CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sosyal medya hesabı üzerinden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na Konya'da öldürülen Doktor Ekrem Karakaya için “Biraz da olsa üzgün görünemez miydiniz” ifadelerine tepki gösterdi. Özel, “Düşün artık yakasından milletin. Düşün bu nasıl bir bela? Son 3 yıldır 4 yıldır kuru bir inat uğrunda ölüme sürükleyenler” dedi. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışına giden hekimler için sarf ettiği “Giderlerse gitsinler” i

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel; Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın, Konya’da doktor Ekrem Karakaya’nın öldürülmesi ile ilgili açıklama yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “Biraz da olsa üzgün görünemez miydiniz?” sözlerine tepki gösterdi. Özel, “Hadsizliğin bu kadarı. Sen önce kusurunla, ayıbınla, günahınla otur be adam. Şimdi susma zamanı. Sarayın talimatına direnemeyip, teslim olan adam; ‘sen üzüntünü beyan etseydin.’ Kemal Bey’in üzüntüsünün yüzde 1’ini hissetsen, şu tek adam rejiminde bunlara alet olmaz, ya direnir ya istifa edersin. ‘Yazıklar olsun sizin verdiğiniz göreve de affımı da istemiyorum, istifa ediyorum’ dersin. Bugün istifa et, yarın arkanda duralım. Ama tek adam rejiminin atanmış piyonu… Tek başına sağlıkçıya zam açıklayamıyorsun, fırça yiyorsun” dedi. Özel, “Hekimlerle ilgili meselede akılda kalan nedir? İki kelime Recep Tayyip Erdoğan'dan, ‘giderlerse gitsinler.’ Haydi gitti bakalım şimdi Ekrem Karakaya, getir geri. ‘Giderlerse gitsinler’ dedin, gitti Ekrem, getir geri… Bir tane sorumlu var, Recep Tayyip Erdoğan” diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları şöyle:

“AK PARTİ VE MHP, BİR KURU İNATLA DİRENDİLER VE SORUNU ÇÖZMEYEN DÜZENLEME YAPILDI: Türk Tabipleri Birliği’nin yapmış olduğu öneriler, sorunu gören bilim insanlarından fikir alan ve okunduğunda, değerlendirdiğinde kimsenin karşı çıkmadığı önerilerdir. Bu karşı çıkmayanların başında Fahrettin Koca vardır. Özgür Özel de bunun şahididir. Fahrettin Koca, Türk Tabipleri Birliği'nin sağlıkla şiddetle ilgili önerilerini doğru bulduğunu, bütün muhalefetten destek beklediğini, bu konunun Meclis’te halledilmesi gerektiğini defalarca söylemiştir. Ama nihayet pandemi sırasında Sağlık Komisyonu’nda ve Genel Kurul’da görüşülen kanun sırasında; sarayın aklı evvelleri, çok bilmiş hukukçularına yapmış oldukları talimatlarla, bunu meslek örgütünün istediği halden başka bir noktaya çevirmişlerdir. O gün söyledik. Bu haline de ‘evet’ oyu veririz. Bütün partiler söyledi ama ‘bu sorunu çözmeyecek’ dedik. Ve lütfen dedik, ‘sarayın telkiniyle değil, meslek örgütlerinin, tüm sağlık emekçilerinin beklentilerine cevap verecek bir şey yapın’ dedik. Böyle bir genel mutabakata, AK Parti ve MHP bir kuru inatla direndiler ve bugünkü sorunu çözmeyen düzenleme yapıldı. Meclis şimdi tatilde. Ama Sağlık Komisyonu'nun tatilde de olsa çalışma kararı var ve Resmî Gazete’de yayınlandı. AK Parti’nin, MHP’nin işin içinde olduğu bir yerden gelin yapıcı bir şeyler yapalım demek beyhude ama, tarih önündeki sorumluluğumuz gereği diyoruz ki: Sağlık Komisyonu, otursunlar çalışsınlar; herkesin üzerinde tam mutabakat sağladığı bir metin getirsinler. Bu metin üzerinde çalışalım. Bu konuda CHP’nin de değerlendirmeleri olacak. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği talimatla, CHP’nin Sağlık Komisyonu üyeleri ve sağlıkçı milletvekilleri olarak çalışıyoruz.

