GÜNDEM İNSAN HAKLARI

Berkin Elvan’ın ailesi: Ölü bir çocuktan korkuyorlar

Berkin Elvan’ın 4. yıl anmasında yaşanan polis baskısı üzerine görüştüğümüz Elvan ailesinden baba Sami Elvan, “Çocuğum vurulalı beş yıl olmasına birkaç ay kaldı, kaybedeli dört yılı geçti, ama bence hala benim oğlum yaşıyor. Yaşıyor çünkü bunlar ölü çocuktan korkuyorlar” diye konuştu. Anne Gülsüm Elvan “Berkin’in davasına sahip çıkmak tüm çocuklarımız için adalete sahip çıkmaktır” diyerek 10 Mayıs’ta görülecek 6. duruşmaya çağrı yaptı.

dokuz8HABER/M. İrem Afşin | Kamera: Fatih Pınar

Berkin Elvan, Gezi Direnişi döneminde 16 Haziran 2013 Pazar sabahı erken saatlerde fırına ekmek almaya çıktığında, evinden sadece birkaç sokak ötede, kafasından polisin ateşlediği gaz fişeği ile vuruldu. Annesine “sen çıkma, çok gaz atıyorlar, ayağın ağrıyor, koşamazsın, ben hemen gider gelirim” demişti. Bir daha evine ve ailesine dönmesi mümkün olmadı.

Berkin, vurulduktan sonra 269 gün boyunca Okmeydanı SGK Araştırma Hastanesi’nde koma halinde uyudu. Ailesi, yakınları, arkadaşları ve Gezi direnişçileri hastanede tüm süreç boyunca nöbet tuttu. Berkin hiç tanımadığı on binlerce insanın çocuğu, abisi, kardeşi oldu. Biri benim o insanlardan, biri de benim Berkin’den iki yaş küçük oğlum. Umut hep vardı, son ana kadar, ne de olsa Berkin sadece 14 yaşındaydı vurulduğunda.

Oysa 269 gün sonra 11 Mart 2014 günü öldüğünde, 15 yaşında ve sadece 16 kiloydu. Annesi Gülsüm Elvan’ın mezarı başında söylediği gibi “Kimsenin ağırlığını taşıyamayacağı kadar ağır 16 kilo…”

2 milyona yakın kişi cenazesinde Okmeydanı’ndan Feriköy Mezarlığı’na yürüyerek Berkin Elvan’ı uğurladı. Ancak Berkin Elvan’ın hastane sürecinde, vefatından sonra ve halen 4 yıl sonra bile, ailesine ve kendisine karşı gerek devlet yetkilileri, kolluk kuvvetleri gerekse farklı çevrelerden saldırılar, hakaretler, tacizler hiç bitmedi. Ölümünden sonra annesi meydanlarda yuhalatıldı. Aile 2 kez evlerini değiştirmek zorunda kaldı. 14 yaşında bir çocuğu tanımadan, bilmeden terörist ilan eden çevrelerin bir yansımasıydı belki de, hukuki süreç çok ağır işledi, davası da yıllarca açılamadı.

2017 yılında açılan Berkin Elvan davasında tek sanık polis olan Fatih Dalgalı, halen tutuksuz yargılanıyor ve duruşmalara güvenlik gerekçe gösterilerek getirilmiyor, SEGBİS aracılığı ile katılıyor.

Geçtiğimiz 11 Mart 2018 Pazar günü, ölümünün 4. yıl anmasında mezarlığa gelen ailesine, yakınlarına ve anmaya katılanlara yaşatılan polis baskısını ve 10 Mayıs’ta görülecek 6.duruşmayı annesi Gülsüm Elvan ve babası Sami Elvan ile Dokuz8Haber için konuştuk.

MİA: Bu akşam, Berkin Elvan’ın annesi ve babası, Gülsüm ve Sami Elvan ile beraberiz. 11 Mart Pazar günü Berkin Elvan’ın 4. Yıl anmasında mezarlıkta başımıza gelenlerle ilgili konuşmak istedik. Böylece daha çok insan bilsin, duysun istedik. Berkin’i kaybedeli 4 yıl oldu, 5 yıl önce vurulmuştu. 269 gün süren uyku sürecinden sonra çocuğumuzu 15 yaşında, 16 kilo olduğunda kaybettik. Mezarlıkta anma sırasında yaşanılanlarla ilgili ilk ağızdan aile ile konuşmak istedik ki, sesimizi daha çok çıkarabilelim. Önümüzde yine bir duruşma, 10 Mayıs’ta yeni bir celse var, böylece çağrımızı da yineleyelim.

