Çerkezoğlu: Hükümet tercihini işçiden değil patrondan ve sermayeden yana kullandı

dokuz8GÜNDEN KALAN programına konuk olan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 2021 yılı için açıklanan asgari ücret oranına tepki göstererek, ‘’ Ekonomik kriz ve pandeminin yarattığı yoksullaşma, g...

EMEK DÜNYASI 29.12.2020 - 13:05 29.12.2020 - 13:05

dokuz8GÜNDEN KALAN programına konuk olan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 2021 yılı için açıklanan asgari ücret oranına tepki göstererek, ‘’ Ekonomik kriz ve pandeminin yarattığı yoksullaşma, gelir kaybı, giderlerin artışı karşısında asgari ücret yani 2 bin 825 lira rakamı beklentileri karşılamaktan çok uzak’’ ifadelerini kullandı.

dokuz8GÜNDEN KALAN programında DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve İstihdam Uzmanı Sinan Ok, Gazeteci Bekir Güneş’in sorularını yanıtladı."Ekonomik kriz ve pandeminin yarattığı yoksullaşma, gelir kaybı, giderlerin artışı karşısında asgari ücret yani 2 bin 825 lira rakamı beklentileri karşılamaktan çok uzak" diyen Çerkezoğlu, "Hükümet bir kez daha tercihini işçiden yana değil sermayeden, patronlardan yana kullanmış oldu" değerlendirmesinde bulundu.https://www.youtube.com/watch?v=n2PRbT71TbcÇerkezoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"HÜKÜMET TERİHİNİ BİR KEZ DAHA İŞÇİDEN YANA DEĞİL SERMAYEDEN YANA KULLANDI"

Bir İşçinin ailesi ile birlikte yaşayabileceği bir tutar olmaktan çok uzak. Hükümet tarafından asgari ücret biraz olduğundan farklı lanse ediliyor. Aslında asgari geçim indirimi dediğimiz yani vergi iadesi eski adıyla asgari ücretin içerisinde açıklanıyor. Yani 2 bin 825 lira AGİ dahil olan bir rakam. Oysa 368 lira AGİ'yi düştüğümüzde Aslında asgari ücret yani işverenin ödediği ücret 2 bin 557 lira gibi bir rakam belirlenmiş oluyor. AGİ'yi işveren ödemez devletin ödediği bir katkıdır. Yani hükümet bir kez daha tercihini işçiden yana değil sermayeden, patronlardan yana kullanmış oldu. Zaten hükümet ve işveren örgütü, patronların örgütü 2021 yılı asgari ücretini birlikte belirlediler. Beklentilerin çok çok altında oldu.

"CİDDİ BİR YOKSULLAŞMANIN ÖNÜNÜ AÇACAK"

Bakanın iddiasına göre enflasyon üzerinde bir artış yaptıklarını söylüyorlar. Kasım ayı enflasyon oranları açıklandığında ortalama enflasyon yüzde 14.03 olarak açıklandı. Ama asgari ücretin en önemli gider kalemi olan gıda enflasyonu resmi rakamlarla bile yüzde 20'lerin üzerinde ve bu daha da artacak. Dolayısıyla gerçek enflasyonun ne olduğunu hepimiz çarşıya, pazara gittiğimizde görüyoruz. Enflasyonun üzerinde bir artış değil yıllardır olduğu gibi enflasyon karşısında dolar ve altın fiyatları karşısında değer kaybeden, alım gücü düşen, gerçekten bir işçinin ailesi ile birlikte yaşamasına yetecek bir ücret olmaktan çok uzak bir rakam belirlenmiş oldu. 2021 yılı boyunca böylesi bir asgari ücretle bu süreçte çok ciddi bir yoksullaşmanın önünü açacak ve özellikle gelir dağılımı adaletsizliği daha da derinleştirecek bir süreci önümüze koymuş oldu. Biz o nedenle DİSK olarak bu asgari ücret rakamını kabul etmiyoruz ve asgari ücreti insan onuruna yaraşır bir düzeye yükseltmek için mücadeleye devam edeceğimizi ifade ediyoruz."Asgari Ücret konusunda biz iki yıldır Türk-İş ve Hak-İş ile birtakım ortak açıklamalar yapıyoruz. Bu yılda asgari ücret pazarlığının başladığı ilk toplantı öncesinde yani 4 Aralık'ta bir basın açıklaması yaptık" diyen Çerkezoğlu, "Asgari ücretin belirlenmesi ile ilgili temel ilke ve prensipleri konfederasyonlar olarak ortak imza altına aldık ve kamuoyu ile paylaştık. Bu önemli bir irade beyanıydı" vurgusu yaptı ve sözlerine şöyle devam etti:

