EKONOMİ TOPLUM-YAŞAM Veri Haberciliği

Verilerle sosyal devlet: ‘Sarı Yelekliler’in Fransa’sında kişi başı sosyal koruma harcaması Türkiye’nin 9 katı

Kimi kesimler, Türkiye’nin oldukça sosyal bir devlet olduğunu, halka yönelik harcamaların yüksek olduğunu savunsa da, iktisadi veriler bu tezi desteklemiyor. Vatandaşlar; işsizlik, hastalık, engellilik gibi zorluklarla karşılaşması durumunda devleti arkasında bulsa da devlet desteği, Avrupa’ya göre oldukça sınırlı. Sarı Yeleklilerin ekonomik ve sosyal taleplerle sokakları işgal ettiği Fransa’da mesela kişi başı sosyal koruma harcaması Türkiye’nin 9 katından fazla. Üstelik Türkiye’nin gelir adaletsizliği puanı da yoksul kesime yönelik negatif bir ayrışmanın olduğunu gösteriyor.

Geçen ayın sonunda TÜİK, Sosyal Koruma İstatistikleri başlığı ile Türkiye’nin yaptığı sosyal koruma harcamalarına dair veriler paylaştı. Oldukça göz kamaştırıcı gibi gözüken veriler, Türkiye’nin sosyal korumaya 2017 yılında 382 milyar 639 milyon TL gibi devasa bir miktar harcadığını ortaya koyuyordu. Veriye göre bu harcamanın yüzde 98,1’ini sosyal koruma yardımları oluşturdu. Bu harcamaların da en büyük bölümünü 185 milyar 36 milyon TL ile emekli ve yaşlılara yapılan harcamalar oluşturdu. Bunu, 103 milyar 77 milyon TL ile hastalık ve sağlık bakımı harcamaları takip etti.

SOSYAL KORUMA HARCAMALARI KALEMLERİ

Sosyal koruma, vatandaşlarını zorluklar karşısında destekleme gayesinde olan tüm devletlerin bütçe ayırdığı harcamalar, bir nevi sosyal devlet olmanın ana unsurları. Bu harcamalar şu kalemlerden oluşuyor:

  • Emekli/yaşlı
  • Hastalık/sağlık bakımı
  • Dul/yetim
  • Aile/çocuk
  • Engelli/malül
  • İşsizlik
  • Sosyal dışlanma

Elde edilen verilere göre 2017’de devletin bu kalemlere yönelik harcamaları, gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 12,3’ünü oluşturdu.

Sosyal korumanın tanımına bakacak olursak, hane halkları veya bireylerin belirlenmiş risk veya ihtiyaç yüklerini hafifletmek amacıyla devlet tarafından yapılan (anlık karşılıklı veya bireysel olmayan) tüm müdahaleler. Bu tanıma göre söz konusu yüksek rakamlar, Türkiye’nin sosyal devlet olmanın gerekliliğini yerine getirdiğini gösterir gibiydi.

Üstelik paylaşılan verilerin ayrıntılarına baktığımız zaman Türkiye’nin 2000 yılında sosyal korumaya 13,5 milyar TL ayırdığını, bugün ise 17 yıllık aralıksız artışın sonunda harcamaların 382 milyar TL’nin üzerine çıktığını görüyoruz.

YÜKSELİŞ, GSYH PAYINDA SINIRLI KALDI

Ancak üstteki tabloya baktığımızda harcamaların TL bazında artarken, gayri safi yurtiçi hasıladan ayrılan payın yüzde 8’den ancak yüzde 12’ye çıkabildiğini görüyoruz. Hatta bu payın 2009’da yüzde 13,5’a kadar yükselse de o yıldan itibaren hafif düşerek paralel seyrettiğini görüyoruz.

Yukarıdaki tabloda mor ile gösterilen çizgi ise Euro Bölgesi’nde sosyal yardımların GSYH içindeki payını gösteriyor.

2008-2009 ARTIŞI: KÜRESEL KRİZ ETKİSİ

İki çizgide de dikkat çeken noktalar, 2008 ve 2009. Euro Bölgesi’nde 2008’de 26,5 olan yüzde, 2009’da yüzde 29,3’e yükselmiş. Türkiye’de de aynı dönemde yükseliş görmek mümkün. 2008’de 11,41 olan yüzde, bir yıl sonra 13,46’ya yükselmiş. Bu yükselişlerin dünyayı sarsan 2008 kriziyle bağlantılı olduğunu söylemek kolaylıkla mümkün. Zira bu dönemde mali açıdan zorlanan ve hatta işsiz kalan insanların, yaşadıkları ülkelerde devletleri tarafından desteklendiklerini ve işsizlik maaşı gibi kalemlerle devletin kasasından civar yıllara göre daha yüksek meblağların çıktığını söyleyebiliriz.

TÜRKİYE’NİN ALACAĞI YOL OLDUKÇA UZUN

Tablodaki genel manzaraya baktığımızda görüleceği üzere Türkiye’nin, Avrupa’daki ülkeler kadar sosyal bir devlet olabilmesi için sosyal koruma harcamalarını en az ikiye katlaması gerekiyor. Yani devlet, işsizine, sosyal olarak dışlanmış vatandaşlarına, emekli ve yaşlısına, engelli vatandaşlarına, hasta vatandaşlarına çok daha iyi bakmak zorunda.

