Balkan, Çanakkale ve İstiklal savaşlarına katılan ve 110 yaşında vefat eden Dünyanın En Yaşlı Gazisi, Çanakkale 57. Alay Şehitliği’nde Heykel anıtı yapılan Hüseyin Kaçmaz’ın oğlu, BM Dünya Barış Elçisi Turgut Kaçmaz, “Gücüm yettiği sürece babamın savaş anılarını gelecek nesillere anlatarak yaşatmaya devam edeceğim” dedi.

Haber: Timuçin Özat

Zonguldak’ın Ereğli ilçesinden, dünyanın en yaşlı gazisi unvanına sahip, Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri, 1994 yılında 110 yaşındayken vefat eden Hüseyin Kaçmaz’ın oğlu, Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Barış Elçisi 86 yaşındaki Turgut Kaçmaz, babasının savaş anılarını yurdun dört bir köşesinde verdiği konferanslarla yaşatıyor.

Babası Hüseyin Kaçmaz’ın savaşta yaşadıklarını kendisine detaylı şekilde anlattığını ve her anlatışında gözlerinin dolduğunu söyleyen Turgut Kaçmaz, babasının anılarını yeni nesillere anlattığını ve her sene farklı il ve ilçelerde konferanslar verdiğini kaydetti.  

Tarih kitaplarında bile yazılmayan detayları anlatan Kaçmaz, 8-11 Haziran 2021 Haziran tarihinde gerçekleştirilen, Kurtuluş Savaşı'nda İnebolu Limanı'na gelen silah ve cephanenin Anadolu'ya sevk edildiği güzergahta düzenlenen "Atatürk ve İstiklal Yolu Yürüyüşü"nde de, 95 kilometrelik yolu en önde yürümüştü. Turgut Kaçmaz ayrıca, Çanakkale’de her sene gerçekleştirilen etkinliklere de katlıyor, yürüyüşlerde yer almaya devam ediyor. Kaçmaz, sadece 2020 ve 2021 yıllarında koronavirüs sebebiyle bazı etkinliklerin iptal olduğunu bazılarının da az katılım sınırıyla yapıldığını belirtti.

photo1647413002 (3)

Gözden kaçırmayın

Erdoğan'ın 'millet bahçesi' açılışına kalabalık olsun diye memurların katılımı zorunlu tutuldu Erdoğan'ın 'millet bahçesi' açılışına kalabalık olsun diye memurların katılımı zorunlu tutuldu

“OĞULSUZ KALAYIM, VATANSIZ KALMAYAYIM”

dokuz8haber’e verdiği röportajda, babası Hüseyin Kaçmaz’ı ve savaş sürecinde yaşanılanların bir kesitini anlatan Turgut Kaçmaz, duygusal anların yaşandığı söyleşimizde şu ifadelere yer verdi:

“Plevne Gazisi Ahmet oğlu Yusuf’un bir oğlu dünyaya gelmişti. Babam 1884 yılında Karadeniz Ereğli ilçesinin Kestaneci köyünde doğar. Sabah ezanıyla birlikte adını ‘Hüseyin’ koyarlar. Babamın annesi de babamın asker olmasını, hatta vatan için gazi ya da şehit olmasını çok istemiş. Babam askere gider. Balkan Harbi’ne katılır. Balkan Harbi’nden boynu bükük olarak köyüne döner. Çanakkale savaşları başladığı zaman köydeki arkadaşlarıyla birlikte gönüllü olarak Çanakkale’ye gelirken anası şu öğütleri verir: ‘Oğul; vatan için, millet için, bayrak için, din için harbe gidiyorsun. Unutma ki Balkanlarda alnımıza sürülen kara lekeyi silmeden köyüne dönersen ak sütüm sana haram olsun. Vatan, millet, bayrak ve bu din uğruna orada şehit olursan bağrıma taş basar, başım dik, gururla yürürüm köyümün sokaklarında babanla birlikte el ele…’ der. Babamın annesi: ‘Ben onun beşiğini sallarken oğlum beni şehit veya gazi anası yapacak diye ninniler söyledim’ demiş…

photo1647413002 (2)

‘Yaralanıp, sakatta kalsan, bakarım sana oğul. Bir adım bile kaçarsan, arkanı dönersen, analık hakkımı, sütümü sana helal etmem. Haydi git oğul, yoluna git. Ben oğulsuz kalayım ama vatansız kalmayım. Al şu Kuran’ı, ya şehit ol, ya gazi…’ der…

Babam bütün savaşlarda annesinin söylediklerini gönlünde hisseder, kulaklarında yankılanır. 8 ay 16 gün oluk oluk kanın aktığı yerdir Çanakkale. Bir metrekareye altı bin merminin düştüğü yerdir Çanakkale. Babayla oğulun, kardeşle kardeşin aynı siperde savaştığı yerdir Çanakkale.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anlattığı gibi, siperler arasındaki mesafeler ortalama 8’er metre. Birinci siperdekiler düşüyorlar, şehit oluyorlar. İkinci siperdekiler bunu görüyorlar. Birkaç dakika sonra onlarda şehit olacaklarını biliyorlar ancak hiçbir korku, ürperme, tereddüt yok!  Kuran bilen sure okumuş, bilmeyen Kelime-i Şehadet getirmiştir. Atatürk derki, ‘İşte Çanakkale’yi kazandığım ruh budur’ der.

Babam da birçok asker gibi gün geldi aç savaştı. Temiz su bulamadı. Ancak yılmadı.

photo1647413002 (5)

ANZAK TÖRENLERİNDE YAŞANANLAR…

Babamla birlikte davet üzerine 1991 yılında İngiltere’ye Anzak törenlerine gittik. Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu, I. Dünya Savaşı sırasında Britanya İmparatorluğu'nun ordusunda savaşan, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerden oluşan kolordu askerlerine Anzaklar denir.

Anzakların da çok sayıda Çanakkale’de savaşan askerleri var. Tören esnasında, onları tekerlekli sandalyeye oturtmuşlar. Babamın da tekerlekli sandalyeye binmesini istediler. Babam; ‘Ben Türk’üm. Mustafa Kemal Atatürk’ün askeriyim’ der. Tekerlekli sandalyeye binmez ve 107 yaşında bastonunla halkı selamlayarak 50 metre yürür. Babamın yürüme güçlüğü vardı. Kendi kendine yürüdü. Sordum ‘Baba ne oldu sana?’ Babam, ‘Oğul, Çanakkale’de şehit olan arkadaşlarım gözümün önüne geldi. O gencecik çocukların mücadelesi ve şehit olması gözlerimin önünde. Yüz metre de olsa yürürdüm’ dedi.

Babam Atatürk’ün askeriydi. Son nefesine kadar Atatürk’e nasıl selam verdiğini, Atatürk’ün neler konuştuğunu aynı hislerle anlattı. Babam Atatürk’ü sözde değil, özde sevenlerdendi. Ben de onun bana anlattıklarını gelecek nesillere aktarıyorum ve gücüm yettiği sürece de anlatmaya devam edeceğim.”

Kaçmaz söyleşimizi şu sözlerle noktalar: Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğruna ölen varsa vatandır.”

* Bu haber Medya Araştırmaları Derneği'nin yürüttüğü Yerel Medya ve Yurttaş Habercileri İçin Hak Temelli Yeni Medya Eğitimi Karadeniz Eğitim Programı kapsamında hazırlanmıştır.