"EMEKTEN YANA BÜTÜN BİLEŞENLERLE BU MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ"

Yani asgari ücretin işçinin ailesi ile birlikte geçinebileceği bir ücret olarak hesaplanması, milli gelirden pay alması, vergi dışı bırakılması, kesinti yükünün hazineden karşılanması gibi ve biz ortaya koyduğumuz bu iradenin sonuna kadar arkasında durduk. Bugün de zaten 3 Konfederasyon bütün Türkiye'de eş zamanlı olarak ortak açıklamalar gerçekleştirdik. Bundan sonrası açısından açıklanan bu rakamı herkes kendi açısından değerlendirecektir. Türk-İş zaten onaylamadığı için muhalefet şerhini de koydu asgari ücret tespit komisyonunda. Aslında hükümet böylesi bir asgari ücret açıklayarak bizim üç Konfederasyon olarak yaptığımız çağrılara da kulak tıkamış oldu. Bizim açımızdan bu mücadele burada bitmez. Asgari ücretle 2021 yılı sonuna kadar geçinilebilmesi mümkün değildir. Devletin bu pandemi sürecinde sosyal politikaları hayata geçirmesi, sosyal devleti yeniden hatırlaması açısından biz mücadeleyi büyütmekte kararlıyız. Bu önümüzdeki en önemli tarihsel sorumluluklarımızın başında geliyor. Bu açıdan da bütün sendikalarla, konfederasyonlarla, emekten yana bütün bileşenlerle, siyasi partilerle yani insanca yaşayacak bir asgari ücret talebini toplumsal bir talep olarak örgütlemek açısından bütün demokrasi güçleri ile birlikte bu mücadeleyi büyütmeye kararlıyız.

"PANDEMİ İLE BİRLİKTE İŞSİZLİKTE BÜYÜK BİR ARTIŞ VAR"

Devletin kendi kurumların açıkladığı rakamlar bile ortada, örneğin TÜİK her yıl asgari ücret tespit komisyonuna tek bir işçinin yaşayabilmesi için asgari tutarı belirleyip sunar. 2020 Kasım ayı itibarıyla tek bir işçinin yaşayabileceği rakam olarak da TÜİK 2 bin 792 lirayı hesaplanmıştı. Ama bu tek bir işçi üzerinden yapılan bir hesap asgari ücret değil. Bu İşçinin ailesi evi çocukları var Dolayısıyla bu rakamın bir ay boyunca yaşamaya yetmeyeceği, bir aylık alın terinin karşılığı olmadığı herkes tarafından görülüyor.Pandemi ile birlikte Türkiye'de işsizlik var, işsizlikte çok büyük bir artış var, yoksulluk var. Herkesin geliri düştü. Bu ortamda yaşanan bütün bu adaletsizlikleri ve pandeminin bütün bu yıkıcı etkilerini bir nebze de olsa gidermek açısından asgari ücret çok temel bir sosyal politika aracıdır. Devletin ve hükümetin de böyle değerlendirmesi ve hesaplaması gerekirdi.https://www.youtube.com/watch?v=n2PRbT71TbcSinan Ok, ‘’Belirlenen asgari ücretin insan onuruna yakışan bir oran olmadığını vurgulayarak ‘’2021 yılı seçim yılı diyebiliriz. Bu durum bugün netleşti’’ ifadelerini kullandı.Ok, sözlerine şöyle devam etti:

"2021 YILI SEÇİM YILI OLACAK"