TÜRKİYE SOSYAL KORUMA HARCAMASI BAZINDA AVRUPA’DA EN ALT GRUPTA

Avrupa’da kişi başına düşen sosyal koruma harcaması miktarlarına baktığımızda Türkiye’nin Almanya ile birlikte en hızlı yükselişi gerçekleştiren ülkelerden olduğunu görüyoruz. Türkiye 2007’de kişi başına yaklaşık 782 euro harcarken 2016 sonu itibariyle bu rakam 1267 euroya ulaşmış durumda. Yani Türkiye kişi başı sosyal koruma harcamalarını euro bazında 10 yıllık süreçte 1,5 kattan daha fazla artırmış.

Ancak bu rakamlar yine de Avrupa ortalamasının yakınına bile yaklaşabilmiş değil. Avrupa’da kişi başına düşen sosyal koruma harcaması son verilere göre 8232 euro seviyesinde. Türkiye’nin bu seviyelere ulaşması için vatandaşlarına en az 6 kat daha fazla harcama yapması gerekiyor.

Türkiye gibi Sırbistan ve Romanya da benzer şekilde kötü konumda. Türkiye bu iki ülkeyle birlikte Avrupa’nın en alt sıralarında bulunuyor.

TÜRKİYE, VATANDAŞLARI İÇİN YETERİNCE ÇABA GÖSTERİYOR MU?

Sosyal koruma harcamalarının GSYH’ye oranına baktığımızda vatandaşlarına Türkiye ile benzer şekilde düşük sosyal koruma harcamasında bulunan Romanya ve Sırbistan’ın kendi ekonomileri içinde çok daha büyük payları vatandaşlarına aktardığını görüyoruz. Romanya son verilere göre GSYH’sinin yüzde 14,6’sını sosyal koruma harcamalarına aktarırken Sırbistan kendi çapında nispeten büyük bir işe imza atıyor: Ülke, GSYH’sinin yüzde 21,5’ini bu harcamalara ayırmış durumda. Avrupa ortalaması ise yüzde 28,2. Fransa, GSYH’sinin yüzde 34,3’ünü ayırarak zor durumdaki vatandaşlarını en çok düşünen, en sosyal ülke konumunda. T

ADİL GELİR DAĞILIMI VE GINI KATSAYISI

Ülkelerin sosyal adaleti sağlamada gözetebilecekleri alanlardan biri de adil bir gelir dağılımı oluşturmak. Peki Türkiye bu konuda ne kadar başarılı? Bu sorunun yanıtını ülkelerin geliri dağıtmada Gini katsayısına göre aldıkları puanları karşılaştırarak yanıtlayabiliriz.

Gini katsayısı, bir ülkede milli gelirin ülke vatandaşları arasındaki dağılımını ölçen istatistiksel bir hesaplama. Gini katsayısı, tüm ülkelerde gelir dağılımındaki eşitliği/eşitsizliği ölçmek için kullanılan en popüler yöntem. Bir ülkenin değeri 0 olduğunda tüm gelirin ülke içinde eşit olarak dağıtıldığı; 1,0 olduğunda ise ülkedeki tüm gelirin bir kişi tarafından toplandığı anlamına gelmekte.

TÜRKİYE OECD İÇİNDE SONDAN ÜÇÜNCÜ

OECD ülkelerinde gelir adaletsizliğindeki duruma baktığımızda birçok ülkenin 0,28 ila 0,351 arasında puan aldığını görüyoruz. Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç, Slovakya, Slovenya’nın bu aralığın altında kalarak çok daha iyi bir gelir dağılımı adaleti sağladıklarını görüyoruz. Skalada bu aralığı aşan, gelir dağılımında adaletsiz ülkeler ise ABD, Litvanya, Meksika, Şili ve Türkiye. Türkiye, gelir adaletsizliğinde ABD’yi bile geçerek OECD içinde Şili ve Meksika’dan sonra sondan üçüncü oldu.

2007-2016 döneminde gelir dağılımındaki adaletsizliğin bariz bir şekilde arttığı iki ülke Litvanya ve Yeni Zelanda olarak göze çarparken birçok ülkede gelir adaletsizliğinin düzelme yolunda olduğu dikkat çekti. En büyük iyileşmeyi sağlayan ülkeler ise Estonya, Letonya ve Portekiz oldu.

OECD HARİCİ GELİŞMEKTE OLAN EKONOMİLER DAHA DA KÖTÜ DURUMDA

OECD üyesi olmayan gelişmekte olan altı ekonominin ise gelir dağılımında adaleti sağlamaktan uzak oldukları dikkati çekiyor. Gelir dağılımında söz konusu altı ülke, Rusya, Brezilya, Kosta Rika, Hindistan, Çin ve Güney Afrika olarak sıralandı. Güney Afrika, 0,62 Gini katsayısı ile sosyal devlet ilkelerine oldukça uzak bir görüntü sergiledi.

Son veriler, Türkiye’nin sosyal koruma harcamaları bakımından iyileşme sağlasa da bu iyileşmenin sınırlı kaldığı, bu alanda ve gelir adaletsizliği alanında alması gereken çok yol olduğunu gösteriyor.

Video