DOKUZ8 GÜNDEM İNSAN HAKLARI Veri Haberciliği

Verilerle denetimli serbestlik uygulaması: 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana denetimli serbestlik kapsamındaki kişi sayısı 2 kat arttı

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı’nın verilerine göre son 2,5 yılda denetimli serbestlik uygulamasına tabi olan kişi sayısı 2 kattan fazla artarak 500 bine yaklaştı. Uzun tutukluluğun bir cezalandırma yöntemi haline geldiği yönünde eleştirilerin öne çıktığı Türkiye’de cezaevlerindeki doluluk oranlarının yükselip kapasitelerin zorlanması, uygulamanın yaygınlaşmasında ana etken oldu.

Denetimli serbestlik uygulaması, yürürlüğe girdiği 2005 yılından bugüne oldukça fazla hükümlüyü kapsayarak devam ediyor. Avustralya modelinden esinlenilerek ülkemize uyarlanan bu sistem, her gün karakola giderek imza atma, kamu yararına çalışma, eğitim programlarına ve sosyal programlara katılma zorunluluğu gibi değişik koşulları içinde barındırıyor.

DARBE GİRİŞİMİNDEN SONRA ARTIŞ GÖSTERDİ

15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişiminin ardından cezaevlerindeki doluluğun azaltılmasına yönelik çalışmalar sonucunda denetimli serbestlik uygulamasından faydalanan kişi sayısında ciddi bir yükseliş göze çarpıyor. Hatırlanacağı üzere 17 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan 671 sayılı KHK ile denetimli serbestlik uygulaması ile 7 Temmuz 2016’dan önce işlenen suçlarda hapis yatma koşulu 2/3’ten 1/2’ye düşürülmüştü. Böylece takip ve denetime tabi olanların sayısı tek seferde artırılırken, cezaevleri 15 Temmuz sonrası gerçekleşecek operasyonlar için boşaltılmıştı.*

Geçtiğimiz yılın sonunda yayınlanan 2017 yılı sonu ceza infaz kurumu istatistikleri de bu gerçekle örtüşüyor. Cezaevleri nüfusu 2013’ten sonra kesintisiz şekilde artarken artış hızı 2016 yılı ile hız kazanıyor, kapasiteler son haddine kadar zorlanıyor. Cezaevlerine yeni ‘sanık’ların girdiğini tutuklu sayısının artışı ile görebiliyoruz. Hükümlü sayısının 2015-2016 arası azalışı da 671 sayılı KHK’nın etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor.

‘SİYASİ HÜKÜMLÜLERİN YARARLANMASI ENGELLENİYOR’

Denetimli serbestlik sayılarını dokuz8HABER’e değerlendiren İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “Bu sayıların bu düzeyde artmasının esas sebebi elbette cezaevlerindeki doluluk oranları. Devlet cezaevlerini boşaltmak için bu uygulamayı yaygın olarak kullanıyor. Fakat, daha çok adli mahkumlara kullanılıyor. Siyasi tutukluların yararlanması ise kısıtlanıyor. Bu yazılı bir kural değil ama o kadar çok uygulandı ki artık bir rutin haline geldi. Örneğin, bir siyasi mahkumun denetimli serbestlikten yararlanması için örgüt üyesi olmadığını kanıtlaması gerekiyor. Böyle bir kanıta neden ihtiyaç duyuluyor bunu bilemiyoruz ama bu oldukça yaygın bir uygulama” dedi.

‘SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI YAPAN BİLE ÖRGÜT ÜYESİ OLMADIĞINI KANITLAMAK ZORUNDA’

Siyasi mahkumlar üzerindeki kısıtlamanın adeta bir yasa hükmü gibi uygulandığını belirten Yoleri, “Sadece örgüt üyeliğinden yargılananlar değil, sosyal medya paylaşımları üzerinden yargılananların dahi örgüt üyesi olmadığını kanıtlaması isteniyor. Böylece paylaşım yapan kişi, zaten üye olmadığı bir örgüte üye olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Bunun dışında cezaevinde hücre disiplin cezası alan siyasi mahkumların da denetimli serbestlik hakları ellerinden alınarak tüm cezayı yatmaya zorlanıyorlar” dedi.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİYE BIRAKILMASINDA CİDDİ AZALIŞ

Denetimli serbestlik ile aynı tarihlerde uygulanmaya başlayan hükmün açıklanmasının geriye bırakılması uygulaması ise, iki yıldan daha kısa süreli hapis cezası alanların, infazlarının cezaevine gönderilmeksizin 5 yıl boyunca ertelenmesi anlamına geliyor. Kişi 5 yıl içerisinde kasıt ile suç işlediği takdirde ertelenen ve işlenen suçun ceza sürelerinin toplamını cezaevinde geçiriyor. Veriler, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması tedbirinin ise 2014’ten itibaren düşüşe geçtiği görülüyor.

‘TEKRAR SUÇ İŞLEME HAKKI OLARAK GÖRÜLÜYOR’

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarındaki düzenli ve ciddi gözüken düşüşü Dokuz8HABER’e değerlendiren Avukat Baran Kaya ise bu sonuçların sadece hukuken değerlendirilemeyeceğini söylüyor. Kaya, “Bu tür uygulamalar, Batı’da ıslah amaçlı, kişiye suçtan uzak kalması için bir şansın daha verilmesi şeklinde yorumlanırken, ülkemizde kişilerin tekrar suç işleme hakkı elde etmesi olarak algılanıyor. Çünkü hükümlü, zaten o suçu neden işlememesi gerektiğini bilmiyor. Ve devlet ona ‘Suç işledin ama ben sana ceza vermiyorum bir daha yaparsan vereceğim’ diyor. Genelde de kişi tekrar suç işliyor zaten” dedi.

‘CEZALAR ARTIYOR FAKAT SUÇ ORANLARI AZALMIYOR’

Başlarda iş yükünün azaltılması adına hükmün açıklanmasının geri bırakılması sayılarının yüksek olduğunu belirten Kaya, “Şu an yaşanan azalmanın iki sebebi var; Birincisi, uygulamadan yararlanarak cezaevine girmekten kurtulan kişinin daha sonra tekrar kasten suç işleyerek hakim karşısına çıkması ve bu uygulamadan tekrar yararlanamaması. İkincisi ise, iki yıldan fazla ceza alan insanların sayısındaki artış. Burada asıl önemli olan, ceza vererek ıslah edilemeyeceğinin kabul edilmesi. Görülüyor ki yüksek cezalar verildiğinde ya da hapis yerine denetim uygulanmasıyla suçta bir azalma yaşanmıyor. Çünkü ceza-adalet sistemimiz bilimsel değil. Böyle olunca da ceza-adalet sistemimizin suç ile mücadalede işlevli ve yararlı olmadığını görüyoruz” dedi.

Medya takip ve raporlama ajansı PRNet’in 2018 yılında basına yansıyan olaylar üzerinden derlediği verilere göre Türkiye’nin başkenti Ankara’daki suç oranı yüzde 42,76 olurken, en kalabalık şehir olan İstanbul’da bu oran yüzde 49,83 şeklinde görüldü.

 

* Aynı KHK ile (671) 7 Temmuz 2016’dan itibaren işlenen suçlarla ilgili denetimlilik süresi 1 yıla, hapis süresi de 2/3’e çıkarıldı.

Video