Çünkü iktidar ilk defa TÜİK değerinin de üzerinde bir ücret verdi. Biz işçi sınıfının ülkedeki yaşam koşullarına yetecek bir ücret olmadığını zaten biliyoruz. Yoksulluk sınırı 8 bin TL'nin üzerinde açıklanmışken ya da TÜİK'in 1.792 TL'lik bir kişinin yaşama maliyeti olarak açıklanmışken burada asgari ücret 4 kişilik bir aile için açıklanıyor. Asgari geçim indirimi de işverenden çıkmayacak şekilde bir değer ortaya konuyor. Yani 2 bin 577 TL'lik bir asgari ücret var. Ben eşinin önüne geçen miktarı önemsiyorum. Asgari ücret geçim indirimi de dahil 2825,90 liralık bir değer olmuş oluyor. O da günlük bir sigara paketi kadar zam anlamına geliyor. Yani iktidar işçilere yevmiye olarak bir sigara paketi hediye etmiş oldu. Onun dışında bir değeri yok yani 17 lira bile değil. Bu da çok komik bir artış. İşçinin günlük yevmiyesini bu kadar artmış olması izaha muhtaç bir durum. İşsizlik oranı bu kadar artmışken, yoksulluk bu kadar derinleşmişken, pandemi koşulları bu kadar dayatılmışken bizim bu miktarla yetinmemiz, onu olumlu bulmamız kesinlikle doğru değil. Beni sevindiren bir nokta en azından işçi sendikalarının ortaklaşa bu miktarın yetersiz olduğu konusunda hemfikir olması. Karşıt seslerin çıkmaması Türk-İş'in muhalefet şerhi yazacak olması iyi bir durum. O da muhtemelen Resmi Gazete'de yarın veya öbür gün yayınlanacak. Kesinlikle 2 bin 825 TL 4 kişilik bir ailenin yaşamı, gıdası, eğitimi, kirası ve faturaları için yeterli değil diyebiliriz.Artış oranına baktığımızda diğer yıllardan daha az bir artış oranı var. 2018'den 19'da geçerken yüzde 26'lık bir artış oranı olmuştu. Bu yılki artış oranı yüzde 22 bandının altında. Bence şu an için açıklanan değerin yılsonuna doğru alım gücü düşmüş olacak. Her yıl yaşanan bir durum bu. Şu an Türk-İş'in açıkladığı açlık sınırının üzerinde bir değer olarak görünüyor fakat Mart-Nisan gibi açlık sınırının altında bir asgari ücretle yine işçiler yaşıyor olacak.

"OLAĞANÜSTÜ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ"

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde işçinin desteklenmesi gerekiyor çünkü hanelerde işsiz sayısı arttı. Milyonlarca hanede gelir düşüklüğü yaşanıyor. O nedenle bu seneki artışın zaten biraz daha fazla olması gerekiyordu. İktidarın bugüne kadarki politikalarının devamı olarak insan onuruna yakışır bir düzey yakalanmadı. Benim seçim öngörüm ise önceki yıllardan edindiğim deneyimlerden kaynaklanıyor. Çünkü resmi enflasyon oranının üzerinde bir değer açıklandığı yıllarda hep seçim olmuş. Yani bu iktidara özgü bir durum. Burada asgari ücretin etkilediği diğer rakamlarda var. İşsizlik maaşı ve yaşlılık aylığı da bu oranda artmış oluyor. Bu oranda artmış olmasına rağmen yaşlılık aylığı yeni 1000 TL'yi geçti. Yine engellilere ödenen evde bakım ücretleri var. Onlar da buna bağlı olarak 1400 bandını açmış oldu. Bunlar bir insanın yaşamını kuracağı ödenekler değil. Biz daha çok işçi-iş yeri üzerine odaklanarak bir asgari ücret değerlendirmesi yapıyoruz ama onun etkilediği nüfusa baktığımızda bu değer 10 milyonun üzerinde kişiyi etkiliyor. Bu ülkenin rekabet gücü olarak insan unsurunu ön plana çıkarmış olmasından kaynaklı "ne kadar ucuz olursa o kadar rekabet gücümüz yüksek olur" yaklaşımı var. Bu da insani değil ve bu çağda bu topluma yakışan bir düzey değil."Pandemi döneminde bile milyarlarını arttıran kesimler var" diyen Ok, sözlerinde "Vergini en diptekilerden değil üst gelir grubundan yani yüzde 20'lik dilimden alınması gerekiyor. Vergi reformu vergide adalet bunu gerektiriyor" ifadelerine yer verdi.https://www.youtube.com/watch?v=n2PRbT71TbcOk sözlerine şöyle devam etti:

"İŞÇİLERİN ÜCRETİNİN NEREDEYSE ÜÇTE BİRİ ORANINDA BİR VERGİ MİKTARI VAR"