Sami Abi, teşekkür ederim öncelikle dünkü ağır günün üzerine, her ikiniz de benimle konuşmayı kabul ettiğiniz için…  Dün aile, yakınlar, her zaman anmalara katılan Berkin’i kendi oğlu, çocuğu, kardeşi gibi bilen insanlar -ki zaten aşağı yukarı hepimiz birbirimizi biliriz tanırız 5 yıldır- birkaç yüz kişi hafta içi yapılan çağrılarla mezarlıkta toplandık. Her zamanki gibi yanınızda olmak isteyen insanlar… Ayrıca Gezi’de kaybettiğimiz diğer çocukların aileleri, anneleri ve avukatlarımız da vardı. Mezarlığın girişinden itibaren yaşanılanları bir de sen anlatır mısın bize?

FOTOĞRAFLAR: İREM AFŞİN-NAZIM DİKBAŞ

SAMİ ELVAN: Beni mezara gitmeden önce, burada evimden çıkmadan önce de tahrik ettiler. Evimin ön sokağına, sadece soldan giriş var, normalde öbür yön ters yön oluyor. Bir tane akrep bu taraftan diğeri öbür taraftan geliyor, birisi giriyor birisi çıkıyor. Burada insanlar evde, akrabalarım eşim dostum da vardı, ben de çıkmamız yakın bir saatte aşağıda gelenleri bekliyordum. Akrepler devamlı gidip geliyor, sırf tahrik etmek için.

MİA: Sabahtan başladı demek?

SAMİ ELVAN: Tabii işte, 13.15 civarı en son, zaten biz de o saatte çıkacaktık. Takip ediyorlar ama bilinçli bir şekilde, sokak başlarını da tutmuşlardı. Benim evimin önünden geçiyorlar gidiyorlar, geliyorlar, bizi tahrik edecek şekilde… Yani akıl almaz şeyler! Ben mezarlıkta öyle bir durumla karşılaşacağımı bilmiyordum, tahmin etmiyordum ki? Biz 4 yıldır gidiyoruz o mezara, hiç böyle bir şeyle karşılaşmadık.

Şunu da söylemek istiyorum; benim ailemin Berkin’le ilgili eylemlerinde, vurulma zamanı 16 Haziran olsun, öldüğü zaman olsun, mahkemelerimizde, basın açıklamalarında, ailemin olduğu ortamda biz hiç yanlış bir hareket görmedik, hiç yaşamadık. Ama dün mezarlıkta yaşadıklarımıza hiç anlam veremedim. Neye istinaden böyle birşey uygulandı, nedir neyin nesidir hala da anlamış değilim.

Dün de orada söylemiştim, bugüne kadar benim karşıma çıkan hiçbir devlet yetkilisinden soracağım soruya cevap bulamadım zaten. Dün oradaki yetkili amire de sordum, bu neyin nesi diye… Beni sakinleştirmeye çalıştı, kontrol amaçlı geldik dedi, güvenlik için, ama hayır öyle bir şey yoktu. Orada tamamen insanları tahrik etmeye, baskıya yönelik, tamamen insanları korkutmaya yönelik duruşları vardı. Ama bizi böyle hareketlerle yıldıramayacaklarını bilmelerini isterim.

MİA: Üst araması yaptılar, GBT bakmaya çalıştılar. Sonra biz bir grup aileyle beraber mezara doğru indiğimizde gördük ki mezarın etrafını özellikle sivil polisler çevirmiş durumdalar. Sonra haber aldık, kapıdan insanları bırakmadıklarını öğrendik, avukatınız Can Atalay tekrar kapıya çıkıp müdahale etmek durumunda kaldı. O arada da bir gözaltı durumu söz konusu oldu.

Özellikle altını çizmek için söylemeni isterim, daha önce hiç bu boyutta bir polis kuşatması yaşanmadı o mezarlıkta. Bilebiliyor muyuz, dünün diğer anmalardan, geçtiğimiz senelerden farkı neydi acaba?

