BEN LİG DÜŞECEĞİZ DEMİYORUM, DÜNYA MİLLETLER AİLESİ İÇİNDE KATEGORİ DIŞI KALACAĞIZ”

Demokrasi ve Özgürlükler Endeksi’nde 103’üncü sıradayız biz dünyada. Yolsuzluk Endeksi’nde 96’ncı sıradayız, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 140’ıncı sıradayız, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 112’nci sıradayız. Bu yasayla ben lig düşeceğiz demiyorum, kategori dışı kalacağız, dünya milletler ailesi içinde kategori dışı kalacağız.

“HİTLER, MUSSOLİNİ POLİTİKASINA KARŞI OLMAK BİZİM NAMUS GÖREVİMİZDİ, ONU YAPTIK BU HAFTA”

Münakaşa olur, müzakere olur. 40 maddelik bir yasayı iki haftada zor bitiriyoruz, o da gece geç saatlere kadar çalışarak. Biz, getirdiğiniz her şeye karşı olmak arzusunda değiliz, böyle bir merakımız yok. Ama millete, yandaş olmayan vatandaşa ve muhalefete diz çöktürme, muhalefeti, basını ve vatandaşı susturma politikasına yani Stalin politikasına, Hitler politikasına, Mussolini politikasına karşı olmak bizim namus görevimizdi, onu yaptık bu hafta bu Mecliste. Sizler, büyük çoğunluğunuz parti aidiyetiyle bu yasaya ‘evet’ vermiş olsanız bile iç dünyanızda çok oturtmadığınızı biliyorum. Size acıyorum. Bu akşam evlerinize gittiğinizde başınızı -selamlama için- yastığa koyduğunuzda bence hiç değilse şunu yapın: ‘Allah’ım -Tayyip Bey yapar ya- beni affet’ deyin.”