Burada bir asgari ücretli 1091 TL vergi veriyor. Bu korkunç bir oran yani ücretinin neredeyse üçte biri kadar bir vergi miktarı var. Bu verginin işçinin sırtından kaldırılması gerekiyor. Mesela borsa işlemlerinden, altın alım- satımından vergi alınmıyor. Başka bir sürü kamuoyuna yansıyan istisna tutulmuş vergi başlığı var. Milyon dolarlarla ifade edebileceğiniz gelir artışları vergiden muaf tutuluyor. Dolayısıyla bu muafiyetler ve istisnalar arttıkça işçinin sırtındaki yük de artıyor.Artık insanlar ne yapsın ki, intihar edenini mi istersin, şiddet uygulayanını mı istersin. Bu sosyolojik vakalar gittikçe artıyor. Buna bir yerde dur demek gerekiyor ama bu iktidarın böyle bir yaklaşımı 2002'den bu yana olmadığı için bugünden sonra da olabileceğine inanmıyorum. Muhalefet de bence bu konuda çok sorunlu. Gerçi Cumhuriyet Halk Partili belediyeler 3100 TL asgari ücret uygulayacaklarını deklare ettiler. Bence tebrik edilmesi gereken bir durum aynı şey İyi Partili belediyelerden de beklenmeli. HDP'nin kayyum dolayısıyla bu şekilde bir belediyesi kalmadı ama özellikle taşerondan kadroya geçirilen işçiler için bu ücret düzeyleri korunamıyor. Çok düşük düzeylerde ücretlerle İnsanlar yaşamlarını kurmaya çalışıyorlar. Bu sadece belediyeler veya kamuda ücret düzeylerinin düzenlenmesi ile olabilecek bir şey değil. 83 milyonun, ben mültecileri de dahil ederek bu sayı 90'a çekiyorum insan onuruna yakışır bir yaşam kurabilmesi için bu ücret düzeylerinin yükseltilmesi gerekiyor. Aksi takdirde Biz iş ekmek özgürlük üçlüsünden özgürlük kısmını yok saymış olacağız. O da yok sayıldığında geriye kölelikten çok az bir farkı kalıyor.

"İKTİDARIN BÜTÜNLÜKLÜ BİR EMEĞE SALDIRI POLİTİKASI VAR"

Şu an Türkiye'de insan onuruna yakışır bir çalışma istisnai bir durum. Kamu kesimini dışarıda bıraktığımızda özel sektörde insan onuruna yakışır ücret ve çalışma saatleri olanları istisnai tutabiliriz. Kayıt dışı işçi oranı yüzde 34. Bu oran Avrupa'da OECD'de olabilecek bir oran değil. Onun yarısının yarısı kadar bir oranla bu ülkeler bir de kayıt dışına önlemeye çalışıyorlar. Türkiye'de kayıt dışı istihdam teşvik ediliyor. Bu bir işgücü rekabet unsuru olarak ön plana çıkarılıyor. Türkiye'de asgari ücretin uygulanmasını denetleyecek bir mekanizma yok. Kamusal düzen işçiden emekçiden yana değil. İnsan onuruna aykırı çalışma koşulları en çok mülteciler için ortaya çıkıyor. Fakat artık gittikçe artan oranda mülteci dışında da özellikle mevsimlik işçiler kadın işçiler gibi birçok sektörde yayılıyor. Asgari ücretin denetlemesini yapan bir kurumun olmaması tesadüf değil. İktidarın bile isteye kendi politikaları ile uyguladığı bir durum. Çünkü şu an Çalışma Bakanlığının Taşra İl Müdürü yok. Öyle bir bakanlık olur mu, bakanlık dediğiniz taşra müdürlüğü hem de çok güçlü bir şekilde olması gerekiyor. İşyerlerinin denetlenmesi, kıdem tazminatlarının biriktirilip biriktirilmediği bunların kontrol edilmesi gerekiyor. Sayıştay raporlarında belediyelerde çalışan işçilerin kıdem tazminatlarının hesaplarda ayrılmadığı görülüyor. Bu hesapları tutmuyorlar, vermeyi düşünmüyorlar. Burada bütünlüklü bir emeğe saldırı politikası var. İktidar bütünlüklü bir halde emeğin kazanımlarını geriye götürerek her koşulda çalışabilecek bir nüfus oluşturmaya çalışıyor.

"İKTİDARIN EMEK KARŞITI POLİTİKALARINA SANDIKTA DUR DİYEBİLMELİYİZ"

Demokratik bir ortam yok. Demokratik koşullarda demokratik bir mücadelenin olabilmesi için hukuk devleti ilkesinin tartışmasız uygulanması gerekiyor. Bugün sadece emek boyutuyla bir kriz yaşamıyoruz. AİHM kararlarının tartışıldığı Anayasa Mahkemesi'nin tanınmadığı, temel hak ve özgürlüklerin sistematik bir şekilde ihlal edildiği bir sistemde yaşıyoruz. Bu tabi ki emeğin, sivil toplumun, siyasi partilerin susması anlamına gelmiyor. Buna bir yerde dur diyecek olan bu toplumdur. Ben dur demeye başlandığını düşündüğüm için de ümitliyim. O yüzden 2021 yılında olacak seçimde de bunun artık adını koyabiliriz. Buna yanıt verilmeli ve bu iktidarın emek karşıtı politikaları başta olmak üzere hukuk dışı, faşistçe bütün uygulamalarına en kolay yoldan sandıkta dur diyebilmeliyiz.

Yorumlar
Yükleniyor...
0
.
DOLAR
EURO
STERLIN
ALTIN
BIST

Gelişmelerden Haberdar Olun

@