SAMİ ELVAN: ÖLÜ BİR ÇOCUKTAN KORKUYORLAR

SAMİ ELVAN: Dünkü anmada ne fark olduğunu hakikaten ben de anlayamadım. Daha önce de hep emniyet yetkilileri ile görüştüm. İlk anmasında; kalabalık bir kitle olacağını düşünüyorum dedim, buradan yürüyerek gittik biliyorsun, emniyet bize bizzat kendisi söyledi, Kasımpaşa’ya inerken bir üst geçit var, oradaki yoldaki bariyerleri siz rahat geçin diye açacağız diye. Bize yol açtılar, biz de oradan yürüdük. Ama geçen sene, bir önceki sene, yine böyle bir şeyle karşılaşmadık. Ama bu seneki anmaya neden böyle bir polis baskısı olduğuna, neden bize böyle bir şiddet yaşatıldığına hakikaten anlam veremedim. Biz çocuğunu kaybetmiş bir aile olarak bugüne kadar herkesin acısını paylaşıyoruz, bilhassa çocuk ölümlerine karşı, çocuk tecavüzlerine karşı çok duyarlı bir aileyiz. Her zaman bir ortam olduğunda dile getiriyoruz. Çocuklar bu ülkede yaşasın, çocuklar bizim geleceğimiz diyoruz. Çocukların taciz edilmesine, istismara, hele de devlet tarafından, çok karşıyız. Biz devlet eliyle oraya toprağa teslim edilmiş çocuğumuzun yanına giderken devletin bize davranışı… Bize daha çok eziyet ederek, baskı yaparak bizi yıldırmaya mı çalışıyorlar? Yoksa başka bir şey mi, anlamakta güçlük çekiyorum. Ama ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar, ne kadar zulüm yaparlarsa yapsınlar… Çocuğum vurulalı beş yıl olmasına birkaç ay kaldı, kaybedeli dört yılı geçti, ama bence hala benim oğlum yaşıyor. Yaşıyor çünkü bunlar ölü çocuktan korkuyorlar, ondan dolayı bütün bu olanlar diye düşünüyorum. Korkmayacağım, yılmayacağım, usanmayacağım, bıkmayacağım, ama nerede bir hakkım varsa sonuna kadar alacağım, bunun altını çizeyim, bilmelerini istiyorum.

GÜLSÜM ELVAN: “POLİSİ MEZAR BAŞINDA GÖRMEK BANA EN BÜYÜK İŞKENCE”

MİA:- Gülsüm Elvan’a- Mezarlıkta hepimizi, anmaya katılan herkesi gerçekten en çok üzen şey, senin polis baskısıyla karşılaşmandı. Çocuğunun ölümüne neden olan polisin başka versiyonlarını mezar başında görmek, senin onlarla ile yüz yüze, karşı karşıya kaldığını görmek…

GÜLSÜM ELVAN: Bence en büyük işkence…

MİA: En üzüldüğümüz şey buydu, biz sana ne diyelim, ne yapalım, nasıl avutalım..İnan bilemedik Gülsüm.

GÜLSÜM ELVAN: Hani diyorlar ya, “sizi koruyoruz”, peki sizden bizi kim koruyacak? Bize dokunmayın, bizden uzak durun, karışmayın can güvenliğimize. Dokunmayın bize! Can güvenliğimi güzel sağladılar ya, hani kolumu kırarak? Kolumu kırarak can güvenliğimi sağladılar, yani bu şekil mi? E siz zaten bizim can güvenliğimizi yok ediyorsunuz. Nasıl can güvenliğimi sağlıyorsun? Benim en çok kendime yediremediğim şu; biz yaptık. Verdiğimiz vergiler var ya, kurşun oldu bize geri geldi. Boş verin çıkmayın sokaklara, vergi vermeyin, hiçbir şey yapmayın. Vermeyin!

MİA: Kolunu Kadıköy’de polislerin kırdığı vahim olay için soruşturma açtırmak istediğinizi, takip ettiğinizi, belki bir tazminat söz konusu olabileceğini biliyorum.

GÜLSÜM ELVAN: Biz sadece suç duyurusunda bulunduk.

SAMİ ELVAN: Suç duyurusu yaptık ama savcı kabul etmedi, avukatlarımız itiraz etti, bu defa kabul edildi, “olur mu böyle şey, bir insana eziyet edilmiş, kolunu kırmışsınız” denmiş. Onlar hakkında tekrar işlem yapılacağını düşünüyoruz. Eşim oraya hak aramaya gitmiş. Bizim çocuğumuz ekmek almaya çıktı, iki tane insan da (Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dan bahsediyor) ekmeği için eylem yapıyor.