TTB’NİN ÖNERİSİ OLSAYDI, HASTANEYE SİLAHLA GİREMEYECEKTİ: Daha iki gün önce, TTB’den grubumuza, bir yazı geldi. Bütün gruplara yollandığı anlaşılan yazıda, TTB, şöyle bir öneride bulunuyor: ‘Ateşli Silahlar Kanunu’nda değişiklik yapın’ diyor. Hastaneler, sağlık hizmet sunumunun yapıldığı her yere silahlı girme yasağı olsun, diyor. İki gün önce. Burun kıvırdığınız, beğenmediğiniz, her önerilerini içeriğine bakmadan reddettiğiniz TTB’nin önerisi olsaydı; Ekrem Karakaya kardeşimizi katleden kişi, hastaneye o silahla giremeyecekti. İnatla değil, paydaşları dinlemekle mükellefiz hepimiz.

HAYDİ GİTTİ BAKALIM ŞİMDİ EKREM KARAKAYA’YI GERİ GETİR: Fahrettin Koca, görevini iyi pasın diye destek verilen, ufak tefek hatalarının üzerine çok gidilmeyen Fahrettin Koca; ‘pandemi bitti’ dedi, bitmedi. Çok büyük bir tehlike önümüzde, onun ve ekibinin gevşekliğinden… Pandemi bitti dedi ve içinden bir canavar çıktı. Genel Başkanımız diyor ki, ‘Erdoğan gör yarattığın iklimi’ diyor. ‘Beceriksiz bakanını da al git’ diyor. Çünkü bir sağlıkta şiddet yasasını Meclis’ten, kendisinin de istediği şekilde geçirtememiş. Neden? Tek adam rejimi var. Alt tarafta beceri yok, üst tarafta vicdan yok. Fahrettin Koca diyor ki ‘üzülür gibi görünemez miymiş, acaba Kemal Bey.’ Hadsizliğin bu kadarı. Sen önce kusurunla, ayıbınla, günahınla otur be adam. Şimdi susma zamanı. Sarayın talimatına direnemeyip, teslim olan adam; ‘sen üzüntünü beyan etseydin.’ Kemal Bey’in üzüntüsünün yüzde 1’ini hissetsen, şu tek adam rejiminde bunlara alet olmaz, ya direnir ya istifa edersin. ‘Yazıklar olsun sizin verdiğiniz göreve de affımı da istemiyorum, istifa ediyorum’ dersin. Bugün istifa et, yarın arkanda duralım. Ama tek adam rejiminin atanmış piyonu… Tek başına sağlıkçıya zam açıklayamıyorsun, fırça yiyorsun. Bu AK Parti iktidarı, hele hele bu tek adam rejimi, sağlık emekçilerine iyi gelmiyor, doktorlara iyi gelmiyor, kadınlara iyi gelmiyor, çocuklara iyi gelmiyor. Daha çok kadın öldürülüyor. Daha çok çocuk istismara uğruyor. Daha çok doktor öldürülüyor. Daha çok sağlık emekçisi öldürülüyor. Ne bela bir şeydir. Düşün artık yakasından milletin. Düşün. Bu nasıl bir bela? Son 3 yıldır 4 yıldır, kuru bir inat uğrunda ölüme sürüklenenler…

Altılı Masa’nın ikinci tur görüşmesinin ilk açıklaması: Altılı masa yeni bir başlangıç ve yeni bir inşadır Altılı Masa’nın ikinci tur görüşmesinin ilk açıklaması: Altılı masa yeni bir başlangıç ve yeni bir inşadır

Hekimlerle ilgili meselede akılda kalan nedir? İki kelime Recep Tayyip Erdoğan'dan, ‘giderlerse gitsinler.’ Haydi gitti bakalım şimdi Ekrem Karakaya, getir geri. ‘Giderlerse gitsinler’ dedin, gitti Ekrem, getir geri. Bir acayip kibir, bir acayip özgüven. Yok şu kadar seçim kazanırmış, Ekrem’i kaybettikten sonra kazandığın seçim neyine yazar? Buradan milletimize çağrı yapıyoruz. Sağlık emekçilerine şiddeti durduracak mıyız? Katliamları durduracak mıyız? Ölümleri durduracak mıyız? Önce bu AK Parti iktidarını yollayacağız. Bunlar gidince düzelecek her şey. Doğrusunu söyleyeni dinlemeyen, her şeye siyasi bakan, sürekli torpille iş yapan, liyakat değil sadakat bakan, illa kendi gibi bıyığı olsun illa kendi gibi düşünsün, kendi gibi yaşasın deyip; bu konudaki bütün birikimleri reddeden bu beceriksiz adamlar gitmeden bu işler düzelmeyecek. Bir tane sorumlu var, Recep Tayyip Erdoğan. Fahrettin Koca, onun sağlık alanında atadığı memurudur, zabitidir, zabıtasıdır. Milletin yakasındaki tek adam rejiminden kurtulmaktan başka çare yoktur.