GÜLSÜM ELVAN: Eylemde… Her ne olursa olsun, bir çocuğa, herhangi birine bir şey yaptıklarında ben müdahale ederim. Hep benim gözümün önüne benim yavrum geliyor. Kime dokunursa… Sanki aynısı oluyor gibi geliyor bana. Onun için ben duramam, dayanamam.

SAMİ ELVAN: Çocuklar bizim geleceğimiz. Çocukların ülkemizde hep vahşetle karşılaştıklarını biliyoruz. İşte yurtlarda yanan çocuklar,  kime emanet ediliyor bu çocuklar, onu da bilmiyorum. İşte istismara uğrayan çocuklar… O bakımdan çocuklarımızı korumak gerektiğini düşünüyorum, bilhassa eğitim konusunda. Ülkemizde eğitim sistemi zaten bozuk, çağdaş eğitim diye bir şey yok, tamamen dine yönelik eğitim var şu an. Umarım ülkemiz aydınlanır, çağdaş bir eğitim sistemimiz olur, hepimiz aydınlanırız, çocuklarımız da aydınlanır da ülkemizi gelecekte kurtarırlar diye umuyorum.

MİA: Mezar başında bilinçli olarak basın açıklamasını okumak istemediniz. Ama sadece kendi çocuğunuz için değil, tüm çocuklar için, hiçbir çocuğun canına zarar gelmesin diye adalet aramaya devam edeceğinizi söyledin. Biraz da davayı konuşalım isterim, çok da zaman kalmadı, 10 Mayıs’ta bir sonraki celse.

SAMİ ELVAN: Basın açıklaması bütün kaybedilmiş çocuklarımız içindi. Düşünüyorum, oradaki eziyeti düşünüyorum. Devlet tarafından toprağa verilmiş bir çocuk, öldürülmüş bir çocuk. Biz çocuk haklarının savunuculuğunu yapmaya çalışıyoruz. Ama hala insanlara yapılan eziyet, zulümden ötürü o basın açıklamasını okumadım.

Mahkememiz devam ediyor. Bize sorarsanız katil ismiyle belli, çok açık. Zaten Diyarbakır’dan bağlanan Mesut Yıldırım (amir), “bu görüntülerdeki kişi Fatih” dedi, iki yıl da beraber çalıştığını söyledi. Ama mahkeme heyetinin karar verme durumu nedir bilmiyorum, kimseyi de etkilemek istemem ama bize sorarsanız gerçek kişi polis Fatih Dalgalı’dır. Bunda artık saklanacak gizlenecek hiçbir şey kalmadı. Biz artık bu kişinin tutuklanmasını, hak ettiği cezayı almasını diliyoruz.

MİA: Sanık polis Fatih Dalgalı’nın mahkeme salonuna hiç getirilmemesini, sizlerle aynı salonda gelip heyete ifade vermemesini, sadece SEGBİS aracılığı ile bir ekrandan görünmesini nasıl yorumluyorsunuz?

SAMİ ELVAN: Birincisi, tabii ki ben de katilimle karşılaşmak istemem. Ama ben her ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun en ufak bizden yana bir zarar görmeyeceğinin garantisini verebilirim.

MİA: Güvenlik nedeniyle diyorlar.

GÜLSÜM ELVAN-araya giriyor-: Güvenlik filan değil, utancından!

SAMİ ELVAN: Bak ben “ne pahasına olursa olsun” diyorum, ben kendi bedenimi siper ederim, onun tırnağına zarar gelmeyeceğini buradan söyleyebilirim.

GÜLSÜM ELVAN: Hayır, ben demem!

SAMİ ELVAN: Ama hak ettiği cezayı almasını dilerim. Bizim karşımıza çıksın, mahkeme heyetine ifade versin, sorularını sorsunlar, bizim avukatlarımız da sorularını sorsun. Kendisi zaten orada kendini ispat edecek, mimiklerinden bile anlaşılacak onun katil olduğu. Biz tabii ki ısrarla bizim karşımıza değil amai mahkeme heyetinin karşısına çıksın diyoruz. Neye istinaden getirmediklerine anlam veremiyorum. Hele hele devletin bu kadar polisi, jandarması, güvenliği varken, biz orada defalarca aramadan geçerken, bir tane kişiyi mi koruyamayacaklar orada? Bizden zaten kaç kişiyi alıyorlar ki içeriye mahkeme salonuna, onu mu koruyamayacaklar, o kadar mı aciz bu devlet? Ama bir aileye saldırmak için elinden gelen bütün fedakarlığı yapıyor.

GÜLSÜM ELVAN: KENDİ ÇOCUĞUNA NASIL EVLADIM DİYECEK?

GÜLSÜM ELVAN: Ben merak ediyorum, eğer gerçekten bu yayını da izliyorsa, mutlaka internetten izliyordur, sadece şunu soracağım katile; ben isim söylemiyorum, söyleyemem, kaldıramam ben o ismi. Karısı hamileymiş, çocuğu oldu herhalde, ilk celsede söylemişti. O çocuğu ona baba dediğinde bizi gözünün önüne getirsin. Hani Müslümanlık diyorlar ya, sözde Müslümanlık… Eğer gerçekten azıcık vicdanı varsa, benim çocuğumu gözünün önüne getirsin. O çocuğa nasıl evladım diyebiliyor? Bir çocuğu yok ederek kendi çocuğuna nasıl evladım diyecek, ben bunu merak ediyorum.

SAMİ ELVAN: O çocuğa, kendi çocuğuna, kan yediriyor, çünkü onun silahından kan damlıyor. Onun  her görev yaptığı saat, onun silahından kan damlıyor. Benim oğlumun katili çünkü…

GÜLSÜM ELVAN: Ben merak ediyorum sadece. Bir şey daha diyeyim de sonra 10 Mayıs’ı konuşalım. Gördüm Twitter’da yazmış, kapalı bir bayan. Hiçbir zaman ben kıyafeti olsun, dini olsun yanıma gelen insanı sorgulamadım, sorgulamam da. Kendini bilmez biri, öyle bir hakaret etmiş ki! O beni nereden tanıyor? Demek ki kendisi öyle ahlaksız ki, bana diyor. O beni nereden tanıyor? Çocuğumu nereden tanıyor? Başımı mı tutmuş? Bu yayınlansın! Müslümanlar değil mi, namaz kılıyorlar, Kuran okuyorlar, hangi Kuran’da yazıyor? Hangi dinde hangi imanda var öldürüp de sonra böyle saldırmaları? Böyle hakaret etmeler…

SAMİ ELVAN: Bizim namusumuz kimsenin ağzında değil. Bizim namusumuz bizim kalbimizde, kendi içimizde yaşıyoruz.

GÜLSÜM ELVAN: Çok şükür alnım ak.

SAMİ ELVAN: Evet bizim alnımız açık, her şeyimiz de ortada, bu tür hakaretleri yapanlar mutlaka kendi cezalarını alacaklar, eminim. Zaten o hakaretlerle ilgili avukatlarımız yasal süreci de başlatıyorlar, cezası neyse çekerler.

10 Mayıs’ta yine duruşmamız olacak, 6.duruşma. O gün yine dostlarımızı bekliyoruz.

Şunun altını çizmek istiyorum, hakikaten Berkin sadece bize ait bir çocuk değil. Bütün herkesin benimsediği, benim oğlum, kardeşim, canım dediği bir çocuk, nasıl yorumlarlarsa… O bakımdan o dava herkesin davası diye düşünüyorum, davayasahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Eğer birlikte hareket edersek, çocuklarımızın geleceği bakımından o davanın çok önemli bir dava olmasını ve emsal teşkil etmesini diliyorum. Umarım 10 Mayıs’taki davamızda yalnız kalmayız. Kalmayacağımıza eminim ama tabii ki duyarlı dostlarımızı bekliyoruz.

GÜLSÜM ELVAN: Lütfen gelin. Biz bu davayı kazanırsak, Ceylan’ın davasını kazanmış oluruz. Biz bu davayı kazanırsak, Uğur’un davasını kazanmış oluruz.

SAMİ ELVAN: Bütün çocuklarımızı yaşatmış oluruz.

GÜLSÜM ELVAN: Biz bu davayı kazanırsak, en önemlisi, 3 aylık Miray bebeğin davasını kazanmış oluruz. Biz bu davayı kazanırsak, iki tane çocuğu evine akreple girerek, ezerek öldürdüler, sonra kader dediler, kaderiymiş, uykusunda öldürüp sonra kader. Onların da davası bu. Biz bu davayı kazanırsak bütün çocuklarımız için olacak; örneğin tacize uğramış çocuklarımız, hepsi için, onların da önünü açarız. Onların da davalarını süre içinde başlatırız.

Lütfen sahip çıkalım davalarımıza. Çocuklarımıza sahip çıkalım. En önemlisi bu.

MİA: Çok teşekkür ederim, 10 Mayıs’ta görüşmek üzere…

Video