LAFINI AĞZININ İÇİNE TIKIYORUZ: Konya Valisi’nin dün yaşananlar için ‘sağlıkta şiddet diye açıklanamaz’ lafını da böyle ağzının içine tıkıyoruz. Daha denecek bir şey yok buna. Gitsin bir köşede otursun, 50 yıl sonra utanacak bu laftan. Bu sağlıkta şiddet değil, ne sağlıkta şiddet?

RECEP TAYYİP ERDOĞAN, ARTIK İÇİNDE BULUNDUĞU ÇARESİZLİĞİ GİZLEYEMİYOR: Dün akşam Recep Tayyip Erdoğan, eski belediye başkanlarını topladı. İçinde bulunduğu çaresizliği artık gizleyemiyor. Daha doğrusu gizlemeye çalışıyor. Dönüyor belediye başkanlarına diyor ki ‘hanenizde şahsımın temsilcisi olun.’ Eski belediye başkanlarının ailelerinden dahi oy alamadığını, orada bile kendisine karşı oy verecek kimsenin kalmadığını söylüyor. ‘Geçmişten münasebet var’ diyor. ‘Birlikte görev yaptık’ diyor. ‘Ailenizdeki temsilcim olun’ diyor. Bakın beldenizdeki, ilçenizdeki, ilinizdeki dese, geçmişte önemli görev yapmış bir kişiden ‘ya orada beni destek verin’ dese anlayacağım. Aileniz ne? Önceki dönem belediye başkanı ailesinde Tayyip Erdoğan'a oy veren yok, durum bu. Bu itirafı öncelikle not ediyoruz. Sonra sonrası tam bir felaket. ‘Türkiye işgale uğrarsa düşmanı çiçekle karşılayacak bir güruh’, muhalefetten bizlerden bahsediyor. Diyor ki, ‘düşmanı bunlar çiçekle karşılar.’ Bir kere güruh dediği; ‘değersiz, aşağı görülen, küçümsenen topluluk’ demektir. Yani muhalefeti aşağı gördüğünü, küçümsediğini ve değersiz gördüğünü itiraf ediyor. Yani siyasi rakiplerine ‘güruh’ demek ancak Recep Tayyip Erdoğan'a yakışır. Ve diyor ki biz bunları diyor manda ve himayeyi 100 yıl önce istemelerinden biliriz. Tövbeler olsun. Yazıklar olsun. Manda ve himayeyi, Atatürk’ün liderliğinde toplanan Erzurum Kongresi’nde ilk olarak, sonra da Sivas Kongresi’nde reddettik de siz ne zaman bizim yanımıza geçtiniz?

BU KADAR YALANLA DOLANLA, CUMHURİYETİN KURUCU PARTİSİNİN YANINA GELMEYİN: Anadolu Rumeli ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Cumhuriyet Halk Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi; biz buradayız. Siz karşımızdasınız. Ne zamandır yanımıza geçtiniz bilemiyoruz. FETÖ gibi kıvrak karşıya geçiyor. Gelmeyin kardeşim. Bu kadar yalanla, bu kadar dolanla, bu kadar iftirayla, bu kadar küfürle; cumhuriyetin kurucu partisine, kurucu iradesine, onun yanına gelmeyin, kaldığınız yerde kalın. Mevcut yerinizi koruyun. Biz buradayız. Millet kimi göndereceğini biliyor çünkü.

AK PARTİ'NİN NASIL KUL HAKKI YEDİĞİNİN YARGI ÖNÜNDE İSPATIDIR: Milli Eğitim’in önünde ağlayan, isyan eden, ‘benim sınavım iyiydi, genel kültürüm tamdı, soruları bildim, beni niye elediler’ diye isyan eden arkadaşlara, mahkemeler ‘haklısınız arkadaşlar’ dedi. Kemal Bey'in oraya gidip ‘bu işin peşini bırakmam’ demesi, ‘siz mahkemelere başvurun, biz arkanızdayız’ demesi, bu arkadaşların aldığı mahkeme kararları; AK Parti iktidarının 20 yılın sonunda bir yerlerdeki torpil listelerinde yer alamayan memleket evlatlarının nasıl haksızlığa tabi tutulduğunu, AK Parti'nin nasıl vicdanının kuruduğunu ve nasıl kul hakkı yediğinin yargı önünde ispatıdır. Takip etmeye devam edeceğiz. Ayrıca önümüzdeki günlerde 20 bin öğretmen ataması var. Bu meselenin bu şekilde cereyanına izin vermemek için takipçisi olacağız.

KOSKOCA SİLAHLI KUVVETLERE HAKARET: TSK Atatürk Araştırma Eğitim Merkezi Yönetmeliği… 1999’da yürürlüğe girmiş. Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Atatürk Araştırma Eğitim kurulmasını öngörüyor. Atatürkçülük, inkılap tarihi konularında yayınlar yapar, eğitimler verir. 2017 yılından beri bir tek kitap basmamış. Kendisine kanunla verilen görevi yerine getirmiyor. Nerede? Genelkurmay Başkanı’nın emrinde. Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler kime bağlı? Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'a. Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı iken Yaşar Güler yardımcısıydı. Yani ne yaşandıysa hep beraber yaşadılar. Bu ayrılmaz ikili şu anda duruyor. Bir Genelkurmay Başkanı ki yaşı dolduğu halde beş yıl daha bir yıl bir yıl bir yıl uzatarak bundan devam etme kararı. Neden? Terörle mücadeledeki tecrübe, gerekçe. Kanun çıkardılar bununla ilgili buradan. Mevcut kuvvet komutanlarına, arkasından gelenlere, koskoca silahlı kuvvetlere hakaret. Çok lazımmış gibi beş yıl boyunca daha görev yapmayla ilgili bir kanun. Allah’tan süreyi kısaltma milletin elinde. Bu ordu, ne Hulusi Akar’dan ne de Yaşar Güler’den ibarettir.

CEBİNİZDEN HER AY PARA ÇALINIYOR: Ekonomi Bakanı, ‘büyümenin tabana ve tüm vatandaşlarımıza yayılmasına önem veriyoruz’ dedi. Büyümenin tabana yayılması demek; toplumun yoksul kesimlerinin daha zengin, zengin kesimlerinin daha makul servetlerine sahip olmasıyla olabilir. Sayın Bakan, sen Ali Cengiz oyunuyla öğretmenin 200 lirasına göz dikmiş adamsın, onu bir kez daha gündeme getirelim. Enflasyon yüzde 7 buçuk birinci yıl zammı, birinci 6 ay zammı yüzde buçuk. Enflasyon farklı vereceksin. Fark 34. Buna ikinci yarı zammı uygulayıp verse ne olacak? Ne yapıyor? O farkı yapmadan önce enflasyona yüzde 7 buçuk ıskonto uyguluyor. Böyle yapınca her öğretmenden 222 lira parayı, polisten baş komiserden hemşireden doktordan, genel müdürden 970 lirayla 185 lira arasında her çalışanın cebinden para çalıyorlar. İmzayı atan sendikanın başkanına dünden beri çağrı yapıyorum. Maaşlar yarın dağıtılacak haberiniz olsun. Cebinizden en az 200 lira, genel müdürden 950, en düşük olandan 200 lira olmak üzere her ay para çalınıyor. Sen kesicilerin peşinde koşan polisin cebinden 300 liraya yakın para çalıyorlar. Bütün her devlet memurlarımıza şikayet ediyoruz. Ali Cengiz oyunuyla cebinizden el çabukluğu marifet ile para çalıyorlar. İşin kötüsü bunları yakalayacak polisi ifadesini alacak amiri hatta yargılayacak savcının ceza verecek hakimin de cebinden çalıyorlar… Ancak Sayın Nebati ‘biz büyümeyi tabana yaydık, ondan fark edemiyorsunuz’ diyor. Neremiz büyüyor? Fiyatlar büyüyor, döviz kuru büyüyor, ithalat büyüyor, dış ticaret açığı büyüyor, cari işlemler açığı büyüyor, devletin borcu büyüyor, devletin faiz yükü büyüyor. Türkiye'nin riski büyüyor, vatandaşın bankalara borcu büyüyor, işsizlik büyüyor.

BU DÜZENİN PATLADIĞINI ONLAR DA GÖRÜYOR: Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘kimseyi aç açıkta bırakmadık’, ‘şubat mart aylarında enflasyonu kontrol altına almış olarak yolumuza devam edeceğiz’ demiş. Bunu geçen sene bu mart için de söylüyordu. Bu haziran için de söylüyordu. Ancak Bakan Nebati ‘enflasyonu kontrol altına aldık, aralıktan sonra rakamlar düşmeye başlayacak’ dedi. Üç gün sonra Recep Tayyip Erdoğan gelecek sene mart nisanı işaret etmeye başladı. Bu düzenin bir yerden sonra patladığını onlar da biliyor.”